Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Hep gitmek istedim

Denizi ilk gördüğüm, mavilere ilk kez baktığım günü hatırlamıyorum elbet. Onun ve onun bana vaat ettiği özgürlüğün peşinden koşacağımı da henüz bilmediğim günlerdi onlar. İçimde, yaşadığım yerin bana ait olmadığı, ayağımı bastığım yerlerin benim olmadığı hissi dururdu sakince çok ufakken bile. Buralarda geçiciymişim gibi yaşardım günlerimi. Mahalle arasında bir arsanın içinde 2-3 metreye dek büyümüş sazlıkların ortasından kıvrılarak geçip giden ufacık bir yola bile gözüm takılırdı. O yol beni alır başka diyarlara götürür, orada bin bir maceralar içine atar, akşam olana dek hayaller kurdururdu çocukken. Toprak patikaların, orman yollarının, dağların eteklerinden geçen, yaylaların ortasından giden, sonunda denize varan o yolların nereye vardıklarını ve orada nelerle karşılaşabileceğimi hayal ederdim. Yolun sonunda bulabileceklerim çok heyecan verirdi bana. Bilmek değil, bilmeden bilinmeze yolculuk yapmaktı benim istediğim. Hem de ne olabileceklerini tahmin bile edemez iken. 

Bir nevi içgüdü ya da atasal bir dürtü gibi. Yollara hayranlık besler, her yol gördüğümde başrolünü kendimin oynadığı bir dolu hikaye geçer kafamdan, gözlerim açık hayal dünyasına göçerdim.

Yolların o kendisine has ıssızlık duygusu sanki benim kişiliğimin bir parçasıydı küçükken. O yollarda gidersem, bir yolculuğa çıkabilirsem görünen ve bilinen dünyanın çok dışında olan hayal dünyama varabilirmiş, sınırların ve limitlerin dışına çıkabilirmiş gibi gelirdi bana. Kurduğum hayallere, gördüğüm rüyalara beni ancak işte bu yollar götürebilirdi. Her yolun sonu farklı bir yere çıkıyor, beni farklı maceraların içine atıyordu iç dünyamda.

Yollarda gördüğüm insanların, yolculuk yapanların en belirgin ve hafızamda yer etmiş ortak özelliği simalarında tatlı bir gülümseme barındırmalarıydı. Ne yaşıyor olsalar da, ne kadar acı ve hüzünü dahi yanlarında götürseler de yolda olmak, hesapsızca gitmek uzaklara sihirli gibiydi sanki. Hele yol denize kavuşuyorsa.

Sonra bir gün denizlere gitmeyi, toprak renkli patikalar ve gümüş renkli asfaltlardaki gidişlerden farklı mavi denizlerdeki yolculuğu keşfettim. Aniden ve plansızca. 9 yaşındaydım. Babam Robinson Cruose adlı macera roman kitabını hediye etti bana.
O kitabı kaç kez okuduğumu bilmiyorum. Belki 100 belki daha fazla. Kitaptaki macera beni bu kez mavi yollarla, mavi rotalarla tanıştırdı.
Deniz ve üzerinde yaşananlar ilgimi çekmeye ve merak oluşturmaya başladı. Hayal dünyam büyüdü, genişledi ve sadece hayal ederek kalmayacak hale geldi...
Nereye gideceğini ve yolda neler yaşayacağını bilmeden, planlamadan yapılan plansız yolculuklar peşinde koşmak istedim hep. Bir gün karaların görünmediği mavilerde, bir gün o mavilere kıyı binlerce yıl eskiden gelen antik şehirlerde ve başka bir gün dağlarda, ormanlarda mitolojik hikayeler peşinde.

Oysa şehirde yaşamanın bir dolu bedelinden biri de her günün hatta her saatin için planlama yapmaktı. Yaşamını planlayacak ve ona uygun yaşayacaktın. Hayatını disipline edecektin. Yaşayacağın her anı yazılı bir kural haline getirip zamanı gelince yaşamak için.Ki başarılı olasın.

Bakınca etrafıma, şehrin caddelerine, binalarına, insanlarına... Hepsi somurtkan. Hepsi ışıksız. Başarılı da olsalar, hayatın tokadını yemiş ve dağılmış da olsalar, suratlarında bezgin ve donuk bir ifade her daim duruyor. Neden... Çünkü herkesin hayatı planlanmış ve programlanmış. Adeta yazılmış senaryoyu oynayan oyuncular gibi yaşanıp tüketiliyor hayatlar.
Sabah olunca şehrin bütün insanları nereye gideceklerini, ne yapacaklarını ve o günü nasıl bitireceklerini biliyorlar. Nelerle karşılaşacakları belli. Hayat, tekrarı hayatın. Ne bir sürpriz ne de bir yeni heyecan var.

Bu insanlar yılda bir, belki iki kez çıkacakları planlı yolculuklara tapıyorlar sanki. Çünkü ne ile tanışılacağı nasıl yaşanılacağı neler görüleceği bilinmeyen tek ve kısacık bir hafta işte o bir hafta.

Hiç sevmedim, benimsemedim bu alçak düzeni. Hiç ikna olmadım bu şehre. Hiç kabul etmedim kopya günleri. Hiç rıza göstermedim adresi belli yolculuklara. Ve hiç istemedim hayatı böyle tüketmeyi. Hep gitmek istedim ben. Sonunu bilmek istemediğim yolculuklara çıkmak, yüzümde tebessümlerle yolları kucaklamak, bir serüveni andıran bu hayat yolculuğunu yolculuklarla geçirmek istedim hep.

Büyük yolculuğu küçük yolculuklara bölmek ve yaşamı seyirde geçirmek için.

Sonra bir gün neden bu kadar çok gitmek istediğimi sordum kendime.
Yüreğimde düğüm olmuş bir hüzün ve cevapsız sorular buldum. Ve soruların cevaplarını buralarda bulamayacağımı da buldum içimde.
İşte cevabı bulmuştum artık. Gitmek benim arayışım olacaktı. Aradığımın peşine düşmek gerekti. Bunun içinde gitmek… Derviş misali hiçbir yerde fazla kalmadan, hiç kimseye kul köle olmadan gitmek, gitmek..

Gitmeden gitmiş, Mevlana’nın dediği gibi “Ölmeden ölmüş olmak” istiyordum.

Çocukken istek sandığım şey, gençliğimde tutkuya, sonrasında ise aşka dönüştü. Ardından da dev bir hasrete. Çok uzun zaman neye aşk ile bağlandığımı neye ya da nasıl bir şeye aşık olduğumu ve neyin hasretini çektiğimi bilemedim hiç. Hiçbir zaman senin olamayacak, hiç anlayamayacağın, ona hiç doyamayacağın ve asla kavuşamayacağın ama yine de aşkından vazgeçmeyeceğin onu yaşadıkça terk etmeyeceğin bir şey. Giderek belki yaklaşabileceğin ama hiçbir zaman elde edemeyeceğin…

Gerçek anlamda aşkı ile beni yakan şeye ulaşamayacağımı, ulaşamadığım her an içimdeki sevda alevlerinin daha da büyüyeceğini, yanan ateşin hiç sönmeyeceğini, yaklaştıkça ona, benden yeniden uzaklaşacağını, tutkumun asla sona ermeyeceğini, hissederek hem de. Bir kızıl ufuk çizgisi gibi...

Algılayamayacağım büyük bir şeyin peşine düşmek !  İşte buydu istediğim.
Yollarda geçecek ömürde bulacağım bir ipucu, bir ufak iz, kimselerin göremediği ufak bir ayrıntı, ya da gizlenmiş minik bir sır.
Bunlar için bile değerdi gitmek. Peşine düşmek, asla tam olarak anlaymayacağın büyük ra'nın izini sürmek. Sürerken de ürpermek, şaşırmak, dolup taşmak, düşünmek ve hissetmek için…

Karşına her gün karbon kopya bir hayat çıkacağını bilerek rahat ve rutin bir yaşamı, kozasından sıyrılan bir tırtıl gibi sıyırıp atmak ve nerede ne ile karşılaşacağını ve ne yapacağını bilemeden tüketeceğin bir hayatın arkasına takılmak yeterince değerli ve görkemliydi benim için.

Gizemin ensesinde olmak, sırların arkasından kovalamak, kainatın bir parçası gibi yaşamak, nefsini öldürüp, egonu toprağa gömmek amaçların en büyüğü gibi karşımda duruyordu işte.

İlk adımı atmak, yola çıkmak, bu kepaze şehirden ve onun dikte ettiği yaşantısından kurtulmak için sadece tek bir adım atmak gerekiyordu Bana gel diye seslenen yolların içine yüz yıl sonra düşen ilk yağmur damlası gibi düşmek.

Mevlana’nın dediği gibi ;

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

Bu adımı atmak hiç kolay olmadı, atıp atmadığımı bile tam kestiremiyorum doğrusu. Attım sandığım adımlar ilk adıma hazırlayan ufak ilerleyişler mi acaba, bilemiyorum hala…

Sürekli gitmekten dem vurup ta olduğu yerde bir ömür demlenenler için…

Cenk Şahin

-----------

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, ya da uzaklara...
Hayatından memnun olan yok hiç.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan da yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmaz, gidemez.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
Öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü de alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
E Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor .

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum yahu.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler bunlar hem de.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah dokuz, akşam altı.
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Olsun... İstemek de güzel.

Can Yücel

 

 

 


Boşver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.

Bilirim yine yeşerecek b...ir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü… bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,

Boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir
kış günü, öl gitsin…
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin…

Boş ver be yaşı başı, kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir od aya, ister kıra
bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna…
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa…
yaş 70′e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?


Can Yücel


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri