Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Şehir Gangavaları

Gecenin şom zifirinin içinden hayat ile ölüm arasında öttürülen kıyamet borusu gibi siren sesleri gelir şehirde insanların kulağına hızla hastanelere varmaya çalışan ambulanslardan. Ya da başkalarının hayatını ya çalarak bazen de yok ederek alanların peşinden koşan polis arabalarının sesleri. Yatağında uyuyan şehrin duyarsız, bencil ve obur adamları şöyle bir gözlerini aralar, kulaklarını kabartır ve sonra yeniden dalarlar uykuya. Hayat evlerin içinde devam ederken, dışarıda ölüm siren sesleri ile alacağını alır.
Ringa balığı mürekkep balığını yer yakamozlu gecelerde avlanırken. Ve sonra on binlerce yumurta bırakır denize. Ringalar avlanıp yumurta bıraksalar sürekli, bir süre sonra denizlerin tamamı ringalarla istiflenir ve kaskatı olur. Ama hayat, kardeşi ölümü çağırır yardıma. S.O.S. çağrısına önce barakudalar cevap verir ve ringalara saldırır. Yetişen lambukalar ise barakudaları avlar. Ama denizler ringa ile dolmadıkları gibi lambukaylada dolmaz asla. Günün sonunda köpekbalığı gelir ve lambukayı midesine indirir. Ve doğanın hassas dengesi gereği köpekbalığı binlerce yumurta değil sadece bir yada iki yavru yavrular. İşte ölüm hayata yardım etmiş onu aslında ölümsüz kılmıştır.

Bu koca paradox insanın en büyük açmazı ve inanırsa kaderin ta kendisidir.
Kentlerde yaşamak, rutin denilen şeylerin toplamı olarak algılanmaya başlandı. Aynı saatte kalk, aynı yerden işe git. Bütün gün aynı şeyleri yap. Akşam olunca trafiğe gir. Evine gel. Aynı masada benzer şeyleri ye. Televizyon denilen canavarın karşısında zamanını zavallıca öldür ve git yat.
İşte insan, bütün bunları yaparken hiçbir şey yaratamaz. Dünyaya ya da kendisine ait bir noksanı tamamlayamaz. Var olanlara bir var daha katamaz.
Şehirde yaşamak rutin günlerde soluk almak, denizde yaşamak ise yeni şeylerle nefes almaktır.


Değirmendir metropoller. Her gün öğütecek yeni şehir mahkumlarını alır dişlerinin arasına, çiğner ve sonra da tükürür varoşlara yada şehrin ıslak, karanlık, eski köşelerinden birisine. Kalabalıktır şehirler. Ama herkes yalnızdır. Gürültülüdür, bağırır kentler gece gündüz. Ama boş bir tınıdır şehrin sesi. Nota bilmez, akor basamaz. Bestelenemeyen bir hayatın arızalı notalarıdır bu koca pis gürültü. Sırf konuşmak için konuşanların ve paranın arkasına oltaya takılmış balık gibi takılanların çıkardığı kakofoni, doğanın kendi sesini ve saf sessizliğini paramparça eder. Oysa insana özgürlük veren iki şey vardır. Issızlık ve sessizlik. Kendini bulmasına yardım ederler insana.


Denizci adamın tek istediği ses dalgaların kırılıp çıkardığı köpüklerin fısıltılarıdır. Bu sihirli fısıltılar ıssızlık, özgürlük ve yalnızlık duygusu saçarlar denizlerdekilere. Yalnız kalmayı başarmış ve kendine yeten insan da evrenin mavi ovasında süzülürken kendisiyle hesaplaşmaya başlar. Şehrin caddelerinde, metrolarında, gökdelenlerinde görülemeyen hesap, denizde açılır rüzgarlarla. Açık denizde her şey geride kalır ve insan uzaya çıkarak kendisini kuşbakışı görmeye başlar.
O an doğup büyüdüğü şehrin azılı tutsağı olduğu mizana mandarının direği vınlatması gibi aklına kırbaç darbeleri indirir. Masmavi derya, ulu dağlar, binlerce çam yeşili ve kekik rahiyası aklın kıvrımlarını doldurdukça doldurur. Ve kendini görür aşağıda. Ak pak yelkenlerin torları arsında bir adam görür dümende. Sevinir orada olduğuna. Berraklaşır aklı, pulvarize olur kentin pis fikirleri ve 50 knot hızla püskürtülür beyninden ufuklara. Bedeni aşağıda, ruhu yukarıda, kendini rüzgarlar gibi hisseder. Koca ummanları dalgalandıran efendi rüzgar gibi. Bıraksan esip fırtına olur, o kadar…
Bu manzarayı gören adam artık o eski adam olamaz. Bildiği dünya da o eski dünya. Yere inmek korkutur. Bedenine kavuşmak tereddüt ettirir artık. Yeni ben eski bene şüphe ile bakar. Sonra gözlerini açar aniden. Soluk soluğadır. Rotasını karadan denize çevirir aniden. Ufukta sadece deniz görünsün ister. Yeni rotasında öylece kalakalır. Sonra sorgulama başlar. Cebindeki paraları derinlere fırlatır bir hırsla. Kurtulmak istercesine. Denizle bütünleşir. Saf mavi olana dek. Ruhunu yıkayacak ne de çok su gerekir ona. Oysa bir damla denizin tuzu yetecek de artacaktır.
 

Şehirdeki görünmez prangalı adamlar Kösemen mahkumudur. Koyun sürülerinin başına kösemen denen kocaman bir koç koyarlar. Bu koç sürü bir yerden bir yere giderken ne yaparsa ardındaki koyunlarda aynısını yaparlar. Çoban değneğini kösemen koçun önüne engel diye tutar. Kösemen bu engelin üzerinden atlar. Çoban değneğini çeker ama yüzlerce koyun tam da kösemenin hopladığı yere gelince hiç nedensiz havaya hoplar. Mantıklı bir neden olmaksızın son koyun geçene dek tamamı hoplar zıplar. Şehrin kösemenleri ev yapar koyunlar alır, kredi verir, işe gider, para kazanır, daha da kazanır, daha çok, en çok kazanır, herkes de arkasından hoplar, zıplar. Her hoplamada ya ayakları burkulur, ya tırnakları kırılır, ya bir yerleri kanar. Zıplayanlar ya düşerler, ya yuvarlanırlar yada tepetaklak olurlar. Kösemen ise geçer gider.
Şehir demek kalabalık demek. Ne kadar çok insan ise o kadar çok dert demek. Kirpiler, evrim sürecinin başlarında bir tehlike ya da saldırıdan korunmak isterken birbirlerine çok sokuldukları ama bu yakın durma esnasında da dikenleri ile istemeden birbirlerini yaraladıklarını ve bunun da bir kısmının ölümüyle sonuçlandığını görünce bu kez birbirlerinden alabildiğince uzak durmaya başlamışlar. Ama bu sefer de avcılar yalnız dolaşan kirpileri bir bir avlamaya başlamış. Bu yolla da hayatta kalmayı başaramayan kirpiler sonunda makul bir mesafede yan yana gelerek tehlikeyi karşılamaya başlamışlar. Evrim başarıya ulaşmış. İnsanlar büyük şehirlerde ya yapış yapış mesafesiz tanışıklıklar ve ilişkiler kuruyorlar yada karşı komşusunun adını dahi bilmeyecek kadar uzak ve bencil bir hayat sürüyorlar. Şehir insanları kirpilerin tamamladığı evrim sürecini tamamlayamamışlar henüz. Onların hepsi gangavadır. Şehrin dibini sömüren, ne var ne yok yalayıp yutan gangavalar…


Masada kalesinde Romalılar tüm Yahudileri katletmiş, şans eseri ikisi kadın, beşi çocuk yedi kişi sağ kalabilmiştir. Bu toplu yok ediliş zihinlerin baş köşesine yerleşmiş, genlerle atadan oğula aktarıla aktarıla bugüne gelmiştir. Bu büyük korku beraberinde yok edilme kompleksi yaratmış bu da insanları istemeden gaddarlaştırmıştır. İşte metropoller böylesine gaddarlarla doludur. Hayatta kalmak istiyorsan bul ve yok et. Yaşamak için ez, sömür, gerekirse öldür. Bu felsefe uğruna büyük bir savaş vardır büyük kentlerde. Masada kompleksinin insanlarıdır onlar.


Rubicon nehri, Roma Cumhuriyeti döneminde generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olduğu nehirdi. Rubicon, kuzeydeki Galya ile güneydeki Roma arasında sınır çizgisi olarak kabul edildiğinden kanunlarla Romayı tehdit edebilecek askeri girişimler engellenmeye çalışılıyordu. Ama M.Ö. 49 yılında Jül Sezar ordusuyla nehri geçince korkunç bir iç savaş başlamıştı. Her insanın derinlerinde bir Rubicon nehri vardır. Nehrin öteki yanında özgürlük, bu tarafında ise esaret. Geçenler içlerindeki savaşı başlatırlar. Bu yüzleşme sonunda esaret eyaleti terk edilebilir ancak. Ama çok azı Rubicon’unu aşar. Geçenler artık şehirde kalamazlar.
Büyük düşünür Nietzsche insanlarda iki çeşit ana akım vardır der. Biri Akademik öteki diyonisyak. Bilinene sıkı sıkıya bağlı ve kaybetme pahasına öğretilerini uygulamakta inat ve ısrar edenler akademiklerdir. Savaş kaybetme pahasına akademik davranan komutanlar, bilineni anlatan öğretmenler, aynı hamlelerle oynayan oyuncular gibi. Ama doğruları anlatsalar da yeni bir şey söylemez, ufuk açamazlar. Durmaksızın yerlerinde sayarlar. Duygu dünyaları kıt, adeta kölemen koçunun ardındaki koyun gibidirler. Ya Diyonisyaklar !? Bilinmeyenin, yaşanmayanın peşindirler. Tabiatı izlerler, ve takip ederler.
Dünyanın ilk Diyonisyakları İyonyalılardır. Yaşama ve doğal güçlere inanır ve severler. Bugünkü şehir insanlarının neredeyse tamamı Akademik ilkel kirpilerdir. Hem kalıplarından çıkmazlar hem de dikenleri ile birbirlerini yaralayıp dururlar.


Peşi sıra hoplamaktan, dikenleri ona buna batırmaktan, akademik takılmaktan, gangava olmaktan, Rubiconun öte yanında kalmaktan vazgeçenler, uzaya çıkacaklar ve paraşütle süzüle süzüle denizler ülkesine ineceklerdir…Cesaret ettiklerinde...

Cenk Şahin
 


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri