Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Kehanet Dalgaları

Tüm yaşamı boyunca hep bir şeyleri bilmek ister insan, öğrenmek, keşfetmek… Gelecekte neler olacağına dair bir haber belki bir işaret arar… Baktığında ufkun ötesini görmek… oradan öteye bir yer , renklerin kavuştuğu o yerde bekleyen, eskilerden bir şey var mıdır diye.. Bir meraktır yaşamak… Yarın ne olacağını merak etmek. Ruhun aynı kalırken, yüreğin aynı atarken, yaşlanmanın nasıl bir şey olacağını, gözlerini ısıtan güneşin ertesi sabah yeniden nasıl doğacağını, hoyrat rüzgarların kaldıracağı dalgaların gönül kıyılarına neler vuracağını, yeni bir günün getireceği sürprizleri, delice akan yaşam nehrinin içinde hangi kıyılara acımasızca savrulacağını, nasıl ıslanıp nasıl kuruyacağını, başlangıçları, sonları, kor ateşleri, sönüşleri, yeniden beklenmedik yanışları bilmek ister heyecanla. Gelecek denen zamanın aktığı yolun varışını sezmek ister. Kendi kaçınılmaz finalini bir filmin son karesi gibi seyretmek…


Nereye yürüdüğünü, yaşamın onu bekleyen çalımlarını, içindeki solukların yiyeceği sert tekmeleri, yüreğini düştüğü yerden kaldıracak nefesi görmek ister. Yalnızlığın neye benzediğini hissetmek, varsa eğer gerçek dostlarını öğrenmek, ruhunun o çok derin sularındaki acılarının izlerini sürmek ister.
Kaybettiklerini, kaybedebileceklerini o ulaşılmaz ufuk çizgisinin saçaklarının altında bulmayı umar. Kısa ve hızlı tükenen hayatında kalbinin al dediklerinin bilinmez diyarlarda var olup olmadığını öğrenmek ister. Alıp alamayacağını da…


Meraktadır insan. Yalnızca yaşayacağı geleceği değil yaşamadığı geçmişi de arar. Bazen kendini bulduğu ama eskilerde kalmış geçmiş hayatının peşine düşmek ister. Rüyalarına giren dejavuların altıncı hissinin yerini arar. Eski aşklarını, eski kadınlarını, eski hayatlarını, topraklarını, denizlerini arar durur bir ömür. Kalbinde bir düğüm, ne oldu, ne olacak sorularının peşine düşer bu yolculukta.
Sırılsıklam olur acı yağmurlarında. Hüzün fırtınalarına tutulur. Keder girdaplarında döner durur… Yaşam sürdükçe içinden asla sökemeyeceği büyük bir sızıya rastlar orada…


Dertli bir yürek, solgun bir ruh, karmaşık bir zihindir dolaştığı labirentte rastladıkları. Geleceğin bilinmezleri, geçmişin hatırlanamayan anılarıyla birleşir. Yorar… Büyür… Belirsizlik sarar dört yanını. Bilinmezlik belirsizliği, o da karanlığı getirir… Yanıtlar sanki uzak ufukta gittikçe kovalanan ama hiç yakalanmayan, yaklaştıkça yeniden uzaklaşan bir sis perdesidir. Kesif ve kara.
Ruhunu saran cevapsızlığa karşı tek çaresi kalır insanın. Kehanet…


Kahinlere giden yol, gerçeğe duyulan hasretin adımlarıyla aşılacaktır artık. Bilicinin bilmecesi çözülürse, hem gelecek hem geçmiş esaretten kurtulacaktır. Kısa ve arayışlarla dolu hayatında bazen ufak bir ipucu bile yeter ona. Öyle bir ipucudur ki bu, ya ona söyle gitsin diyecektir ya da sus, sus ve bitsin…
Geçmişi olmayan bir şimdi anlamsızlaşır. Şimdisi olmayan bir gelecek acıtır içini. Geleceğe giden buğulu yolda insan şimdidedir. Geçmişinde bir iz, geleceğinden bir işaret peşinde bir ruhla dolanır hayat yolculuğunda…


Kahinin tek bir sözü, ya onu bir yolculuğa çıkaracaktır, ya da yerine mıhlayacaktır. Ya bir ömür ağaç olacaktır karalarda kıpırdayamayan ya da bir dalga olacaktır kehanetten kehanete sonsuza dek dolaşan görünmez denizlerinde. Kolaydır kıpırdamadan, hareketsiz durmak. Zor olan dalga olabilmektir denizde. Güç ister… Cesaret ister… Aşk ister… Eski, büyük ve ölümsüz bir aşkla bağlanmak ister denizlere. Her dalga uzak ufuktan sır getiren bir kahindir artık yüreğinde. Ya dalgaların sesini dinler kendi yaşamının sırlarını alırsın içine ya da kök salarsın toprağın diplerine bilinmezlikler içinde kıvranır gidersin hayat denen akıntının içinde…
Denizler kavuşturabilir seni ufka, kehanete. Yapacağın dalgalara kendini bırakmaktır sadece. Bir ömür sormaya çekindiğin her şeyin cevabı denizlerin kucağında bekler seni yola çıkınca. Yürekli olup güneşin battığı yere, ufka yelken basarsan, dümeni kehanetler ülkesine çevirirsen neden var olduğunun cevabını da bulacaksın demektir… Neden yaşadığının… Rotan kehanetindir artık.

Deniz hiç kıpırdamıyordu marinaya vardığımda. İpucu vermek istemiyor gibi. Rüzgarsız, sessiz, dalgasız bir mavilik öylece bekliyordu son yolculuğumu. Bulut beyazı teknemi hazırlarken seyre, bir eski kahinle buluşmaya gittiğimi biliyordum. Bana yarısı çoktan yaşanmış hayatımın diğer yarısında ne olacağını söyleyecek bir kahin. Gelecek için çok eski geçmişimi anlatacak, binlerce yıl önce bana ne olduğunu söyleyecek bir bilici.
Didim’e gidiyordum bu kez. Büyük Iyonya’nın kehanet merkezi, Miletos’un gözbebeği Didyma’ya.


Sonbahar denizlerinin sessizliği ve durgunluğunun içime saldığı ürpertiyle yola çıktım. Halikarnassos yarımadasının batı ve kuzeyini aşarken usul usul uzakta beliren o uzak, o ıslak çizgiyi seyre daldım uzun uzun. Ufuk çizgisini… Bana dair her şey, her sır, aradığım geçmişim, beni bekleyen geleceğim o kızıl sarı ufuk çizgisinin içinde saklıymış gibi… Kimsesiz denizlerde baş vurdukça teknem mavi sulara, her yeni gelen dalgaya aşkla ve gizle bakıyordu gözlerim. Her birini ayrı ayrı hayran, yol alıyordum kuzeye.
İçimdeki bu keder niyeydi o zaman? Bilinmezliğin verdiği hüzün mü… Neden acıdığını bilemediğim bu yürek ne zor atıyordu böyle… Bunca soru birikmiş bu ağır ruh. Hepsini merak eden ve peşine düşen yorgun bir zihin. Ufka takılmış gözlerim sessizce ilerleyen teknemin yelkenlerinin bakışlarıyla birleşiyor, denizlerle bütünleşiyordum akşam olmaya başlarken Didim yolunda, Ege denizlerinde.


Denizin büyüsünün içinde mavi alevlerle kaynayan çalkantılı kazanına attım aklımı sonra. Burgaçlanan, hışırdayan, mavi denizin dalga uçlarında kayan beyaz köpüklerine dalıp gitti gözlerim. Bu sulardan geçen kaçıncı denizciydim ben. Geçmişinin peşine düşmüş kaçıncı kaptan... Geleceğine dokunmaya giden kaçıncı adam…
 

Karanlık, yalnızlık, kimsesizlik olsa da denizlerde, sert rüzgarlar gelse de üzerinize, dalgalar güverteye dolmaya başlasa da, batı ufuklarını saran kara bulutlardan kızıl gökler görünmez olsa da, pusulasız, haritasız hatta yelkensiz de kalsanız ve dümeni nereye çevireceğinizi bile bilmiyorsanız artık... Düşünmekten yorgun, nefessizlikten bitkin, hayal etmekten bitap düşmüşseniz yine de ihtiyacınız olan tek şey vardır denizciyseniz... Aşkınız... Deniz denen sonsuz ebedi sevgiliye tutkunuz… Bilinmezlik, cesareti büyütür denizlerde. Batmakta olan güneşin masumluğu, teknenize gönderdiği rüzgarın sakinliği, denizlerin renk değiştirmeye başladığı saatlerdeki şefkati dolar içinize. Sarıp sarmalar Denizler Ülkesi ruhunuzu. Hoş geldin denizci der, hoş geldin…

Aşk, bir adamın neyin kölesi olacağına özgürce karar vermesidir der Jeanne Moreau. Denizlerin kölesi olacağıma çok eskiden karar verdim ben. Mavinin aşkına böyle düştüm. Yüreğimin ufkunun ardındakilere ulaşmak için yola böyle çıktım. Bana ait sırrı geri almaya, kehanetimi duymaya, cevaplarımı aramaya. Yaşanmış eskileri ve yaşanacak yenileri yüreğimle arayıp bulmaya…
Koca Ege’nin serin sonbahar denizlerinde sadece biz vardık o gün denizlerde. Kehanete yaptığımız bu yolculukta sessiz dalgalar eşlik etti bize. Ayak uydurdular ruhlarımızın ritmine. Sakince tüm yolu birlikte kat ettiler yelkenlerimizle. Güneş ufka yaklaştıkça küçüldü, ufaldıkça kızardı ve uzaklaştı… Ufuk çizgisinin içine yavaşça gömülürken ıslandı, sırılsıklam oldu. Gitmek istemeyen sevgili gibiydi güneş o akşam. Turuncu huzmelerini bir el gibi uzattı bize. Tutun beni, bırakmayın der gibi. Onun gidişi, denizlerin içinde eriyişi bizim de hayatımızın bir gününü daha yok etti. Geleceği bilinmeyen, geçmişi unutulmuş, o günüyse bilinmezlikler içinde geçmekte olan bir hayatın. Eski Mısırlılar gecenin gelişini tanrıça Nut’un güneşi yutmasına yormuşlardı. Denizler de, güneşi ufuk çizgisinin o esrarengiz diyarlarında yutuyordu üzerimize gece çökmeden hemen önce uzaklarda.
 

Kehanetler ülkesine böyle vardık. Güneşi, ufku, günü kaybederek…

Gece olmadan bağlandığımız Didim Marina’dan güne dair gördüğümüz son şey, teknelerin direklerine vuran güneşin son kızıllığıydı…

Sonra… Gece üzerimize tüm sırlarıyla ve yıldızlarıyla çöktü. Eski dünyanın kehanet merkezi Didim’de kendimi bir anda sanki karanlık bir gecenin ortasında bir fırtınanın içinde isimsiz, kimsesiz, ıssız bir adanın rüzgaraltı koyunda demiri tarayıp gittikçe kayalara yaklaşan bir teknede yapayalnızmış gibi hissettim. Yıldızlar, yağan ışık damlaları gibi her yerdeler. Dalgalar dışarıda kayaları dövüyor. Etraf sessiz. Karanlık iyiden avucuna aldı gecemi. Teknem salınıyor bir o yana bir bu yana karanlık suların üzerinde. Aklımdaki sorular dökülüyor denizime her salınışında. Cevapsız sorular, sorular, sorular… Mandarlar direğimi dövüyor saatlerdir… Bordanın çıkardığı sesler ürpertiyor beni. Sancağım pırpırlanıyor korkudan titrer gibi.


Ben... Ben, Mevlana gibiyim... Her şeyi kabul edesim var. Cevapsız yaşayasım, nedensiz var olasım, çaresiz kalasım var…
Şems gibiyim biraz, topuna isyan edesim.. Sırları bulmadan, ipuçları toplamadan, cevaplara ulaşmadan milim kıpırdamadan durasım..
Muhammed gibiyim, koşulsuzca inanasım… denenlere kanasım, söyleneni yapasım…
Ama esas Dawkins gibiyim, ne var ne yoksa topunu reddedesim… Kaderimi yeniden yazasım, her şeyi açığa çıkarasım, en başından başlayasım var…
Cesaret arayasım… Kahinler Tapınağında bir kahine rastlayasım ve günlerce konuşasım var, susuz kalmış bir çocuk gibi… Suya kanasım var…


Anaerkil Anadolu’nun Ana Tanrıça Kybele’sine karşı, ataerkil Akhaların tanrısı Zeusunu çıkardı Helenler karşımıza. Baş tanrı Zeus’un oğluydu Apollon. İlk kahindi. Tanrıların ona bağışladığı bir güçtü kahin olmak. Güneş demekti Apollon. Kız kardeşi Artemis ise ay. Apollon günün birinde çok sevdiği ölümlü bir çoban olan Brankhos’a biliciliği öğretti. Artık bir insan, bir zavallı fani gelecekten haber alacaktı. Brankhos’un ilk işi Tanrı Apollon adına tarihin ilk tapınağı kurmak oldu. Evlatlarına da kahinliği öğretti Brankhos. Ve zamanla Brankhoslarun hepsi kahin oldular. Ve Brankhidler adını aldılar. Didyma Brankhidai yani Brankhidler ülkesi diye de anıldı o günden beri. Marinadan ayrılıp Didiymeion’a ( Apollon Tapınağı ) gidiyoruz… Tapınak yolu deniz kokuyor, iyotlu, yosunlu bir hava esiyor saçlarımızda. Varınca tapınağa, bu kez çok eski bir koku, taşların gizeminin kokusu yayılıyor üzerimize.

Binlerce yıl önceki yaşamlara dokunuyorum her taşa elimi sürdüğümde. İçimde fırtınalar kopuyor dokunduğumda duvarlara… Tapınak harap… Tapınak yıkık… Bitap düşmüş ruhlar dolaşıyor etrafta.. Yorgun ve terk edilmiş tapınak. Soğuk… Taşları ıssız ve uzak. Merdivenlerinden, tünellerinden, yollarından geçiyorum kahinler odasına varmak için… Pers istilasının izleri hala taze. İyonyalıların feryatları, haykırışları, yalvarışlarının sesleri geliyor kulağıma dehlizlerden. Kralların, savaşçıların kahinlerle konuşmaları… Dolaşıyorum saatlerce taşların, yolların arasında. Sanki binlerce yıl önce kahinlere bir soru sormuşum ve cevabını almaya gelmişim gibi. Kölesi olduğun, aşık olduğun denizlerden bir haber, bir ipucu v e belki bir çağrı bekler gibi. 


 

“Gel artık, gel ve bende kal. Birlikte yaşayalım. Denizini bırakma, gitme artık karalara. Buraya kadar de. Cesur ol, inan buna. Kal burada. Aşkınla… Sevdanla kal… Kokumu, tadımı, rengimi özlemekten bitap düşme artık. Seni içime alayım, bırakmayayım. Sen deniz ol, ben gözlerinde saklanıp mavi olayım. Yetmedi mi kırk yıl karalara tutsaklık. Yetmedi mi bunca zaman sıkıştığın kapanda yaşamak. Hadi yeter artık. Kır o kapanın kapılarını, gönlünü dinle bir kerecik… Artık bu hasrete son ver.. Gel… Aşkına gel artık… Gel ve kal…”


Kehanet odasına varıyorum sonra. 3000 yıl önce kahinlerin kralları, komutanları, soyluları kabul edip kulaklarına gelecekten haberler fısıldadıkları taşlardan birinin üzerine oturuyorum titreyerek. Eski ruhlar dolaşmaya başlıyor etrafımda, hissediyorum. Gözlerimi kapatıyorum usulca. Taşlar ve ben… Tek bir varlık oluyoruz sanki Kehanetler kentinde. Rüzgar esmeye başlıyor sonra. Uğultular sarıyor Apollon Tapınağını.. Görmesem de yanı başıma gelen bir kahinin ruhu doluyor içime. Heyecandan yükselip alçalan göğsümün içinde, kalbim kehanete teslim olmaya hazırlanıyor. Sorularımı alıp uçup gidiyor göklere kahinin ruhu hızla. Kayboluyor… Bekliyorum onu saatlerce kıpırdamadan o taşın üzerinde, kehanet odasında. Onu ve cevapları. Hayatımın yanıtlarını bekliyorum umutsuzca… Ve gökler kararıyor, güneşi gölgeliyor gri bulutlar. Bir ses duyar gibi oluyorum derin dehlizlerden gelir gibi. “Deniz” diyor o ses. “Denizler… Denizler Ülkesi… Aradığın tüm cevapları ancak orada bulabilirsin denizci. Cevapların denizlerde. Git.. Git ve al onları… Yaşadıkça denizlerinde, öğren bilmek istediklerini. Aklındaki, yüreğindeki ve ruhunun arafındaki bütün cevapları bul denizinde. Aşkla…”


Gün gidene, gece gelene dek kalıyorum tapınakta. Düşüncelerim tapınağın duvarlarına vurdukça dönüp dönüp ruhuma çarpıyorlar saatlerce… Tekneme dönüyorum gece yarısı olduğunda. Kulaklarımda kahinin sesiyle… “Git… denizlerine git… Kavuş aşkına…” Sabaha kadar hiç uyumadan düşünüyorum teknemde, denizimin kokusunu içime çekerek, dalgaların kehanet seslerini dinleyerek… Tüm gece duruyorum öylece… Tanrı Helios yeniden azat ediyor sonra güneşi göklere…

Güneş gözüktüğünde ufukta sımsıcak ve kıpkızıl, ben de atıyorum palamar halatlarımı iskeleye umut dolu yüreğimle… Vira ediyorum teknemi açık denize… Ağır yol ilerliyoruz usulca yararak kıpırtısız şafak denizlerini… Uyuyan Didim’e son bir kez bakarak, kehanet ufkuna kırıyoruz rotamızı… Denizime gidiyorum… Sevdamın yanına… Cevaplarımı bulmadan geri dönmemek üzere…

Denizleri ardında bıraksan gide gide
Hayalini yitirsen hiç istemeye
Masalın başlasa tükenmeye
Ufka bak sadece
Ordaysan hala, hakkın yok sönmeye
Gönül kor, yandıkça hasrete
Çaren yok yolculuğun cehenneme

Cenk Şahin

 


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri