Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Cehenneme ateş taşımak

İçinde karanlık biriktirenlerin dumanı kendi gölgesine siner. Gölgesinin karanlığı çöker hayatındaki molalara. Ve aslında cehennemde hiç ateş yoktur. Herkes kendi ateşini taşır giderken. O ateş kadar yanar, o ateş kadar parlar, o ateş kadar ışıldar. Ateşin aşktan, aşkından yanmışsa, sen cehenneme vardığında bile sapsarı, kıpkızıl ve ışıl ışıl yanarsın sonsuza kadar... Aşkla.. Tutkuyla...Lakin ateşin kötülüğün ve ihanetinden alev almışsa, cehennem ateşi bile aydınlatmaz ruhunu. Seni gölge eder. Karanlık bir sonsuzluğun içinde siyah ateşler içinde kaybolmaya gidersin usulca... Yanarsın ama karanlıksındır. Işığı hiç göremeden yok olmaya gidersin... Acıyla ve çaresizliklerinle birlikte...

--------------------------------------

Hep ordaydım işte… Hep karanlık hep loştu bulunduğum yer… Sertti… Üzerine uzandığım ve kıpırdamadan durduğum taşlar, binlerce yıl öncesinin ruhumdan mı oraya dökülmüşlerdi yoksa ben yüzlerce yıl eskiye gidip de mi onlara kavuşmuştum hatırlamıyordum. Hiç bitmemiş ama kaybolmuş bir sevdanın arta kalanıydım. Onu aramış, bulmuş, tatmış ve kaybetmiş bir adamın ıslak ruhundan başka bir şey değildim artık. Sefil değildim belki ama tutsaktım. Duvarlar vardı etrafımı saran. Siyah taşlar, duran...Kıpırdamayan... Ta en başından beri buradaymışım gibiydim. Burada doğmuş.. burada yaşamakta… ve burada ölecek olan… Eski bir kalbi sarmadan, eskilerden bir ruhla tanışmadan yok olup eriyecek bir kar tanesi misali… Işığı, denizleri ve aşkı görmeden yaşıyor gibi.

Yüksek duvarın en tepesinde, parmaklarımın yakalayamayacağı yerdeki ufak pencereden içeri girerdi kızıl ufkun sıcak ışıkları. Ne ufku bilirdim ne güneşi. Ne de denizleri… Ateş ışıkları bana mı gelirlerdi yoksa taşlara gizlenmiş, sinmiş aşkı aramaya mı bilemezdim. O pencerenin aralığından bazen yağmur damlaları düşerdi loş taşların üzerine, göz bebeklerime… Yoksa gözlerimden akan yaşlar mı beni terk edip kaçarlardı bu zindandan göklere ayırt edemezdim pek. Ne sıcak sarı ışıklara ne de mavi damlalara benimle kalın diyemezdim. Giderlerdi gece olunca hep. Kıpırdamadan soluk alıp verirken bu loş ve ıslak odada beni neden bu zindana attıklarını düşünürdü zavallı zihnim. Parmak aralarımdan akan terler siyah taşlara sızar usul usul, taşların kokularıyla karışır tüm benliğimi sararlardı.

Bir kadın terletsin isterdim oysa beni. Aşkının ateşiyle, yüreğinin korlarıyla sarsın, ısıtsın… Gözleriyle yaksın isterdim ruhumun içindeki erkeği. Terlerimiz karışsın, tatlarımız ele geçirsin sevdamızı. Ne yaparsan yap olmazdı oysa… Aradığım, beklediğim özgür bir ufkun mavi esintisiydi. Oysa ben buraya sıkışmış bir sistim. Kesif ve ağır bir duman. O dişi esinti bana ulaşırsa dağıtır, savurur, deler geçerdi.

Öyle de oldu… Bir gün tepedeki penceremden içeri bir fırtına esti. Tanıdık bir rüzgar. Bilmediğim renkleri getiren, kayıp öteki yarım. Onu görünce delirdim… Aşık oldum… Ama ya sonra… Bu daracık, karanlık tutsaklığa onu da mı ortak edecektim… sonra… Sonra git dedim ona. Git… Buraya ait değilsin. Karanlığa, tutsaklığa, yalnızlığa ve çaresizliğe ait değilsin sen, git… Sıkışıp kalmış ruhların saklandığı taşlara, bin yıllık taş tutmuş yüreklere, aranmamış, bulunmamış, taşlaşmış ve terk edilmiş aşklara ait değilsin, git…

Gitmedi… Belki istedi... Ama gitmedi, gidemedi... Esti esebildiği kadar… Hapis ruhuma vardığında dindi rüzgarı… Fırtınası sustu. Oysa gizem dolu sis dağılmadı, öylece kaldı… Denizi aralayıp geçtim sandı bir aşktan, zamanı durdurup geriye döndürdüm zannetti… Ne zaman duruyordu ne de deniz… Sonra birden tanıdık birbirimizi. Oydu… Hatırlar gibi oldum… Ya ayrılmıştık ya ayırmışlardı… Beni öldürmüş, onu yok etmişlerdi... Eskiden geliyordu. Eskimdi... Eskisiydim...

Geriye aşk kalmıştı. Esintide can bulan, siste yok olan bir eski aşk. İlk kez doğrulur gibi oldum, ellerimle göğe uzanır gibi… Kızıl bir ateş gördüm…yanan… oydu… gelmişti… beni değil, kendini kurtarmaya… Damarlarımdaki kan hızlandı, atmayı unutan yüreğim atmaya başladı… Ruhum uyandı uykusundan onun sıcaklığıyla… Yuttuğum, unuttuğum acı bir tat tükürmeye başladı sızlayan gönlüm… Baktım zindanıma… ben vardım, bir de yığınla acı… Karanlık mı yutmuştu ışıkları yoksa aydınlık mı terk etmişti beni aniden anlamadım. Kavuşma mıydı bu yoksa bir ayrılık başlangıcı mı bilemedim.

Hayaller ve masallar çoktu biliyordum bu karanlık hücrede. Gerçek neydi neredeydi soramadım… Onun kalbi büyüktü, benimse ruhum… Sertti kaybolmuş aşk. İkimizi de kanırtacaktı anladım… İyileşecek miydim yoksa hastalanmaya mı başlıyordum çözemedim… Acıyacaktık, çok acıyacaktık biliyordum… Ayağa kalkmaya karar verdim. Yaşamdaki ilk adımlarım gibi… Elimden o tutacaktı, tutacak mıydı… Doğrulmaya başladım gülümseyerek… Yavaş yavaş yükseldikçe pencereye yaklaştı gözlerim… Gel dedi aniden, gel… Uzattım ruhumu…Tuttu… Gideceğiz sandım, alacak beni sandı… Ama yine düştüm… daha önce kaç kere daha düşmüştüm hatırlamadım. Hatırlatmak istemedi. Adı umuttu. Umutsuzluğu bilmiyordu. Ben biliyordum. Söyleyemiyordum… karanlığa…ıslak ve soğuk taşların üzerine düştüm… yalnızlığa… çaresizliğe… düştüm… sertçe.. acımasızca… acıdı canım.. çok acıdı hikayem…

Anladık ki ya ikimiz de burada tutulacağız çaresizliğe ya da uzaklaşacak esecek denizlerin üzerinde… Es dedim… Git…Sen fırtınasın… Duramazsın… Ben limanım… hareketsiz… yalnız…terk edilmiş… kimsesiz…

Gözümü açtım neden sonra…. Karşımda taş… Tepemde taş…yüreğim taş… Dokundum taşlarıma… Bir titremeye tutuldum… Gizlenmiş onca acı ve keder açığa çıktı… Beni aldılar, götürdüler… Binlerce senelik bir yolculuğu gösterdiler… Hep o vardı… Her yerde… Her şeyde… Her zaman… Ben yoktum… Varım sanmıştım sadece.. hepsi bu… masal onun masalıydı… ben masalda bir renktim sadece.. renk miydim… eskiden sarı olan simsiyah gölge bir renk… O mavinin peşindeydi, ben karaydım… Maviye benzemiyordum, tanırdı beni, anlardı bir zamanlar mavi olduğumu.. ama siyahtım artık… Olmaz böyle derdi hep…olmazdı evet… Gidemedim koynuna… Ona bunu yapamadım… Bir gölge gibi karşısında durduğuma aldırmadan sen sarısın dedi gözlerimin içine bakarak.. Ben ateşim…kızılım… gün batımı, gün doğumuyum… gel… artık gel… ufuktaki maviler ikimizi bekliyor. Göklerde kavuşmamızı bekliyor, gel… kavuşalım… bitsin…ve başlasın yeniden… Ruhumun altına süpürülmüş ayrılık notları, eski yorgun duvarlarıma kazınmış çaresizlik mektupları. Duvarları boyadım hayalimle kalbim titreyerek... Belki sarıdır diye…

Siyahtı… Simsiyah… Anlar sandım. Anlamadı… Siyahı sarıya çevirecekti… Tek istediği buydu… Gücü vardı… kararlıydı… Benim ya !

O an düştü pencereme loş karanlık. Duvarlar, yer, tavan, içim, her yer bir oldu… Zaman da kayboldu, masal da… Gitmiş olmalıydı… Yerdeydim. Kıpırdamadan yatmakta…. Baktım gözkapaklarımın arasından son bir gayret, hayır… hala oradaydı… Gülümsüyordu… Aşkını aldım, rengini de dedi… Geriye bir sen kaldın gelmedik. Haydi… vakit tamamdır gel artık, gidelim masalımıza…

Gücüm yoktu… Umudum da… Ama o hayalimdi, bazen bir işkence gibiydi… bazen çok güzeldi… bazen nefes kesici… Ben… Masalıydım onun, sonunu bilemediğimiz masalı... Başını da bilememiştik ki zaten… Anlatmaya karar verdim… Masallar zindanlarda yaşanmaz, hayaller karanlıklarda görülmez demek istedim… Dinlemedi… Eski aşkını bulmuştu, duymadı… Gel dedi sadece, gel işte… Gitmedi üstelik, kaldı… Gidemezdi… Yüreği dev gibiydi… ruhu güneş gibi… sevdası masal gibi… aşk olmuştu… eski bir hikayedeki adama aşık olmuştu… artık gidemezdi… Eyvah...

Anladım… Anladım ve kül oldu hapis ruhum… Kül rengi taşların ötesine berisine serpildi esintiyle birlikte… Taşların içinde görünmez oldu… Ben… Ben gittim bu kez… Zindanın kadim taşlarının içinden geçip yok oluş yolculuğuna çıktım... Hüzünlü eski bir hikayenin hüznü oldum… Kedere ihtiyacı yoktu… Oysa ben keder oldum… pencereden baktı uzun uzun… yok oluşumu seyretti istemeden, kayboluşumun taşlara yayılışını…

Taş oldum aşk olacağıma… Canlı mı cansız mı asla anlayamayacakları epeski kara bir taş...  

Garipsedi… seslendi… umut var hala… umut var hala… umut var…hala var…

Sessizliğimi duydu… kulakları sağır oldu… Birden özlediğini hissettiği… Beyaz köpükleri…mavi dalgaları…çakıl taşlarını… ufuktaki renkleri…denizler ülkesini… ona renk verenleri… hayat verenleri…yaşamı paylaştıklarını… denizin dayanılmaz kokusunu… Başlayan yağmurdan dökülen damlalardan ikisi gözlerine karıştı… Ağladığı anlaşılmadan uzaklaştı… Sevinmişti… İki damlası vardı artık hep saklayacağı… Ne suçluydu o ne de siyah.. Masalın sonu muydu… belki evet belki hayır… belki bitmişti herşey. Belki de daha yeni başlamıştı… var oldukça yazacaktı, yazacaktık… ufka uzak olsak da… Ne yaptıysak olmamıştı sadece…

O rüzgar oldu esti… Ben taş oldum durdum…

O eserken beni anımsayacaktı, ben ölürken gözlerini… O… alışacaktı… Bensizliğe değil belki ama siyaha alışacaktı…karanlığa… Alışacaktı…

Çünkü biten aşkımız değildi, bendim…

 

Gidiyordu işte. Bir gün onu da yakardı belki hasret. Belki o da beni özlerdi bin yıl sevmiş gibi. Yağarken hüzün dolu yağmurlar onun da gözleri ıslanırdı belki. Yüreğinin en karanlık yerlerine gömecekti beni... Yollarında yalnızlık yürüyecekti hep. Birileri olacaktı hayatında belki ama gerçekleri bende bırakmıştı. Gidiyordu, artık mutluluğu tadamayacaktı bilmiyordu...

Yıllar sürecek bir arayışın başındaydı... Aşkımızın anılarını arayacaktı her yerde herkesde... Ve asla bulamayacaktı...

Sözlerini yakarken bir aşkın cesedinde kendi de yanacaktı. Sonra çıkan ruhun adına aşk diyecekti, ve aşk hep acı çekecekti. Gülerken yüzümü hatırlayacak, ağlarken adımı. Güzlere inat hep kurak kalacaktı hayalleri. Mevsimleri şaşıracak, her günü ben varmışım gibi yaşamalara mecbur kalacaktı bilmiyordu.

Ya ben? Her şeyi biliyordum. Gülerken gülüşü gelecek gözlerimin önüne ve hıçkırıklara boğulacaktım.

Her mevsimi güz gibi yaşayacaktım. Biliyordum... Aslında hiç yaşamayacaktım. Her solukta onu çekecektim içime, her solukta bir daha ölecektim. Feryatlarımın duyulmadığı bir gezegende kim bilir daha kaç kez olacaktı bu?  İnsan her şeye alışırdı aslında. Alışmak zordu, can yakardı belki ama alışmak gerekirdi. Neleri öğretmedi ki ayrılık? Hangi dağın ardında mutluluk var deyip de yürütmedi ki insanı ateşlere? Yürüdüm yolumun sonunda cehennemi bulacağımı bile bile. Sırf her köşe başında onun hayaliyle karşılaşmamak için, sırf her adımda ona koşmaları bitireyim diye. Gidiyordu işte. Yüreğimi sarıp bohçasına, düğüm düğüm edip ellerimi gidiyordu. Cam kırıkları seriliydi yollarına. Ayağına batıp kalbini kanatıyordu. Sözüne elvedalar karışıyordu hiç sormadan.

Hiç sormadan hayatımıza giren bu ayrılık gibi. Şimdi biz iki yabancı mı olmuştuk? Hiçbir şeyim mi oluyordu gittikçe?

Sitemler savuruyordum ardından. Hayata, zamana, ve en çok da ikimizi sevmeyen aşka küsüyordum. Aslında hiçbir şeye değil, kendime küsüyordum.

Nedensiz kaçmak varken nedensiz kalmayı seçmiştim...

Ve her kalışım bir yıkılışın önsözü oluyordu. Okyanusları bırakıp ardımda, hep limana az kala battım bu sevdada... Hep peronlardan izledim düş diyarına giden trenleri. Vagonlarda onu götürdü birileri. Benim yalnızlığımın ne denli sancılı olabileceğini düşünmediler. Onun gibi. Şimdi uçurumlar ömrüme düşer bir bir. Sözümün yetmediği zamanlar ben de onlardan düşerim. Kasvet bulutları kapladı gökyüzümü. Göğüs kafesimi hınca hınç doldurdu hayali, yüzü. Sonra gözlerimi yaktı hayali.

Biten bu aşkın ardından göz kapaklarımın ıslanışı son olmayacaktı. Dilimden zorunlu bir güle güle çıktı.

Zor günler geçirmiştik, unutulmaz günler, güzel günler. Bu yüzden son dileğim gülmesi oldu. İkimiz de çok iyi biliyorduk...

Bizim hiç suçumuz yoktu... Eski hikayenin bilinmeyen sonuydu suçlu olan... Kimbilir kaç defa ayrılmıştık... Yine ayrıldık... Bir gün kavuşmak üzere... Sonsuzluğa dek ruhumuzda taşıyacağımız ateşlerle...

 

Cenk Şahin

 

 

 

 

 

Adı aşktı, istesek de istemesek de bir gün bitecekti. Bitti...


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri