Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Ege'nin Büyükleri

Hani o son basamağı inip marinanın betonuna bastığım an – Bitti dedim. Evet vedalaşıyorsun artık bak. Bitti işte koca 6 ay. Son kez bak oğlum Rüzgar Babanın Maviş evladına. Uzunca bir süre göremeyeceksin çünkü. Sadece o mu. Dön dön bir arkana da o morlu kırmızılı gökyüzüne bak, çam ağaçlarının kıyısında, denizin dağları kucakladığı yerden batmış güneşin renk cümbüşüne bir bak. Koca şehirlere gidince bırak o renk cümbüşünü güneşi göremeyeceksin belki, koca koca binaların ardında saklanan güneş sana yüzünü gösterir mi sanıyorsun hem sen. İnsanlar birbiriyle yarışıyor hangimiz güneşi daha çok kapatırız diye. Sonra da adına dev yapılar diyorlar. Evet dev yapı tabiî ki dev yapı. Küçücük yüreklerine sığdırdıkları dev yapılar.
 

Okuduğun kitabı da imzalattırdın Rüzgar babaya. Ne vardı imzaya gerek kalmadan her an Rüzgar babanın yanında olsan. O anlattıkça sen uçup gitsen oralara. Selimiye tarihinden başlayıp Yunan antik çağından çıksak. Oradan Anadolu ya gelsek 2. Harb-i Umumi den sonra İstanköy den Anadolu’ya göçen Türkleri konuşsak. Biri de senin sevdiceğin değimli zaten. Bak o da yanında mışıl mışıl başını koymuş omzuma. Bir ona bakıyorum birde bitmek bilmeyen yola. Gece nasılda vuruyor ışıklar gökyüzüne, yıldız mı onlar ? yok yok karşıdaki şehrin ışıkları. Bir daha yıldızları o kadar çok göremeyeceksin. Denizde mi sandın sen kendini. Hani demirlemişsin sessiz bir koya, hava yıllanmış bir şarap gibi saat geçtikçe güzelleşiyor. Bir kaldırmışsın başını Samanyolu mu o ? aa bak küçük ayı, hadi büyük ayı yı bulalım, hani büyük cezve olan…
 

Nasıl da geçti demi Selimiye de günler aylar. Daha ilk gün Haldun Üstad geldi yemeği birlikte yedin. Kadro daha şimdiden böyleyse diye düşündüm. Haldun Sevel, Çetin Kent ve eşi sevgili Ayşe ablam, gönüllerini deniz sevgisi doldurmuş deniz dostu Erkan abi ve Utku abi. Aradan bir iki hafta geçti işte beklenen, işte beklediğim an. Sadun Boro. Daha bir şey söylemeye gerek var mı ? Denizci abim Cenk Şahin’in de yazısında bahsettiği gibi, denizdeydim o gün eğitim vereceğim teknemizin altını temizliyorum. Ya nasıl olur böyle ıslak ıslak, çıksam mı denizden? çıkmasam derin nefes alsam dalıp temizliğe devam etsem. Bak kahvelerde geldi. Yok yok Emre çık sen en iyisi. Yavaş yavaş çıkıyorum. Ee ne diyeceğim şimdi. İşte karşımda. Ama ben böyle hayal etmemiştim. Çünkü

Sadun Boro 1971 de Pupa Yelken Kitabını Babama imzalamış ve şimdi o kitap bende. Bende imzalattırmak istiyorum, ama böylemi, böyle ıslak ıslak mı ? Yok yok olmaz öyle şey. Elini sıkıp hoş geldiniz diyorum.
Çetin abi – abi yeni antrenör arkadaşım diyor
Sadun Boro – ne antrenörü ? bana bakarak. Ben aynen kafa önde, yerdeki taşları sayıyorum.
Ç.K. – abi yelken eğitimi veriyoruz ya. Emre de Yelken antrenörü.
S.B. – aferin.
Aferin mi ? Sadun Boro Aferin mi dedi. Bana! Daha ne olsun ya. Daha ne ister ki bir denizci.
Ama kitap. Kitap n’olucak imzalatamayacak mıyım ? Çetin abi gelir yazın tekrar dedi. O zaman imzalatırsın…
Başımı koyuyorum biraz uyumaya çalışayım diyorum. Otobüs sallantısı tekne sallantısına benzer mi hiç ? Denizin üstünde nazlı nazlı sallanan teknede uyumak kadar güzel bir şey var mıdır acaba ? hele birde sevdiğin yanındaysa. Denizin tekneye yaslanma sesiyle uykuya dalmak. Her sabah aynı saatte güverteye çarpan dalganın sesi ile uyanmak. Güzel ve sessiz bir güne gözlerini açmak. Denize açılmak yelkenleri basmak. Koylara doğru kerteriz tutmak. Denizi yaşamak, rüzgarı duymak, yelkene sarılmak.
 

Dalgaları karşılamak güvertede, bazen bir yunusa selam vermek bazen utangaç bir karettaya. En güzeli de ne biliyor musun dostum ? bu güzelliği bu doğayı bu denizi yelkeni bunlar hakkında bildiğin kadarıyla hepsini birileriyle paylaşmak, yelken basmayı, kerteriz tutmayı, denizi okuyup rüzgarı duymayı yeni insanlara öğretmek. Sevmelerini sağlamak. Yeni amatör denizciler kazandırmak, yeni yelken sevdalıları yaratmak. Bunun verdiği mutluluk başka şeyde yok. Biliyorsun ki o insanların içleri deniz sevgisiyle yanıp tutuşuyor. İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan, Çeşme’den, Antalya’dan gelen deniz sevdalısı dostluklar edinmek.
İnanıyorum ki ben deniz üzerinde olduğum sürece bu dostlarımla bir gün bir yerde bir koy da yan yana demirlemiş olacağız ve o eski günleri yad edip rakılarımızı yudumlayacağız yine yıllanmış şarap gibi saat geçtikçe güzelleşen hava da, küçük ayının altında.
 

Bitmeyen bu otobüs yolculuğunda düşünüyorum da Egenin koynunda Selimiye de geçen 6 güzel aya dair o kadar güzel anılar o kadar güzel dostluklar biriktirdim ki. Öyle büyük denizcilerle tanışma konuşma fırsatım oldu ki. Bitmeyen bir rüya gibiydi sanki.
Bir gün Çetin abinin telefonu çaldı. Arayan Sabun Boro idi. Çetin abi telefonda biraz şaşkın biraz üzgün ama bir o kadar da sevinçliydi. Sadun abi katamaran almış dedi. Herkes nasıl yani kısmet ne olacak diye düşünmeye başlarken, kısmeti Rahmi Koç müzesine verecekmiş dedi. Fethiye den katamaranı Alim sür ile teslim alıp okluk koyuna götürürken buraya da uğrayacaklarmış dedi. İşte bu habere sevinilirdi. Yıllardır beklediğim anı yaşayacaktım. Ve de babamın kitabını 38 yıl sonra bende imzalatacaktım ve bu benim için paha biçilemez bir hazine olacaktı.
 

Beklediğimiz telefon geldi Sadun Boro Çetin abiye – çeto bugün ordayız tonoz var değil mi diye telefon açmış ve herkes Sadun Boro’yu beklemeye başladı. O gün eğitimlerim olduğu için bütün gün denizdeydim ama başta ben olmak üzere kursiyer dostlarımla birlikte gözümüz gelecek olan katamarandaydı. Her katamarana doğru kerteriz tutup yanına yaklaşıp acaba bumu diye sokuluyorduk. Sadun Boro’yu denizde karşılamak onunla birlikte yan yana seyir yapmak gerçekten keyifli olacaktı ama olmadı. Ben dersi bitirmiş karaya dönmüştüm artık karada beklemeye başlamıştık üstadı. İşte geliyordu karşıdan. Koca bir katamaran. Tabiî ki gönlüm kısmeti görmek istedi ama maalesef. Dümende Sadun Boro yanında Alim sür. Alim Sür’ün sevgili eşi Hattaya ve Oda Boro palamar halatlarını atmak ve tonoz halatını almak için koca katamaran’ın baş üstünde. Şu gördüğüm manzara bile harikaydı. Bu arada Haldun Sevel de elinde eski bir gemici borozanı Sadun Boro yanaşırken üflüyor. Hem de ne üflemek. 2 üstad ve hayat arkadaşları. Elbette onlarda birer üstad olmuş bizim gözümüzde. Ee Sadun boro ve Alim Sür Dünyayı tek başına dolaşmadılar ya değil mi ama.
Elimde palamar ipi Sadun Boro’dan gelecek talimatları bekliyorum. E olum daha önce hiç mi tekne bağlamadın. Bağladım bağladım da bu Sadun Boro’nun teknesi. – çok çekme koca herif !! diye bir ses. Herkes bana bakıyor. Ne noldu? Ben mi ? elbette sen sana diyor bak koca üstad. – çekme boş koy biraz. Biraz tornistan 2 tonoz halatı hazır. – Volta !! hoop hemen 2 sar 2 düğüm , oğlum Emre düzgün bağla valla fırçayı yersin diye konuşuyorum kendi kendime.

Tamamdır bağlandı ohh be dünya varmış. Rüzgarsız bir hava da güzel bir sağnağı yakalamış bir yelkenci gibi seviniyorum…
Yine otobüsteyim diyorum kendi kendime. Bak bitti işte gidiyorum. Omzumda uyuyan meleğimle birlikte gidiyorum. Ağladı mı acaba o da benim gibi gizli gizli. Ağlar. Ağlamıştır. Ama bana göstermemiştir. Benim ona telefonda Sadun Boro’ ya kitabımı imzalattırdıktan sonra olanları anlatırken bir yandan da akan gözyaşlarımı tutamadığım gibi gizli gizli…
Sofra kurulmuş 3 tane koca masa birleştirilip büyük bir masa hazırlıyorum akşam yemeği için. Sadun Boro hala teknesinde daha aşağıya inmemişti. Çetin abiye katamaranı gezdiriyor. Çocuklar gibi mutlu olduğu dışarıya gelen sevinçli sesinden ve o şen kahkahasından belliydi. Ben hem masayı hazırlıyor hem de bi gözle katamaranı izliyordum. Derken Alim Sür ve eşi güvertede belirdi. Hoş geliniz nasılsınız gibisinden konuşmalar geçti aramızda. Onlar aşağıya indiler soğuk bir şeyler içiyorlar. Alim Sür her zamanki gibi soda.
 

Akşam oldu. Ben Haldun abiye daha önceden konuyu anlattığım ve kitabımı gösterdiğim için konuya onun girmesi çok daha iyi olacaktı. Benim konuya girmek oldukça zordu çünkü. Ahtapotlar, kalamarlar midyeler rakı eşliğinde yeniliyor. Masada Sadun Boro ve Oda Boro, Alim Sür ve eşi, Meriç Köyatası ve eşi, Haldun Sevel, Çetin Kent ve eşi Ayşe abla, Utku Abim ve eşi sevgili Ayşe abla. Masa da dönen muhabbetler inanılmaz ama bu arada . Alim abi amazonlardaki maceralarından bahsediyor. Sadun Boro’yla beraber gittikleri zaman yaşanan maceralar. Amazonlardaki en yahşi en tehlikeli balık nedir ? diye bir soru soruyor. Herkes elbette Pirana diyor. Sadun Boro – Piranada rakıyla bi güzel oluyor ki Çeto!! Tabii bir kahkaha masada. – tabi len bizim çipura gibi aynı oğlum diyor, Çetin abiye dönüp. Amazonların en tehlikeli balığı Pirana değilmiş ayrıca bunu da öğrenmiş olduk. En tehlikeli balık “ candiru ” imiş. Özellikle erkeler için. Çünkü bu balık erkek üreme organından içeriye giriyormuş ve de tuvalet sırasında. Evet. Ne !! demeyin. Yapısı dolayısıyla geriye doğru yüzme şansıda yokmuş. Çünkü arkası kanca gibiymiş. Sadece ilerleyebiliyor. Ve organı kaybetmeye kadar gidiyormuş sonu. Örnekleri olduğunu söylüyor

Alim abi ve ekliyor – Sadun abinin bulduğu korunma yönetiminden sonra 3 ay çay içemedim diyor ?? en azından süzgeç kullanmadım diyor.
Bir ara bir sessizlik oluyor ben zaten Sadun Boro’nun arkasındayım her an bir şey isteyebilir diye.
Haldun abi – Sadun abi. Diyor beni göstererek. Bu çocuğun babasına 71 yılında kitap imzalamışın.
Sadun Boro – eee !!
Haldun abi – o kitap hala duruyor ve şimdi Emre o kitabı sana tekrar imzalatmak istiyor.
Sadun Boro – nerde ver bakim. Getir imzalayalım diyor.
Ben hemen koşar adım kitabı ve birde yumuşak uçlu bir kalem kaptığım gibi ( yumuşak uçlu kalemi öğlenden hazırlamıştım, çünkü kitap eski olduğu için sayfaları gerçekten çok narinleşmiş o yüzden bu kalemi seçtim) Sadun Boro’nun yanına.
- Buyur abi.
Sadun Boro sayfaları şöyle bir karıştırdıktan ve babama yazdığı yazı ve imzayı gördükten sonra
- Peeh diyerek sol elini şöyle bir salladı. O an masada hatta sanki Selimiye de inanılmaz bir sessizlik oldu.
Sadun Boro – Nereli senin baban buralı mı ? diye sordu.
Bende – yok hayır Manisa / Soma diye cevap verdim.
Sadun Boro – buralı olsa kesin tanırdım hala dedi. Sonra aldı kalemi eline – koca herif senin adın neydi dedi. Çetin abi yandan Emre dedi. – nee diye bağıraraktan cevap verdi. Emre…Emre… dedi. Malum Sadun Boro’nun yaşlılığın verdiği az da olsa duyma problemi var. Sayfaya bir şeyler yazmaya başlarken
- Aferin len dedi. İyi bakmışsın, iyi saklamışsın kitabı dedi.
- Sağol abi. Tabiî ki saklayacağız.
Alim Sür – Sadun abi şöyle biraz kenara at imzayı da çocuğun oğluna imzalarsın ilerde dedi. O an masada ben dahil herkes – inşallah dedi.
Sadun Boro – he tamam ulen. Şşş bana bak oğlunu da getir ilerde ona da imzalarım bana bir şey olmaz diyerek yine bizi güldürdü. Ben de – inşallah Sadun abi inşallah Allah uzun ömür versin tabiî ki getiririm dedim.
 

Ve işte ondan sonra hemen önce babamı aradım ve gururla olanları anlattım. Ya işte koca 6 aya neleri sığırdık.
Özkan Gülkaynak abimi Dünya seyahati dönüşü Martı marinaya karşılamaya gitmek. O da gurur verici bir olaydı. O günkü eğitimin rotası, kerterizi, her şeyi belliydi. Orhaniye Martı marina. Yelken basar pupa, geniş apaz Orhaniye’ye varır demirimizi atar denize girip bir şeyler atıştırdıktan sonra Özkan abiyi karşılama konvoyuna katılıp bu gururu hep beraber yaşamaktı bütün plan. Nitekim öylede oldu. Fakat rüzgar azlığından biraz sıcak ve uzun bir yolculuk oldu ama deydi. Yolda mavişle karşılaştık. İçin de Rüzgar baba Haldun abi ve Utku abi, biz karşılamaya gidiyoruz sizde koy içinde katılırsınız dediler. Öylede yaptık. Biz demirimizi atıp denize girip çıktıktan sonra Utku abi telefonla arayıp biz koya giriyoruz derken, orda ki koca nomad gemisinin düdüğü bütün Orhaniye’yi inletmeye başladı. O an tüyler ürperten bir ses oldu. Arka arakaya bitmek bilmeyen tüyler ürperten bir siren sesi düdük sesi. O an marinadaki ve konvoydaki teknelerin naçizane düdükleri, kornaları, eklenince insanın içini tarifi olamayan bir heyecan alıyor. En önde “Kayıtsız III” teknesi arkasında Maviş ve diğer deniz severler. Bizde onlara katılıp marina girişine kadar Özkan abiye eşlik ettik. O günün akşamı Özkan abi Utku ağabeylerle birlikte Selimiye’ye Girit’e akşam yemeğine geldiler. Akşam yemeğinden sonra Özkan abinin Dünya seyahatini laptopundan resimler ve videolar eşliğinde bize anlatması hayatımda dinlediğim en güzel hikaye, en güzel dersti. Dünyanın en güzel sessinden Dünyanın en güzel şarkısını dinlemek gibi bir şey denir ya hani.
 

Bir yudum daha aldım plastik kokan çayımdan ve bir de kırık kekimden. Yol biter mi iç oğlum iç, Selimiye de içtiğin o mis gibi çaya, balıklarla paylaşarak yediğin keke benzer mi sandın. Karadut kahvesinde Hamdi abi mi yaptı bu çayı ahh oğlum ahh. Artık başka bahara kaldı güzel Selimiye günleri.
 

Ne güzel dostluklar edindim bu sene, Türk yelkenciliğinin denizciliğinin üstadları, yurdun dört bir yanından gelen eğitim verdiğim sevgili öğrencilerim, akşam yemeklerini paylaştığımız denizci dostlarımız. Ankara’da deniz yok ama denizci var diyen sevgili Candan ablam ve Benhür abim. Kocaman bir aile gibi her şeyi paylaştığımız minicik bir yer. İşte orası Selimiye.
 

Hayatınız Mutlu, Yelkenleriniz Dolu, Pruvanız Neta Olsun…
Sevgiyle kalın… 
 

Emre ÖZGEN
 


Yazarın diğer yazıları:

Dört Duvar
Kanayan deniz
Deniz İnsanı
Alıyorum Demirimi Artık
Cova
Karsvegas
Ege'nin Büyükleri

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri