Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Jolly Roger

  Cayır cayır yakan güneşin altında, sabahın altısından beri, kıçtan motorlu 4 buçuk metrelik çok eski görünümlü fiber balıkçı teknesiyle, kıyıdan birkaç mil açıkta, gözünü dikmiş Hint Okyanusu’na, inatla ve sabırla yakınlardan geçecek bir tekneyi bekliyordu. Son dönemde farklı rotalar izlediklerinin farkındaydı ama yapacak pek bir şey de yoktu, diğer bölgeler daha riskliydi. Şüphe uyandırmamak için yanında bir olta ve birkaç tane de yeni tutulmuş taze balık getirmişti. Çok dikkat etmesi lazımdı zira geçen ay bir arkadaşı bölgede devriye gezen askeri bir bot tarafından sorgulanmak üzere bilmediği bir yere götürülmüştü ve hala geri dönmemişti, hayatta olup olmadığını dahi kimse bilmiyordu. Elindeki İtalyan yapımı eski küçük telsiz, geçen sene dünya turu yapan Fransız çiftin teknesinden ‘hatıra’ydı. İşini gayet iyi görüyordu, kıyıdaki arkadaşlarıyla bağlantıyı 5 mile kadar sorunsuz sağlıyordu. Hoş artık teknelerde bunların pille çalışan çok daha küçük modelleri de bulunuyordu ama buralarda pil bulmak kolay değildi, mermiden daha kıymetliydi. Boynundaki 10X25 kompakt Nikon dürbün ise daha eskiydi , ilk işlerinden kalma. En sevdiği eşyalarından biri olduğundan sürekli boynunda asılı dururdu ama çalınmasından kortuğundan olacak, hep gömleğinin içinde gizlerdi.

 

   Geçen yaz sonundan beri göğsündeki katlanılamaz ağrılar nedeniyle ‘işinin’ gerektirdiği ‘hızlı çalışma temposu’ ve ‘esnek çalışma saatleri ‘ne artık uyum sağlayamadığından, ekip üyeleri tarafından ona gündüz gözetleme görevi uygun görülmüştü. Teknelerde bulunmadığından değil ama bilmemkaç koruma faktörlü güneş kremlerini yüzüne gözüne sürüp vıcık vıcık ‘çalışmayı’ hiç sevmezdi. Kabahat onda değil ki, şu ozon tabakası bu kadar seyrelmeseydi belki de olduğundan bu denli yaşlı gözükmeyecekti . Acımasızca kavuran güneş ışınları tuzlu suyla birleşince , al işte, sanki film şeridi olması gerekenden 2 kat daha hızlı dönmüştü makarasında. Gerçi doğum tarihini tam olarak kendisi de bilmiyordu , 6 sene önce iç savaş döneminde anne babasının yaşadığı köyü basan asiler her yeri yakıp yıkmadan evvel onları son kez gördüğünde, annesine son bir kez sormuştu kaç yaşında olduğunu. Dört kardeş her biri 2 sene arayla doğmuştu , kendisi en küçüğüydü .’’ 24 yaşında olmalıyım’’ diye düşündü. İçini çekti, diğer çete üyelerinin nasıl da tankerleri basıp fidye için tereddütsüz kan akıtabildiklerini çok iyi biliyordu, bir çok olaya şahit olmuştu şu son 5 senede. Evet kendisi de kanunsuzdu , bir sürü tekneyi durdurup , varsa paralarını, yoksa para edecek ne varsa almıştı anne babasını kaybedipte bu işe bulaştıktan sonra. Ama bugüne kadar kimsenin kılına bile zarar vermemişti, hayatta kalabilmesi için bunu yapmaya mecbur olduğunu düşündü. Kendi kendini telkin etmesini iyi öğrenmişti, bu ‘işte’ duygulara hiç yer yoktu. 
 

  Yanında getirdiği plastik şişedeki sudan birkaç yudum içmişti ki gözüne uzak mesafede seyreden bir katamaran takıldı. Kartal gibi iyi görüyordu ama yine de dürbününü çıkarıp gözüne dayadı, hangi yöne gittiklerinden emin olmak istiyordu. Görüş alanında, ufuk çizgisinde Kızıldeniz’e doğru yol alan bir tanker dışında hiçbir gemi gözükmüyürdu. ‘’Daha hızlı hareket etmeliyim’’ diye mırıldandı kendi kendine. Ama ah şu şiddetli göğüs ağrıları ona ne kadar da engel oluyordu. Birkaç kere arkadaşları onu, çok zor nefes alır halde ve yarı baygın şekilde sahilde bulmuşlardı. Katamaranı dikkatle inceledi bir süre . Yemen’e, Al Mukalla’ya doğru gidiyordu. Sıklıkla karşılaşılan bir durum değildi , genelde tekneler Aden Körfezi’nden Kızıldeniz’e girer, oradan da Süveyş Kanalı’yla Akdeniz’e açılırlardı. ‘’Şimdi bunları düşünme vakti değil’’ dedi, telsizle kıyıdaki arkadaşlarına Yemen’e doğru giden bir katamaran gördüğünü ve bütün koşulların uygun olduğunu haber verip, geri dönmek üzere motoru çalıştırdı. Bundan sonrası onun işi değildi artık. 
 

  Medyada yer alan ‘modern’ korsanlık hikayeleri, zamanın ne kadar ‘kötü’ olduğunu akla getiriyor hemen. Oysa ki neredeyse denizcilik tarihi kadar eski bir korsanlık tarihi var kayıtlarda. Ya da, ticaret ne zaman karadan denize indi, işte o zaman korsanlık tarihi başladı da denilebilir. Sempatik sinema kahramanı, sevecen tavırlı sevgili Karayip korsanımız Jack Sparrow’un ruhu henüz Dünya’ya enkarne olmadan binlerce yıl evvel, milattan önce 2000’li yıllarda, Akdeniz’in bir numaralı tüccarları olan Fenikeliler, diğer ticaret gemilerine saldırmakta tereddüt etmiyorlardı. Hatta kendilerini güçlü hissettiklerinde kıyı kasabalarına dahi baskınlar düzenliyorlardı. Amerika kıtası keşfedilene değin, Akdeniz havzası ve Arap yarımadasını çevreleyen sularda, Roma İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu dönemler hariç, türlü türlü korsanlık hikayelerine rastlanır.O yıllarda korsanlık öyle büyük itibar görürdü ki, 15. yüzyıla kadar, dönemin güçlü devletleri, buna Osmanlı da dahildir, donanmalarına ‘cv’lerinde korsanlık deneyimi olmayan kimseleri denizci olarak dahil etmekten imtina ederlerdi. Oruç, Hızır, Turgut Reis gibi en büyük denizcilerin ‘kariyer’lerinde korsanlık çok önemli yer tutmuştu. Önceleri Osmanlı korsanları, İmparatorluğa bağlı fakat donanmadan bağımsız hareket ederdi. Savaş halinde olunan ülkerin kıyılarını basar, gemilerine saldırır fakat bunu hükümdarın bilgisi ve izni dahilinde yaparlardı. 16. yüzyıldan itibaren ise düzenli donanmaya bağlanmaya başladılar. 
 

  Akdeniz’de Osmanlı üstünlüğü yaşanırken, dünyanın öbür ucunda bambaşka bir mücadele başladı. Amerika’nın keşfinin ardından Papa, kıtanın güneyini İspanya ve Protekiz arasında pay edince yağmadan mahrum kalmak istemeyen diğer sömürgeciler İngiltere, Fransa ve Hollanda, korsanlıkta filmlere konu olacak yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Altın yüklü İspanyol gemileri, Avrupa’ya dönüş yolunda, Karayip Denizi’nde, bu üç ülke hesabına çalışan korsanların hedefi olmaya başladı. Bu yarı bağımsız korsanlar, hikayenin en bilinen kısmı olan meşhur kuru kafa ve çatılmış iki kemikten oluşan korsan bayrağı ‘ jolly roger’ ı ticaret gemilerine saldırmadan önce açarlardı. İspanyol gemilerinin kabusu, Sir Francis Drake ile Karayip Denizi’nde karşılaşmaktı. Drake, önceleri köle gemilerinde çalışmış,birçok badireler atlatmış daha sonra kraliçenin izniyle Karayiplere yelken açmış efsane bir korsandı. Karayiplerde ele geçirdiği yüzbinlerce pound değerinde ganimeti , kraliçenin hazinesine - tabii kendi payını da alarak- teslim edince İngiltere’de kahraman olarak görülmeye başlanmıştı. 1596 ‘da gemisinde hastalanıp öldüğünde, top atışıyla selamlanarak cansız bedeni mavi derinlere bırakılmıştı. 
 

  İngiltere, Fransa ve Hollanda başlangıçta yarı bağımsız korsanlığın bir riski olmadığını düşünüyordu zira elde edilen ganimetin büyük kısmı bağlı olunan krala ya da kraliçeye veriliyor, anlaşmanın gereği neyse geri kalan kısım kaptana bırakılıyordu. Fakat zamanla altının kokusu bağımsız kaptanların ortaya çıkmasına neden oldu. 1600’lerde İngiltere ve Fransa, İspanya ile yaptıkları anlaşma sonucu Karayipler’de koloni kurma hakkı elde edince, işler iyice karıştı. Dominik ve Haiti’ye yerleştirilen kolonistler, yıllarca korsanlıkla uğraşmış kişilerdi ve İspanyollarca hoş karşılanmadı. Zamanla eski ‘işlerine’ geri döndüklerinde, Karayip Denizi’nde kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bir dönem başladı. Kral namına çalışan yarı yasal ‘privateer’lerin aksine, kendi hesabına çalışan ‘buccaneer’ler , küçük ve hareket kabiliyeti yüksek tekneler kullanan ve genellikle göğüs göğüse savaşmaktan kaçınan, sessiz ve sinsi saldırılar düzenleyen korsanlardı.
 

  Birçok korsan, maceracı ve özgürlükçü hayat tarzlarının, uğrunda ölmeye değecek kadar kıymetli olduğuna inanırdı. Tabii bu romantik yaklaşım, esasen korsanlığın gasp, yağma ve insan öldürmeye dayandığını değiştirmiyor. François L’Ollonais , Rock Brasiliano ve diğer birçok buccaneer’ler, diri diri insan yakmakla, uzuv kesmekle yüreklere korku salmıştı.
 

  Dün Akdeniz’de , Karayipler’de ‘jolly roger’ açıp kıyıları bombalayan, gemileri basıp mürettebat esir alan korsanlar bugün sürat tekneleriyle, zodiac botlarla, otomatik silahlarla Somali açıklarında dev petrol tankerlerine, ticaret gemilerine hatta bölgeden geçmekte olan yelkenlilere çıkıp, fidye talebiyle bu gemileri ve mürettebatlarını alıkoyabiliyorlar. Denizcilik var olduğu sürece, bütün uluslararası önlemlere, en gelişmiş silahların ve denetleme imkanlarının mevcudiyetine rağmen, korsanlıkta var olacağa benziyor.

Burak Akışık
 


Yazarın diğer yazıları:

Midye Tava
De-ği-şe-cek-sin
Ocracoke Adası
Jolly Roger
Avlayan avlanınca
35 Kentrilyon

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri