Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Denizden daha çok zevk almak

Yalnızken, acıktığımızda, hazırda da birşeyler yoksa, tek başımıza mutfağa/kuzineye girip, bir yumurta kırarız. İçine, zevkimize göre malzeme koyarız, domates, biber, peynir vs. Sonra da oturur afiyetle yeriz. Müthiş keyif verir bu bize. Açlığımızın giderilmesi bir yana, basit de olsa kendi kendimize yaptığımız bir yemeğin tadı, hiçbir şeye değişilmez. Karar verdik, cesaret ettik, yaptık ve tatminkâr bir şekilde sonuçlandı. Tabii bu durum sadece yemek için geçerli değil. Kendi kendimize başardığımız her işte aynı tatmin, aynı keyif var. Çocukluğumuzda ilk kez kendi başımızda bakkala gidip bir şey alarak eve başarıyla ve doğru para üstüyle dönmenin verdiği o çocuksu ama büyük gurur da bundan başka bir şey değil ki zaten.
 

Denize açıldığımızda da, hele yalnızsak, tek başına limandan ayrılmak, seyri tamamlamak, limana selametle dönüp bağlanmak hepimize büyük tatmin vermez mi? O anda, “Anneciğim bak, istediğin yarım kilo tozşekeri getirdim” diyen çocuğun mutluluğu yok mudur, limana ilk kez tek başına selametle bağlanan denizcinin yüreğinde?
Peki bu mutluluğu ve gururu neden katlamayalım?
 

Katlamak için her türlü olanak elimizde. Tabii canımız isterse… Çünküsünü anlatayım: Şunun şurasında internet ve cep telefonları hayatımıza gireli ne kadar oldu ki? Oturduğumuz yerden dünyanın bir ucundaki olayları izliyoruz.(Az önce Vendee Globe yarışının startını canlı yayında internetten izledim.) Eskiden hiç böyle bir olanağımız yoktu ama şimdi, bağlantı azıcık yavaşladığında hemen basıyoruz kalayı! Ben ortaokuldayken, başka şehirdeki akrabalarımıza telefon etmek istediğimizde PTT’ye “yazdırır” sonra oturur beklerdik bağlasınlar da konuşalım diye. Şimdi, dünyanın herhangi bir köşesindeki arkadaşımızla, hele dokunmatik ekranlar sayesinde artık tuşa bile basmadan, anında konuşuyoruz. Kazayla hat düşerse sinirden köpürüyoruz. İnternet sayesinde, binlerce mil ötedeki tanıdıklarımızla görüntülü sohbet edebiliyor, görüntü arada teklediğinde kızıyoruz. Devir sürat devri diyorlar ya, bence yalan! Devir sabırsızlık devri!

Öyle ki, sevdiğimiz birine “nasılsın?” diye soruyoruz ama yanıtını bile beklemiyoruz. Hoş onun da doğru yanıtı vermeye pek gönlü yok ya…
Neden devir sürat devri değil de sabırsızlık devri? Çünkü konu sadece teknoloji değil. Eskiden tohum alır, saksıya eker, sular bakar, çiçeğin açmasını beklerdik. Artık bu bile yok. Şimdi marketlerden hazır açmış çiçek alıp yerine koyuyoruz, sulayanlar, o eski kültürü görmüş tanımış olanlar, gençlerin hiç oralı olduğu yok, sonra da çiçeğin ömrü bitiyor bir şekilde ve çöpe atıp yenisini alıyoruz. Utanmasak, çocuğun bile hazır doğurulup büyümüşünü satın alıp, “evlat” diye seveceğiz.
 

Bu kadar sabırsızlığın içinde, sabır gösterip bazı “klasik” konulara vakit ayırmak, herkesin harcı değil. Belki şarap üretiminden anlayan ya da çayın demini almasını bekleyen birileri bu sabrı gösterebilir. Belki içimizden birileri mutlaka bu konulara ilgi duyar. Doğrusunu söylemek gerekirse, böylesi “sabırsız” bir ortamda yelkencilik nasıl yapılıyor, onu anlamakta bile zorlanıyorum. Zira “yelkenli” yavaştır! Bir motoryatla 1 saatte gideceğimiz yolu, yelkenli tekneyle 6–7 saatte anca gideriz. Çünkü biz yelkenciler, bir yere ulaşmaktan çok “gidiyor” olma halini severiz. Severiz sevmesine ama gelin görün ki, teknolojinin bütün nimetlerini de sırf “sürat” adına emrimize amade ederiz. Bunda ters bir şey yok ama demem o ki, madem biz denizin üzerine “zevk almak” için çıkan bir topluluğuz, o halde gelin bu zevki arttıralım.
 

“KÜT” DİYE ZEVK ALINIR MI YAHU?
Klasik seyir(navigasyon) yöntemleri ile elektronik (bugünkü kullanılış biçimleriyle değerlendirdiğimizde) seyir yöntemlerini karşılaştırdığımızda, ne yalan söyleyeyim, aklıma şu örnek geliyor: Dışarıdan yemeği çok seviyorsunuz. Sık sık çıkıp lokantalarda yiyorsunuz, çıkamadığınızda da telefon edip birşeyler söylüyorsunuz. Fakat bir gün bir sıkıntı oluyor, ne dışarı çıkabiliyorsunuz, ne de telefonla yemek söyleyebiliyorsunuz. Aç mı kalacaksınız yoksa oturup birşeyler yapacak mısınız? İşte dışarıdan/telefonla yemek, elektronik seyir yöntemlerini, oturup evde yemek yapmak da klasik seyir yöntemlerini sembolize etti benim deli kafama göre. Seyir sırasında mevkiimizi gösteren chart plotter/GPS kombinasyonu, bana göre dışarıdan yemek. Ve evet çok lezzetli, ne zararı var? Fakat ya bunlara bir şey olursa? Aç/susuz kalıp nerede olduğumuzu bilemeden seyre devam mı edeceğiz, yoksa mutfağa girip kolları sıvayacak ve sekstantımızı elimize alarak karnımızı mı doyuracağız?
İşte sonunda sihirli sözcük baklasını çıkardım dilimin altından: Sekstant!
 

Sekstantın ne olduğunu hepimiz biliyoruz, uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Ama bir sekstantla neler yapılabileceğini biraz anlatmakta yarar var.
Zannedildiği gibi bir sekstant, sadece okyanusta, gökcisimlerine bakarak mevkii koymaya yaramaz. Tek yaradığı iş bu olsaydı bile kullanmaya değerdi ama çok daha fazla işe yarıyor ne mutlu ki. Sekstant lafını duyanların ilk tepkisi, “Yahu biz kıyı seyri yapıyoruz. Sanki okyanus mu geçiyoruz ki sekstant kullanalım?” olabilir. Dedim ya, yanlışınız var. Hatta ne alakası var? Hiç de öyle değil. Sekstant, evet okyanusta çok işe yarar ama kıyısal seyirde de yarar. Uzaklık tayininde yarar, yükseklik buldurur vs. Açıyı ve trigonometriyi kullanabileceğimiz her yerde bir sekstantın katkısı büyüktür.
Bu yazı benzetmelerle doldu farkındayım ama izninizle bir tane de ayıp benzetme yapmak istiyorum! “Seks”tant demişken… Seks, dünyanın en güzel şeylerinden biridir değil mi? Kimsenin yüzü kızarmasın, çünkü hiçbirimizi leylekler getirmedi. Yeryüzündeki her insan seks ürünü. Eh, bu kadar doğal ve güzel bir konu karşısında, pornografik olmamak koşulu ile ne diye yüzümüz kızarır, onu da anlamak mümkün değil! Ve her seksin bir sonucu var. Finali yani. Diyeceğim şu ki, o finale, “küt” diye de ulaşılabilir, keyif alarak da. Bir dakikada da ulaşılabilir, çok mutluluk veren saatler sonra da… Diyelim ki o final, denizde mevkii koymak! Bunu chart plotter marifetiyle “küt” diye yapmak, evet bir sonuçtur. Ama biraz emek verip başarılı bir sonuca ulaşmak, mevkii koymanın hazzını bin kat arttırır. Yani, bilmem anlatabildim mi?
 

ŞİMDİ DE BİRAZ İŞ
Gelin biraz detaya girelim. GPS’nin ya da chart plotterin bir düğmesine basınca mevkiimizi buluyoruz. “Küt” diye! Fakat klasik yöntemlerle, yani sekstant ya da sadece pusula kullanarak da kıyısal seyirlerde mevkii bulmak mümkün. Hele okyanusta, koskoca boşlukta, yıldızlardan açı ölçüp mevkii koymak gibisi olmasa gerek ama benim böyle bir deneyimim yok, tez vakitte olmasını isterim.
Fakat kıyısal seyir sırasında, harita, pergel ve sekstant ya da pusula yardımıyla mevki koymak, başlı başına bir keyif. Bu konuyu daha önce birkaç bölüm halinde Yelken Dünyası’nda yazmıştım. O yazılardan belirli bölümleri buraya aktarmak ve buraya kadar ettiğim ukalalıkları belgelendirmek isterim.
 

Bir chart plotter bugün 400–500 Euro’dan aşağı değil bildiğim kadarıyla. Oysa hem zevkli, hem insana kendisini daha denizci hissettiren, hem eğlenceli, hem de becerilerimizi geliştiren bir sekstant, 250 Dolar civarında. Şimdi daha ucuzları çıktı.
Teknede bir sekstantın bulunması, zaman zaman çıkartılıp pratiğinin yapılması inanın büyük bir zevk. Bir şeyi “küt” diye yapmamak için harika bir fırsat. İnsan, bir mevkii bulduğunda, bir mesafe ölçtüğünde öyle bir keyifleniyor ki... Bir sekstant, birkaç satırlık bir hesap ve bir iki kitabın yardımıyla, bize her zaman mevkiimizi verir, pahalı elektronik araçlar satın almak zorunluluğundan kurtarır, bozulmaz, içine su kaçmaz vs. Kullanmayı öğrenmek, sanıldığı kadar zor değil. Ama burada okyanus seyrindeki sekstant kullanımını açıklamayacağız. Zaten sığmaz da. Eğer ben kıyıdaki dağın ya da deniz fenerinin yüksekliklerini biliyorsam(ki harita sayesinde tüm bu bilgiye sahibim), o yüksekliği sekstantımla ölçüp bir açı bulduğumda, ona olan mesafemi de hemen bulabilirim. Üstelik bunun için, dilersem yanımda bulunan bir hesap makinesini kullanırım, dilersem, sırf bu iş için hazırlanmış hazır cetvellere bakarım. Bildiğim kadarıyla Türkçe yayınlar arasında, Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı’nın yayınlarından biri olan Seyir ve Matematik Cetvelleri(Norie’s Tables) adlı kitapta var. Başka bir sürü yayında da var bu tablolar. (Distance off ya da vertical sextant angle adını taşırlar.) Benim elimdeki SHODB kitabı, Mart 2011 baskısı ve onun 110’uncu sayfasında başlıyor bu çizelgeler.
 

KULLANIMI ÇOK BASİT
Sekstantınızı nasıl kullanacağınızı hiiç dert etmeyiniz. İnanın çok kolay. Zaten satın aldığınızda kutusunun içinden çıkan küçücük bir kitapçık, aletin yayındaki değerin nasıl okunacağını basitçe anlatıyor.
Diyelim, dağın yüksekliği 300 metre. Deniz seviyesi ile dağın tepesini sekstantınızın aynasında birleştiriyorsunuz ve kolayca yaydaki açıyı, derece-dakika olarak okuyorsunuz. Sonra da bulduğunuz değeri, çizelgeden 300 metre yükseklik altındaki sütundan buluyorsunuz ve ta-taa! İşte oraya olan uzaklığınız. Bu kadar basit, bu kadar kolay... Ve insanın bu basit işlem sonrası aldığı haz da cabası. Caba deyip geçmeyin, az buz bir zevk değil, her şeyin otomatik olduğu günümüzde bir şeyi kendi kendimize bulmak!


 

YATAY SEKSTANT AÇISI
Yukarıda dikey sekstant açısını kullandık, şimdi yatay, yani ufka paralel açıyla birşeyler bulalım. Haritalarda, kıyıdaki belirli nesnelerin yeri verilir. Cami, su deposu, kale, tepe vs. Bunları ve sekstantımızı kullanarak, yerimizi ve karaya olan mesafemizi rahatlıkla bulabiliriz. Diyelim, açığında bulunduğumuz yerin haritasında, bir cami ve su deposu var. Elimde de sekstant. Haritadan, cami ile su deposu arasındaki mesafeyi bulabilir miyim? Evet bulurum. Pergelimi açtığım gibi buldum gitti.
Gelelim bu iki cismin arasındaki açıya. Çünkü kıyıya olan mesafemiz ve bulunduğumuz mevki, bu açıya göre değişecek. Aldım elime sekstantımı, ipini/kayışını boynumdan geçirdim ki kazayla elimden düşerse zarar görmesin, sonra 0’ını ayarlayıp yatay tuttum. Ardından da cami ile su deposu arasındaki açıyı ölçtüm.
 

Detaymış gibi görünse de, bize kolaylık olsun diye üretilmiş basit ipuçlarına bakalım. Bu açıyı üç şekilde değerlendiriyoruz:
1. 90°’den küçükse
2. 90° ise
3. 90°’den büyükse
Başlayalım bakalım.

 

90’DAN KÜÇÜK AÇILARDA
Diyelim cami ile su deposu arasındaki açı 47° çıktı. Yani 90’dan küçük. Eğer açı 90’dan küçükse, gözlemcinin/teknenin bulunduğu mevki dairesinin merkezi, deniz tarafındadır. Şekiller bu lafı çok daha iyi anlatıyor. Şu çok önemli: Gözlemcinin üzerinde bulunduğu mevki dairesi, her zaman hem caminin, hem de su deposunun üzerinden geçer. Burada yapmamız gereken, (yoruldum cami ve su deposu yazmaktan, gelin camiye A, su deposuna da B diyelim) A ve B’den geçecek dairenin merkezini bulmaktır, o da çok kolaydır. (Şekillerle ilgili bir sır vereyim: Ölçekli filan değiller. Elimden geldiğince düzgün çizmeye çalıştım.)
- A ve B’yi bir düz çizgi ile birleştirin, bir AB doğrusu elde edin.
- Bulduğunuz açıyı 90’a tamamlayan sayıyı bulun. Burada 47 olduğuna göre 90–47=43
- A noktasından AB doğrusuna 43 derece açılı bir çizgi çizin. Bu açıyı bulmak için elinizde çok malzeme var. İletki, pusula, haritadaki pusula gülü vs.
- Aynı şeyi B noktasından da yapın.
- A’dan çıkan ve B’den çıkan çizgilerin kesişim noktası O olsun. İşte o O, bizim mevki dairemizin merkezi.
- Pergelin sivrisini O’ya getirip(yani O’yu merkez ayıp), kalemli ucunu A’ya ya da B’ye(her ikisi de aynı nasıl olsa) getirip dairenizi çizin.
- İşte biz tam da o dairenin(aslında çemberin) üzerindeyiz. Peki neredeyiz? A’yı ve B’yi 47 derece ile gördüğümüz iki noktadan birindeyiz. Kesin olarak mevkiimizi bulmak için bir üçüncü karasal nesneye daha ihtiyacımız olabilir ama gözümüzle hangisinde olduğumuzu anlamak o kadar da zor değil aslında. Fakat üç noktalısına birazdan geleceğiz.

           

  

 

90 DERECE İSE
Eğer A ile B arasındaki yatay sekstant açısı 90 derece ise,
bu demektir ki mevki dairesi, AB doğrusunu çap kabul
eden bir dairedir.
- Yine aynı AB doğrunuzu çiziniz.
- (Gerçi cetvelle ölçüp bu AB doğrusunun tam orta noktasını bulabilirsiniz ama, biz bir de şatafatlı yöntemini açıklayalım.) Pergelin sivrisini A’nın üzerine getirip kalem ucunu B’den azıcık öteye doğru açarak bir daire çiziniz. Sonra sivriyi B’ye getirip aynı şeyi tekrarlayınız. Çemberlerin kesiştiği iki nokta, diyelim ki X ve Y bir XY doğrusu oluşturur. İşte bu XY doğrusu, bizim AB’yi tam ortadan keser. İşte bizim mevki dairemizin merkezi orasıdır.
- Bu çember üzerinde A ile B’yi 90 derecede gören herhangi bir noktadayız demektir. (Kesin mevki için üç cisim yöntemimizi ısrarla bekleyiniz lütfen.)

                                                      

  
 

90’DAN BÜYÜK AÇILARDA
Eğer A ile B arasındaki yatay sekstant açısı 90°’den büyükse, o halde mevki dairemizin merkezi, A ve B'’en geçecek çemberin kara tarafındadır.
- Lütfen şu AB doğrusunu çizmek için hatırlatmamı beklemeyin.
- Bulduğunuz açıdan 90’ı çıkarınız. (Diyelim 130° ölçtük. 130–90=40°)
- A’dan ve B’den, AB’ye 40 derece yapacak birer çizgi çizin ama denize doğru değil, karaya doğru olsun. Bu 40 derecelik çizgilerin kesiştiği nokta, O noktası yani, mevki dairesinin merkezidir.
- Daha önce yaptığımız gibi O’yu merkez alan, yarıçapı A veya B’ye uzanan bir çember çizin ki mevki dairemiz görünsün artık.
- Artık bu çember üzerinde ve elbette denizde bulunduğumuz tekne, A ve B’yi 130 derece ile görün noktadadır.

       

  

 

ÜÇ CİSİM YÖNTEMİ

Aslında ortada özel bir durum yok. Biz, buraya kadarki işlemleri iki cisim üzerinden, bu cami ve su deposu üzerinden yaptık. Olaya sadece bir üçüncü cisim ekleyebilirsek ki kıyısal seyirde bu hemen her zaman mümkündür, o zaman kesin mevki koymuş oluruz. Yani cami ve su deposuna bir de tepe ekleyelim. Yani A ve B zaten vardı, bir de C olsun. Yukarıda yaptığımız işlemleri, mesela B’yi ortaya alarak yapalım. AB doğrusu ve BC doğrusu çizelim. Her iki tarafa da (şekil daha iyi anlatıyor sanıyorum) birer mevki dairesi çizdiğimizde, bu dairelerin kesiştiği nokta da işte bizim kesin mevkiimiz olur. Sonra pergelle mesafemizi ölçeriz arkadaş. Bulduk mu karaya olan mesafemizi? Onu da bulduk. E daha ne istiyoruz? Yerimiz belli, mesafemiz belli. Bütün bunları bir güzel alet, bir harita, bir pergel ve bir cetvelle yaptık. Ne bir yardımcı kitap, ne çizelge, ne elektrik, ne pil, ne de güneşin altında okunmayan ya da gece gözümüzü kamaştıran ekranlar… 
 

                           

 

Bu işleri birkaç kez yaptıktan sonra eminim birçoğumuzun hoşuna gidecek ve çok keyif alacaksınız. Ha, bir de küçük bir ipucu: Eğer sekstantımız yoksa ya da kullanmak istemiyorsak. Bütün buraya kadar saydıklarımızı(yatay açı olanları) pusula ile yapmak da mümkün. Camiyi kaç derecede gözledik? Şu kadar. Ya su deposunu? Bu kadar. Aradaki fark, aradaki açıdır işte. Ama doğrusunu söylemek gerekirse sekstantla yapınca daha keyif verici oluyor, benden söylemesi.
Dedim ya, denize zevk almak için çıkıyoruz. Bunu, gerçek denizcilik yöntemleri ile katlamak elimizde. Hele bir de, elektronik oyuncakların pili bitti, camı kırıldı, içine su kaçtı dertleriyle gün gelir de karşılaşırsak, bu zevkli yöntemler bizi selametle evimize ulaştıracaktır. Pratik,pratik, pratik… Ne kadar çok yaparsak, o kadar iyi yaparız.

Her şeyi!
Yeni yazılarda görüşmek üzere efendim.


Tayfun Timoçin
 


Yazarın diğer yazıları:

Derdimiz ne
Lüks tekneler ve medya
Denizden daha çok zevk almak

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri