Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?

Koca okyanuslara açılanlar, dünyanın her yerine teknesi ile gidenler nasıl olur da bir gün geri dönerler?
Onlar mavi dünyanın mavi sularında yılarca dolaşıyor ve sonra bir gün kalkıp geri geliyorlar. Kaçtıkları yere dönüşlerinin ne sebebi olabilir ?
Okyanusları, denizin o güzel coğrafyasının peşine düşüp ona kavuşup sonra onca şeyi geride bırakıp tekrar kafese girmenin nedeni nedir ?

Bizler burada karalar üzerinde işgal altında yaşıyoruz.
Soğuyan magmaya dişini geçirmeyi başarmış denizcilerin aksine karaların üzerinde benliğimize, varlığımıza, kişiliğimize, günlük yaşantımıza,özgürlüğümüze,insanlığımıza ve en önemlisi ruhumuza yapılan bin bir çeşit saldırıları göğüslemeye çabalıyoruz.

Onlar denizlerde kişiliklerini geliştirirken, ruhlarını olgunlaştırırken, özgürlüğü yaşarken ve insan olduklarını an be an hissederken, biz burada işgal altındayız.

Adına “para” denen işgalci dürüstlüğümüzü, egomuzu, isteklerimizi, kontrol mekanizmamızı ve vicdanımızı hedef seçmiş kendine...

“İnternet” denen sinsi ajan dostlukları, sohbeti, arkadaşlıkları ve paylaşmayı kanser gibi kemiriyor...

Üst rütbeli subay “kariyer” ile komutanı “statü” hayat haritamızın üzerine kırmızı piyonlarını gün geçtikçe daralttığı çemberlere yeniden konuşlandırıp duruyor.

“Trafik” ise sadece bir hain provokatör. Her gün bıkmadan usanmadan hepimizi her yerde provoke ediyor.

“Kredi Kartı” denen varlık sanki esir toplama kampı SS subayı. Ayaklara vurulan prangalar ise ev, araba, makine, giyim kuşam şeklinde...

Düşman çok, sığınılacak liman, mücadele edecek akıl yok. Kara insanları işgal altında evrim geçiriyorlar.

Ata kültürü, ana mirası artık komik ve gereksiz geliyor esir insanlara.
En büyük esir toplama kampı İstanbul’da 15 milyon esir yaşıyor.
İşgal olağanca hızı, tüm vicdansızlığı, kocaman vurdumduymazlığı ve televizyonlardaki karanlık haberleri ile sürüp gitmekte...

Bir tür matrix bu. Hepimiz tarlalardaki fanuslarımızın içerisinde turuncu, yapışkan jeller içerisindeyiz. Kafayı kaldırmaya müsaade yok.

İşgal orduları başkumandanı “Para” hayatı hepimiz için anlamsız bir şaka haline getirmeye çabalıyor.

Ölü dinozorlar ve tropikal iklim bitkileri 65 milyon yıl sonra petrol adı altında hortlayıp insan soyunu kontrol edebiliyor.

Ahlak, bilgelik ve insanlık artık bitmek üzere olan yağmur ormanlarından miras, kağıtların üzerine yazılan birer kelime sadece.

Bilemiyorum Tanrı hala daha kendini göstermemeye kararlı mı bütün bu olan bitene karşın insanoğluna? Ya da tam yanımızda, karsımızda duruyor da biz mi göremiyoruz? Ya da…

Buralarda hayat adeta bir işgal ilüzyonuna dönüşmüşken teknesi ile dünyayı gezenler kah pasifik resiflerinde kah Magellan boğazı kah Karayipler kah Galapagos adalarının oralarda yani mavi gezegenin dört bir tarafında dolanıp duruyorlar.
Zavallı kara insanlarının birbirinin tıpkısı hayatlarından, kopya günlerinden ne kadar da farklı bir yaşam var onlar için oralarda, bilmiyorlar mı ki günün birinde bırakıp dönüyorlar?

Denizlerde yaşayanlar aslında işgale direnen Hasan Tahsin gibi. Kurtarılmış ve yaptıkları ile kurtarılmayı bekleyenlere yardım eden Morpheus gibi. Esir kamplarından yahudileri kurtarmaya çalışan Schindler gibi.

Küçükken Aaru toplama kampından kaçmaya çalışan bir grup Alman yahudisinin filmini seyrettiğimi hatırlıyorum. 9 ya da 10 yaşındaydım. Özgürlüğün ne demek olduğunu ilk o günlerde keşfetmiş ve anlamıştım.

Doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehirde esir olduğum gerçeğini ise çok sonraları keşfettim...

Buralarda işgal tüm şiddeti ile sürerken teknesi ile dünya seyahati yapanlar oralarda hayatın, var olmanın, insan olabilmenin, nefes alıp vermenin değerinin aslında nasıl bir şey olduğunu keşfetmekle, büyük sırrı aramakla meşguller.

Mavi dünyanın insanları uğradıkları her limanda kolayca ve içtenlikle aynı deniz dilini konuşarak anlaşan, özgürlüğüne düşkün, ruhları işgal edilmemiş denizci dostlar edinirken, alt komşusu ile yıllarca görüşme gereği duymayan ve adını bile bilmeyen İstanbullu esir, ADSL bağlantısının hızını arttırabilmek ve o sefil sanal dünyada yaşadığını sanmak için yeni işgalci paraların hükmüne girmiş yaşıyor...

İnsanoğlunun en büyük özelliklerinden biri olan “farkındalık” dinozorlar gibi soyu tükenmek üzere olan bir kavram artık. Sanal dünyayı gerçek dünyası olarak benimsemiş öyle çok gönüllü esir var ki.

Evimin çatı katından pencereyi açtığımda şehirden uğultu ve karanlık, mavi denizden sessizlik ve huzur yükseliyor yukarıya. Denizlerde gönlü ve aklı işgal edilememiş 3-5 sevdalı , yollarda otobanlarda ise 15 milyon esir hem arabalarına hem de hayata...

Farkında mısınız denizlerde dolaşanlar? Artık bu esir kampına dönemezsiniz aslında siz! Gelmemelisiniz gerisin geriye. Gezegeni dolaşıp bitirdiğinizde göreceksiniz ki benzer seyahatler için yüzlerce başka neden ve onlarca farklı rota daha var.

Teknenizle 50 deniz milini hem de yelkenle, sessizce, mavice, özgürce dümen suyunuzda bırakırken harcadığınız zamanı 5 kara mili için hem de bilmem kaç silindir hacimli onlarca sübaplı gürültü makinesi motorlarla grice ve tutsakça harcayabilecek misiniz?

Oralarda kendinizin ve hayatınızın tek ve mutlak hakimi iken, buralarda esir kampı komutanlarının izin verdiği kadarıyla yetinip böylece yaşamayı içinize sindirme ihtimaliniz olacak mı?

Sadece rüzgarın dediğinin olduğu bir yerden karmaşanın ve kakofoninin ortasına dönebilmeyi genleriniz şifreleyebilecek mi?

Benim gibi işgalin farkında bazı metropol esirleri dikenli telleri aşmanın, bu saçma kamptan kaçmanın ve denizler ülkesini bulup ona sığınmanın yaşamın rengini gri ve siyahtan maviye ve sarıya dönüştürmenin peşindeler.

Daha önce kamptan kaçmayı başarmış Sadun Boro, Haldun Sevel kahramanları, umutları...

Tabiatın, suyun, denizin, güneşin, rüzgarın, gölgenin, özgürlüğün olduğu yerlere tünel kazıyorlar.

Hal böyle iken bu soğumuş magma bozuntusu üzerinde sanal metaların işgali altında yaşamak mı? Yoksa magmanın efendisi denizler üzerinde ve rüzgarlar ülkesinde özgür yaşamak mı?

Para tanrısının topraklarında esir gibi yaşamak mı? Yoksa kendi imparatorluğunuzda tahtta kalmak mı ?

Buralarda rüzgarın sesi yok.
Mandarların direklere, çarmıhlara vurup vınlatması yok.
Köpüklerin dalgaların hışırtısı, yaprakların titremesi, yağmurun sesi de yok.
Bir deniz kuşunun sabah ötüşünün, bir balinanın derinlerden gelen sesi de.
Buralarda paranın sesi var.
Metallerin, motorların gürültüsü var.
Borsanın açılış ve kapanış gongunun sesi var.
Arabaların klaksonları, ambulans ve polislerin siren sesleri var.
İnsanların esirlerin iniltileri, haykırışları, bağırışları duyulmuyor bile.

Balıklar olta ucundan değil deniz içerisinde çevrilmiş esir hayvan çiftliklerinden...
Su yağmurlardan değil, ozmos cihazlarından...
Sebzelere su ve gübre değil hormon ve ilaç veriyorlar...
Meyveler kokmuyor. Tatları kendileri gibi değil...
Danaları deli, tavukları gri, balıkları semiz yaptılar para için.

Mavi sular yeşil ormanlar bitiyor. Bitsin diye bankalar kredi verme yarışında.
Biten yere işgalci başka bir ırk olan betonlar yerleşiyor. Etrafımız barut küpü.
Sözde, tanrıya ulaşmaya çalışırken tanrıya ulaşmanın başka yolunu bulmuş gibi vücutları üzerinde bomba patlatıyorlar. Nereye gidiyorlar bilemiyorum. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarına eminim ama.

Atom bombası yapmak isteyenler var. Zaten esir kampındalar. Bide kampa bomba atacaklar.
Kalplerdeki saflık, beyazlık, kara korsanın bandanasının siyahlığına çalınmış.

Çoğumuz daha Marmara’da bile denizlere açılmaya, yelkenlerimizi fora etmeye yeterince zaman ve fırsat yaratamazken, Akdeniz Çukurunun resimlerini sadece haritalarda görebilirken, Atlas Okyanusunu geçmek nasıl bir şeymiş diye söyleşilerde dinleyici konumundayken, Denizlere açılanlar nerelere gidip neler yaşar?

 

Biz karadakiler için gıpta mı? Evet!
Kıskançlık mı? Samimice evet!
Gurur mu adlarına? Hem de nasıl!
Umut mu adımıza? Biraz belki.

Denizlerde yaşayanlar! Siz mavilerin koynunda yaşıyorsanız, biz burada, metropollerin göbeğinde n’apıyoruz?
Yok bizimkisi ise hayatın kendisi, sizin mavi gezegende yaşadıklarınızın ismi ne olacak o zaman?
Özlemden, basit şeylere hasretten geri dönüyorsunuz biliyorum.
Denizlerdeyken uzak kaldığınız bu gerçek yaşamın bir yanılsaması olan kara hayatının iç yüzünü unutmamış olsanız uzatacaksınız uzatabildiğiniz kadar seyirleri, rotaları.

Rüzgarın bile kolayınıza gelmesini istemeyeceksiniz. Gelmesin ki yolunuz uzasın, denizlerde geçireceğiniz süre uzasın, teknenizle birlikteliğiniz uzasın diye.

Biz burada olan bitenin farkına varmış azınlık oralara gitmeyi hayal ederken, denizlerde onca zaman yaşayanlar neden eninde sonunda dönerler geriye?
Dünya seyahatine uğurladıklarımızın ardından sadece aklımız ve yüreğimiz değil, ruhumuzda onlarla kalır oysa.

Karalarda nefes alıp vermekten usanmış olanlar, gözleri engin mavilerde takılı, gönülleri deryalarda kayıp, kulakları dalgaların ve mandarların sesinin arar halde, kıvranır dururlar gün be gün.

Sorarlar kendilerine kimse duymasa da;

“ Olacak mıyım ben de mavilerin kucağında ömrümün son demlerinde olsa da. Yoksa bu hayat denen serüven, başladığı yerde mi son bulacak çaresizce? Sadece denizcilik dergilerinin sayfaları, televizyondaki deniz ile ilintili görüntüler teselli mi olacak bize?”

Her denize açılışından sonra karaya geri dönüşü kabus olan, kara yaşantısından gitgide uzaklaşan, kendisine dayatılan hunhar metropol düzenini reddeden, kopya insanlardan köşe bucak kaçanlar denizlere ulaşmaya çalışırken tırnakları ile, uzak yollardan geriye neden döner o denizciler?

Denizlerdekiler yaşıyor. Peki biz?
Bazıları hayal eder. Bazıları yapar.
Yani?
Yani bakarak yaşayanlar, yaşayarak yaşayanlar!
Kimimiz madden ulaşamayız hiçbir zaman.
Kimimiz meşgulüzdür. Zamanımız yoktur asla.
Ya da sorumluluklar çoktur.
Ve biz karadakiler, tekrara, rutine hayat der susarız.
Boynumuzu eğer ve karbon kopya günleri tüketmeye devam ederiz.

Her uğradıkları limanı, her varılan yerin coğrafyasını, yeni tanışılan herkesin hayat hikayesini bilen o denizciler ise geri dönerler buralara.

Giderse öleceğini bilen aşık gibi dönerler karalara…

Tristan Jones geliyor aklıma. Buz isimli kitabını hatırlıyorum.
20 li yaşlarda İngiliz Kraliyet Donanmasından çok ciddi omurilik sorunları nedeni ile atılan, bahriye doktorunun “Değil denizlere açılıp yelken yapmak, yürürken bile dikkatli olacaksın “ dediği o büyük denizciyi.

Suyun üzerinde zar zor kalabilen ancak yüzebilmesi için gerekli hiçbir hareketi yapamayan adamı. Bir tekneye ve bir ayağı topal yaşlı bir köpeğe sahip eski bir bahriyeli.

90 küsur yaşında denizlerde öldüğünde defalarca Atlantik, Pasifik geçişi yapmış, Kuzey kutbuna gitmiş, dünyayı teknesi ile yalnız dolaşmış bu efsane denizci.

Yani?
Yanisi bahane diye bir şey yoktur. Sadece seçim vardır. Ve dünyayı teknesi ile dolaşmayı ve oralarda yaşamayı seçmiş bu kutlanası denizciler bir gün geri dönerler.
Sessizce.
Haber vermeden.
Akılları belki de geride kalmış olarak.
Hatta üzülerek…
Ama dönerler yine de..


Cenk Şahin

 


Yazarın diğer yazıları:

Baharı beklerken
Yana yana
Ateşler Denizi
Cehenneme ateş taşımak
İhanet
Yaz bitiyor denizim
Maviye büyük kaçış
Halikarnas Balıkçısı 123 yaşında
Kehanet Dalgaları
Para kaç knot eser ?
Hep gitmek istedim
Anadolu'nun Avukatı
Ekim Denizci'nin Hüznüdür
Denizci'nin Kafdağı.. Ufuk Çizgisi...
Oksimoron Hayatlar
Ramaklar kalırken
Denizi olmayan kaptan... Yıl 2410
Sadun Boro sayesinde
Uzak denizlere gidenler neden geri dönerler ?
Balıkçı Memleketten ayrıldı
Temmuz 1910, 100 sene evvel bugünlerde...
Şehir Gangavaları
Cengogenes'in Mıknatıs Koyları
Maviye rastladım ama kart görmedim. Ne sarı ne de kırmızı ...
Başlarken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri