Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Balıkçı Memleketten ayrıldı

“Merhaba… Bir gün, bu memleketten ayrılacağım. İnsanlar doğdular, sevdiler, öldüler… Merhaba ! ”


Ölümünden bir süre önce Bodrum’un mavi beyaz dalgalarının kumsallarına vurduğu yerlerden birinden işte böyle seslenmişti Koca Balıkçı. 13.Ekim.1973’de de ayrıldı gitti aramızdan, memleketten. İçinde yaşadığı mavi dünyaya memleketim derdi Balıkçı. Dünya vatandaşıydı çünkü. Arşipel başta tüm denizler onundu. Anadolu başta tüm antik kentler, uygarlıklar, insana dair ne varsa yüreğine aitti. Mausoleum’u da, Efes’i de, Bergama’yı da aynı aşk ve iştahla sahiplenmiş, güzel vatanını, Anadolu’sunu çok sevmişti.
Bir tarihte Knidos ‘a Bodrumlu Balıkçılarla beraber ava gidip de gece orada kaldığında, bir rüya görmüş, rüyasında Afrodit’le sohbet etmiş balıkçı. Afrodit ona “Ben anneyim, ben doğurganım, ben hayatın ta kendisiyim” demiş, balıkçı uyanıp da tan kızıl kızıl ağarırken tepelere bakıp “Ben artık asla uyanmayacak, ama her zaman insanoğlunun usunda var olacak bir şehre bakıyorum” demişti.
Genlerimizde ne kadar Akdeniz, Anadolu antik çağlarının insanının yani atalarımızın bıraktığı izler varsa memlerimizde de ( genin zihinlerimizdeki atalardan sürekli aktarılan fikri karşılığı) bu izler var ve babadan oğula aktarılıyor. Halikarnas Balıkçısı’nın bıraktığı genler, üç evladında ve torunlarında nesilden nesile aktarılırken, yarattığı memler koca bir gezegende dolaşmakta ve başta biz tüm dünya insanlarına aktarılmakta artık. Cevat Şakir bu topraklarda, bu denizlerde ben denizciyim, ben arkeologum, ben tarihçiyim diyen insanların memlerinde vardır. Bastığınız her antik taş, gördüğünüz her görkemli eser, dolaştığınız denizlerdeki her bir mavi damla, kıyılarda seyre daldığınız ağaçların her bir yeşil yaprağı, onun yaratıp bize bıraktığı devasa memlerinin gücü ve sevgisi altında bakar size.


Cevat Şakir demek Arşipel demektir. Cevat Şakir demek Anadolu antik kültürü demektir. Cevat Şakir demek Gökova demektir. Ve Cevat Şakir demek Baba demektir. Anadolu’ya sevdalı, denizlere aşık, Balıkçı’nın torunları bizler, Halikarnas Balıkçısı’nın genlerini taşıyor, memlerini yaşatıyoruz. Yazarak, anlatarak, fotoğraflayarak…
İnsanın kendisini her şeye sahip hissedeceği bir yerde, yeni bir Eylül akşamı başlamak üzere. Güneş, görünen tepelerin doruklarına değmek üzere. Hala mavi gökler, tepemdeki bulutların asude seyirlerinin ara duraklarında güneşin son kızıl ışıklarını bulunduğum koya gönderiyor. Sahilden kısık ama gürül gürül bir rock parçası tınlıyor havada. “ Do you feel allright?” Günün yorgun dalgaları zar zor ulaştıkları, güvertesinde uzanıp akşamın olmasını gözlerimi kapatıp beklediğim teknemi yavaşça sağa sola sallıyor. Gözlerim bazen açılıp, sadece o akşam olacak eşsiz akşamüstünü seyre dalsa da çokça kapalı. Teknemin direğine yaslı minderlere kafamı dayamış, gelmekte olan bu ılık akşamüstünün kıymetini anlayacak gönlü olanın ancak şahit yazılabileceği anların tamamını içime, zihnime, yüreğime almaya çalışıyorum. Kıyıya 30 metre mesafede alargada salınan tekneme, binlerce ağustos böceği sesleniyor; Do you feel allright ?


Teknemi sallayan soluganlar bir an sonra sahile kavuşunca milyonlarca taşa komut veriyor. “Haydi akşam oluyor seslerinizi yayın doğaya, akşam şarkınızın zamanı geldi işte” Sırtlardaki zakkumları biz onları seyrettiğimizi sanırken aslında onlar rüzgarda sallana sallana bu güzel akşamüstünü seyrediyorlar gizlice yerlerinden. Halat gıcırtıları, direklerin sesleri, uykuya götüren ninniler gibi geliyor kulaklarıma. Elimdeki kitap düşüyor sonra güverteye. Dalıp gidiyorum bir benzersiz tatlı uykuya. Uyurken çocuk sesleri geliyor uzaklardan. Denizcilerin çocuklarının mavi sesleri. O güzel deniz çocuklarının sedaları kaplıyor iyot kokularıyla beraber havayı. Gözlerimi açamıyorum bir süre. O an, zaman donsun, takılı kalsın istiyorum. Ben de asılı kalan zamana tutunayım ve burada sonsuza kadar kalayım istiyorum. Bu tilki uykusu çok kısa sürüyor, fırışka havada yelkene patlayan ufak bir sağanak gibi… Gözümü açıp kendimi sahilin olduğu sancak tarafından ufku gördüğüm iskele tarafına deviriyorum. Ufuk çizgisine arkadaş, bembeyaz bir yelkenli gidiyor, ufkun ötesine geçecekmiş gibi. Ufkun ardındaki kızıl ışıklara doğru rota tutmuş gidiyor yavaşça… Gökteki beyaz bulutların arasından zaman zaman açılan ufak açıklıklardan tramlı mavi ışıklar yağıyor üzerime. Gözüm dibe takılıyor sonra. Gündüz avlayıp, ufak bir yavru olduğunu gördükten sonra denize geri bıraktığım ahtapot kayanın kovuğundan bana gülümsüyor gibi geliyor o güzel akşam rahiyasında. Onu denize geri bırakmış olmak, avlamaktan daha fazla huzur veriyor bana. İyi his dalgaları düşük salınımlarla yayılıyor benliğime.
Civar teknelerden sohbet sesleri yükseliyor çam ağaçlarının tepelerine. Yaşamın en güzel yüzü bu ufak koyda en zengin ve ihtişamlı haliyle çıkıyor karşıma. Yalın ve tek. Bir süre dalıp seyrediyorum olan biten her şeyi. Sonra kitabıma geri dönüyorum. ‘ Ötelerin Çocukları’. Denizcilerin, deniz emekçilerinin, hayatlarını mavi deryalarda tüketenlerin, ekmeklerini lacivertlerden çıkaranların evlatları. Onların oğulları, kızları. Deniz insanlarını anlatan Halikarnas Balıkçısı’nın o unutulmaz romanı.

Cevat Şakir’in bir lafı vardır;
Bir yerin güzelliğini, denizlere olan aşkını, insan sevgisini ya da doğa sevdasını anlatırken zaman zaman durur ve “değil mi ya” der. Bu karşısındakinden bir tasdik istemekten, teyid ettirmekten ziyade, “ Nasıl olur da bunu görmez insanoğlu” dercesine söylenen bir teessüf ifadesidir Balıkçı’nın.
Kafamı kaldırıp iskele gurcatamda salınan flamasına bakıyorum Balıkçı Baba’nın. Rüzgar Baba’nın çizdiği portresinin altında şöyle yazıyor. Doğumunun 120 ci yılı. Öyle, bu sene 120 yaşında bu koca adam. Oysa Balıkçı tam 37 yıl önce denizleri, Cova’sını, ötelerin çocuklarını bırakıp gitti buralardan. Aklımın her yanında, yüreğimin merkezinde, ruhumun içinde yaşayan büyük Balıkçı’nın kendisi yok işte. Yokluğu çok acı verici. Dolaştığı denizlerde, gezdiği yerlerde yaptıklarını, dediklerini bildiğim, hayalimde canlandırdığım için oralarda teknemle gezerken ya da Halikarnas yollarını arşınlarken, sanki varmış da ben bir türlü ona rastlayamıyormuşum gibi geliyor bana. Ya birkaç dakika ile geçmişiz aynı sokaktan. Ya da o benden bir iki mil ötede basmış yelkenlerini, çizmiş rotasını Cova’nın başka mavi sularına. Ya da ben Efes’deyken o Bergama’ya doğru yola çıkmış gibi.
Elbette fikirleri, felsefesi, aydınlık eserleri ve büyük sevgisi ile yaşıyor o.


Balıkçı “ Ölüm yaşama sığar ama hayat ölümü aşar” derdi. Denizin kenarında oynayan, yüzen çocukların seslerini duyunca, yaşamın, var olmanın her şeyin üstesinden geldiğini bu koyda görüyorum. Ama yine de içim hüzün doluyor. O yok işte. Flaması teknemde dalgalanıyor, kitabı elimde, adı hafızamda, felsefesi yüreğimde, kısa süre önce ulaştığım sesi kulağımda ama kendisi yok işte, yok…

Onu tanımak isterdim.
Onunla Efes’e gidip o anlattıkça gezmek, öğrenerek düşünmek isterdim.
Onunla Cova’da ay ışığı altında geceleri balığa çıkıp orfoz avlamak ve laflamak isterdim.
Bodrum kalesini saatlerce birlikte gezmek, Halikarnas’ın antik tarihini ondan dinlemek isterdim.
Teknesi Yatağan ile milyarlarca dalgayı beraberce yarmak, milyonlarca yıldızı sessizce aynı anda seyretmek isterdim.
Bodrumun her yanına imece usulü çiçekler dikmek, Knidos’a rota koymak, yelken basmak, Knidos Afrodit’ini ondan dinlemek isterdim.
Anadolu Efsanelerini sıcak Bodrum gecelerinde balıkçı ya da süngerci kahvehanelerinde cigaralarımızı tellendirirken konuşmak isterdim.
Ya da Üsküdar’dan Kadıköy’e yürümek…
Azra Erhat ve Selahaddin Eyüboğlu ile tartışırken onları dinlemek.
Manevi oğlu Şadan Gökovalı’yla İzmir Kordonda Amazonların İzmir’i kuruşunu anlatırken kulak misafiri olmak isterdim.
Azrasına mektup yazarken yanında oturup çay yudumlamak isterdim.
Heredot’tan Homeros’dan Artemisia veya Iyonya’dan bahsederken onunla olmak.


Ekim 1973 de bitti Balıkçı’nın yaşamı. Dediği gibi oldu. Bu memleketten ayrıldı. Sondan beş dakika önce kızına espri yapacak kadar cesur, tükenen zamanı yaklaşırken dahi berrak zihni ile ayrıldı dünyadan, mavi memleketinden. Ve o gittiğinde ben onunla çok eski atalarımızdan miras genleri ve memleri taşıyan 3 yaşında bir çocuk olarak buralardaydım. Hayat ölümü aşıyor, o başka memleketlere varmak üzere yelkenlerini açıp giderken, ben henüz tanımadığım, varlığını bilmediğim bu koca adamın memleketine palamar halatlarımı henüz bağlıyordum. 3 yıl beraber yaşamıştık bu dünyada, eski memleketinde onun. Adını ilk kez duyduğum, yazdığı ilk çocuk hikayesini okuduğum 8 yaşımdan beri peşindeyim Balıkçı’nın. Tam 32 yıldır. Ve onun tüm diğer evlatları gibi ben de 13 Ekim’de Bodrum’daki beyaz yatağının başında olacağım. Ona sadece ikimizin bildiği içimdekileri dökeceğim. Belki yutkunamayacak, o yok diye hayıflanacak, orada öylece saatlerce kıpırdamadan duracağım. Arşipel, Gökova ve Anadolu Üniversitelerinin kurucusu, ilk ve son öğretmeni Halikarnas Balıkçısı’na onun öğrencisi olduğumu ve asla mezun olmayacağımı, hep öğreneceğimi fısıldayacağım…
Diploma alıp mezun olmaktansa sürekli öğrenci kalıp okuyacağımı anlatacağım...


Uzaktan cefakar bir Fethiye balıkçısının pancar motorlu ekmek teknesinin sesi duyulmaya başladı. Pat pat pata pat pata pat.
Kızıllık artık denize indi. Tam Homeros’un şarap renkli deniz dediği deniz oldu deniz. Ağustos böcekleri yoruldular. Sesleri azaldı. Ahtapot görünmüyor artık. Rüzgar yarın güneş tepeye varana dek çekildi. Gök lacivert haliyle karalara dönmeye hazır artık. Çocuk sesleri kesildi.
Soluganların sonuncusu az önce teknemi yaladı gitti. Sallantılar bitti. Gün, az sonra yaşanmış, tükenmiş olacak. Gece hükmünü sürmeye başlayacak. Sabaha ise gün geceyi aşacak, hayat kaldığı yerden devam edecek yolculuğuna.


Hep ufka giden ama yol alsa da yine hep ufku gören yelkenlinin kaptanıyım ben. Ufka gittikçe ufuktan başka bir şey göremediğim, bir yere varamadığım bir rotası var teknemin. Varamadıkça da sadece Balıkçı’ya ulaştığım onunla olduğum bir eski rota bu…


Kafamı yukarı kaldırıyorum. Güneşten kalan son kızıl ışıkların loşlaştırdığı flamadaki Balıkçı bana bakıp gülümsüyor. Minnet ve özlemle bakıyorum onun gözlerine. Ve o an anlıyorum.
O artık ;
Gökova’da rüzgar
Bodrum’da deniz
Akdeniz’de mavi
Ege’de zefir
Efes’de ses
Bergama’da can
İstanbul’da mem
oldu…
Thales’in dediği gibi madde ölümsüzdür. Ama canlıdır da. Ötelerin çocukları elimde. Balıkçının ruhu içinde. Okumuyor sanki onu dinliyorum. Anlatıyorum ona da bu anlattıklarımı. Dinliyor dinliyor ve sonra bana sesleniyor Balıkçı Babam;
...Değil mi ya..!
 

Cenk Şahin

 


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri