Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Antik Tanrıların Sonuncusu

Onu ikinci ve son görüşümdü... Bir çekek yerinde, yağlı feleklerin üzerinde duran tekne kızağının ucuna ilişmiş, denizi ve kayıkları seyrediyordu. Dalgın ve yorgun... Yaklaştım... Yüzüme baktı, gülümsedi. "Merhaba" dedi. Ben de "Merhaba" dedim heyecanla. Sonra, o çok merak ettiğim şeyi sordum ona; "Affedersiniz," dedim önce, ve gençliğimin verdiği atılganlıkla ;  " Siz.... yani siz antik tanrıların sonuncusu musunuz ?"

Güldü... yüzündeki o derin hüzün bir anda kayboldu, oturduğu kalasta biraz yana kayarak; "Gel otur yanıma " dedi. Yanına oturdum ve aynı suali yeniden sordum çünkü bence o öyleydi, buna emindim... Bir masal kahramanından çok daha fazla bir şeydi o... "Siz antik tanrıların sonuncusu musunuz ? " 

"Hayır" dedi elini dizime yaslayıp, "Hiç birimiz ne tanrıyız ne de kendini tanrı ilan eden Büyük İskender, Cengiz Han, ya da Kayzer Wilhelm... Şu, adına yaşamak dediğimiz yaratılışın içinde hepimiz ama hepimiz birer çöp parçasıyız. Fakat pusulanın ibresini bilir misin?  o da bir çöp parçası gibidir. Küçük bir teneke parçasıdır. Ama o küçük parça pusulanın ibresi ise işte o zaman yön gösterir değil mi ? Tıpkı bir deniz feneri gibi.. Hiç şaşırmadan bitmeden, bıkmadan herzaman insanlara doğru yolu gösterir... İşte kimi insanlar da böyledir. Onları farklı yapan budur..."

"Öyle olmayı çok isterdim.. Boş bir yürekten nefret ediyorum, kendi yüreğim olsa bile. Keşke küçücük, ufacık da olsa, bir pusula ibresi olabilsem..."   "Olacaksın, gözlerin öyle söylüyor..."                                                                                                                                                                                                                           "Ben mi ? Ama nasıl ?"                                                                                                                                                                                                                                        "Zamanla öğreneceksin ! "                                                                                                                                                                                                                                    "Ama nasıl ?"                                                                                                                                                                                                                                                           "Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğreneceksin.. Çevreni aydınlatabilmek için, önce kendi yüreğini aydınlatabilmek gerektiğini öğreneceksin... Düşünmeyi öğreneceksin... Sonra kalıplar içinde düşünmek öğretilecek sana. Sağlıklı düşünmenin o kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu ve gitmeyi öğreneceksin bir gün. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha sonra ise kendine rağmen gitmeyi.. Ve sevdiklerini ve seslenebildiklerini peşinden çekmeyi öğreneceksin. Sevdiklerine ve seslenebildiklerine bir pusula ibresi gibi yön göstereceksin... Anladın mı ?  "                                                                           " Bu kadarı yeterli değil . Ben daha ne biliyorum ki ne anlatacağım ? Hangi yönü göstereceğim ? Niçin ? "                                                                                             "Gün ışıyınca o güzel doğa bütün çirkinlikleri yutar. Bunu bilir misin ? Durgun ve sessiz denizin fırtınayaı nasıl beklediğini bilir misin ? Denizin o kalabalık dalgaları gelip gelip gönlünün kapısını nasıl çalarlar bunu bilir misin ? "                                                                                                                                                          " Elbette , köpük köpük dalgalar görünce ben gülmeye başlarım. Çocukluğumda ilk öğrendiğim o şiir gelir aklıma. Dedem öğretmişti, kaptandı. "

'Dalgalar teknemin üstünden aşıyor'                                                                                                                                                                                                                     'Ölmüş bütün denizcilerin ruhu bende  yaşıyor'  

"Anlat o zaman , denize sevdası olanlara anlat, kayığın fırtına yelkenini, vurgun yiyip ölen dalgıç arkadaşlarına, kefen diye diken gariban süngercileri anlat. Sınırları olmayan o denizler dünyasının yurtdaşı olmak ne demek onu anlat. Fakat para hırsı yüzünden ne sevgisi ne sevinci kalmayan insanlara değil. O mavi denizin, Arşipel kıyılarına yanaşırken nasıl berrak bir zümrüt olduğunu, sonra en saf göğün en beyaz bulutu gibi bembeyaz köpürdüğünü, bunları görmek yaşamak isteyen insanlara anlat...

Bilmem hiç gördün mü at arabaları vardır. Bütü bir ömür boyu araba çekmiş o zavallı beygirlerden biri sokakta yığılıverir, hayvancağız bitmiştir artık. Arabacı hemen düşen atın başucuna koşar, bir eliyele yularından çekerken bir eliylede durmadan kamçılar zavallı hayvanı. Yığılmış beygirin etrafına toplanırlar. Kimi bacağından kimi de kuruğundan çeker...İşte o an... ölmekte olan beygirin başınıkaldırıp gökyüzüne öyle bir bakışı vardır ki... Tnarıdan hesap sorar gibi. İnsanlara beygir olmadıklarını anlat, anlat onlara. O beygir gibi yaşayıp, hatta o beygir gibi ölecek pek çok insanın gönlünün demir parmaklıklar ardından rüyalarında, hayallerinde gördükleri özgürlüğe bakam mahkumlardan hiç farkı yoktur. 

Sigmund Freud hayatı boyunca bunun için uğraştı. İnsanları ruh hstalıklarından kurtulabilmeleri ve mutlu bir hayat sürmeleri için özgürlüğe çağırdı. Fakat maalesef başaramadı. Umutları kırılmış üzgün ve kırgın bir halde öldü. Fakat aynı özgürlük meşalesini bu defa öğrencisi Wilhelm Reich eline aldı.  Hastalıklı toplumu terk edin, özgürlüğe , mutluluğa ve ruh sağlığına koşun mesajları veren sayısız konferanslar düzenledi, pek çok kitabı yayınlandı... Bunu başarır gibi olunca, bağnaz toplumcular onu uydurma bir suçla hapse atılar ve onu orada, 1957 de hapiste öldürdüler.

Fakat bu defa da onun öğrencisi Arno Green dünyaya seslenmeye başladı... Ve onu diğer ruh bilimciler takip ettiler. Akıllı insanlara hastalıklı toplumdan kaçış yolunu anlatmayı, öğretmeyi başardılar... Artık özgürlüğün yolu açıktır, bu yapılmalıdır. İnsanların, güzel insanların ayrılmaya, uzaklaşmaya ihtiyaçları vardır. Neen mi ? Gerilerden, arkada bıraktıklarından... Zaten insanlar yüzyıllardır hep orayı aramamışlar mı ? Hayallerin gerçekleştiği o mutlu yeri aramadılar mı ? Eski alışkanlıklara kendilerini bağlayanlar, o cesur mutluluk yolcularına olanaksızların peşine düşen budallar gözüyle bakmadılar mı ? Ama gerçek budalalar kim; gidenler mi kalanlar mı? Zaman olmuş Arşipel'deki o mutlu deniz arayıcılarına onun, oraların, güneşte pırıl pırıl yanan o yeşil tepelerin hayal meyal seçildiğini, fakat oralara yaklaşmaya yeltenenlerin, o adalara, o koylara yaklaştıkça, oraların uzaklaştığını ve tam "Hah vardık " denileceği zaman mutluluk yerine bir bomboşluk ile karşılaşıldığını anlatmışlardır. Kimler ?   İşte o korkaklar...

Eski kıssalardan eski hisseler kapan o çok bilmiş yüreksizler, o mutluluk adalarını bir serap, bir hayal saymışlardır, hatta yasak etmişlerdir. Oysa, oraya zaman zaman gerçekten varanlar olmuştur ve olmaktadır. Sen de ulaş oralara delikanlı, o cennete var, oralarda yaşa... Ve sonra bir deniz feneri gibi, bir pusula ibresi gibi, oraların yönünü göster akıllı ve güzel insanlara.  Mavi rüzgarları masal tanrısı Zefir'in oraya ulaşmak isteyenlerin yelkenlerine nasıl üflediğini anlat.

 Dolunay aydınlığının, her kayayı, her ağacı, her dalgayı, o uysal ışığı ile yıkayıp nasıl ağarttığını  tüm bakir yeryüzünü bir nurlu dünyaya nasıl çevirdiğini anlat.  İnsanlar başlarını pencerelerinden denize uzatıp, burun delikleri ile Ege'nin kokusunu çeksinler içlerine , öğret onlara. Masumluğa karşı  hiç bağışlamayan kapkara bir hınç duyan insanlara değil, güzel insanlara anlat bunları... Işıl ışıl deniz geceleri, bu dünyadan öyle uzaktır ki, anlat onlara..."

" O geceleri, denizi, adaları bana anlatır mısınız ? Bir gün teknemle oralara gittiğimde , görmeyen gözlerle bakmak istemiyorum. Bna görmesini öğretir misiniz ? Oralardan haaz duyacak yüreğe sahip olmasını öğretir misiniz ? Yüreksizlerden nefret ederim, kendi yüreğim olsa bile."

" Dinle o zaman... O cennet mekana gidebilmek , oralara gören gözlerle bakabilmek için, önce Ege'nin öfkesini öğrenmelisin... Çünkü emek verilmeden ulaşılan hiçbir şeyin kıymetini bilmez insanoğlu. Göklerin yüksek rüzgarları içine kuruludur Arşipel'in o bin metrelik tepeleri. Onların yüksekliği göklerde bir çığlık olmuştur. O bin metrelik uçurumların yamaçlarındaki kayalara kök salmış eğri büğrü çamlar, ahtapot kolları gibi köklerini kaya çatlaklarına dolayarak, yapışarak aşağılara korku ile bakarlar. Arşipel'den bu yana Ege, bir devin göğsü gibi kabarıp kabarıp inen dalgalarıyla aşılmaz olur bazen...  O mavi güzel buralarda fısıldarken, dışarıda haykırır... Ötelerde gök gürültüsü gibi gürler... Göklerden sağanaklar, fırtınalar indirir, yıldırımlar yağdırır. Mırıldanır bazen. İyi dinle o zaman. Söylenir, dert yanar, derin ahlar çeker, inler , öfkelenir, kızar, tehditler savurur, bağırır, haykırır ve çıldırır bazen.

Yırtar , parçalar, sürer, sürükler, kaldırıp kaldırıp vurur, geri döndürür, sonra...  Adeta özür diler, yalvarır, okşar, öper ve sakin bir kumsal bulunca yorgunluktan bayılır kalır. İşte Ege böyledir. O tadına doyulmaz, ama ele avuca sığmaz deli bozuk, dünyalar güzeli, şuh bir genç kadın gibidir."

"Hiç durulmaz, uslanmaz mı ? Hiç yaşlanmaz mı ?"

"Girit'in Sidera burnu balıkçılarının söylediği bir şarkı vardır. ' Sen benim ölümsüz denizim, dağı taşı ihtiyarlatan zaman, senin sonsuz güzelliğine, bir kırışık bile katamıyor, gençliğinde neysen yine o sun, güzel deniz, tatlı deniz, benim ölümsüz denizim...   Bir gün o yaşadığın kentin her günkü geçmişinden bıkacak, bezecek ve içten kopan bir çığlık gibi fırlayarak önündeki masmavi açıklığa, o ölümsüz denize atılacaksınç Uzaklara yetişmek, varmak; o adalara, o koylara doğru atılacaksın. Özgürlüğün yaşadığı yere, o özgürlüğü yaşamak için gideceksin. Altındaki teknenin sancak ve iskele omuzluklarında patlayan köpük serpintileri havalanıp yükselecek  ve her dalgada, dalgaya vuran pruvan o zümrüt denizi patlatıp patlatıp etrafa zerrelerce pırlantalar saçaçak. Teknenin bodoslamasına çarpıp yükseklere savrulan her dalgadan, deniz ve güneş ayrı ayrı gökkuşakları yaratacak.

Uzaklardan taa ufkun ötesinden, yemyeşil bir sır görünecek... yedincisi olmayan yedi adaların ilki. Göklerin üstündeki Ana Tanrıça Kibele'nin ak memelerinden fışkıran sütün denize düşen damlalarından oluşuvermiştir bu adacıklar... bunu kimseler bilmez... sadece Antik Tanrılar bilir. Bu adaların her biri birer müzik notasıdır... Her ada denize bırakılmışi bir çiçek demetidir. Bu adaların hepsi birden bir adalar demeti, bir dalın çiçekleridir.

Denzilerden tüten bir ışık tabakası ardından bu adalar bize bir rüyalar, düşler silsilesi gibi yaklaşırlar... birbiri ardına ve yanyana perde perde, koyu leylak, hafif mor, turkuaz yeşil. Ah ne mutlu bir serap diyeceksin... hayır onlar serap değil, seraba taş çıkartan bir gerçek.  Sonra, deniz mavisi üstüne serpilmiş bu yeşil zümrütlere yavaşça sokulur yanaşırsın; oradaki göklerden denizlere mavi yağar, denizlerden göklere mavi harlar. Bazen güneş, bazen rüzgar, bazen sis, bazen ay ışığı, bu minyon gelinleri saklayan ince duvakları bir yana üfler, ve bazen ince ince duvaklar açıldıkça, adaların bütün sevgi ve sevimliliği bir gelin gibi çırılçıplak titreyip kızarır. Bütün buralar, günü gecesi, şafağı, grup vakti, nurla, renklerle, sevgiyle, aşkla  ayrı ayrı özenilerek yaratılmış bir tanrısal şaheserdir. Sular teknenizin altında cam gibi olmuş uyurlar... Çamlar ve uçurumlar denize yansır... Sanırsın ki teknen çamların ve uçurumların üzerinde duruyor.

Ada kıyısında mısın, düş kıyısında mısın  bilemezsin... Adalar o mavi gökyüzünün üzerinde boşlukta sallanırlar. Onca sessizlik ortasında demirlediğin o nur çanağı koydan bir ishakçık kuşu öter, taa öteki adadan başka bir iahakçığın sesi, uzaklardan oraya sihirlenerek karşılık verir ve gelir. Çünkü bütün havalar durmuş, sessizlikler dahi susmuştur. Derken... mavi gökler denize doğru hafif bir mavi üfürür... ve deniz yüzünde ufak kırışıklıklar yürür. Adanın mersin,sakız,ardıç,kekik, va çamların burcu burcu soluğu ile burun buruna, dudak dudağa öpüşürsün. o çiçekleri koklarsın, kulaklarına takarsın. Dünyanın hiçbir ormanında yetişmeyen buhur ağaçları, kalabalıklar halinde gelip, ayaklarını o cam gibi duru sularda ıslatırlar. Bunlar havaya bir amber kokusu yayarlar. Sarmaşıklar dallarına sarınır ve tutunurlar... birbirlerine sevgiyle sarılarak yaşarlar...

Derken... gün batarken ak ve yumuşak çapkın bir bulut en yüksek adanın başını kollarıyla sarar... Adanın kulağına bir şeyler fısıldar... Gece çökünce karanlıklarda iki sevgili başbaşa kalacağı için, ikisi de gün batarken utanarak kızarırlar.  Ya o çiçekler... sevgilerinden yerlerinde duramazlar...saplarından kopup kopup gece kelebekleri olurlar. Havada pervane gibi birbirlerinin çevrelerinde dolaşarak dudak dudağa öpüşürler.

Derken... karanlık çöktüğünde, ansızın bir kupes balığı alayından bir can, bir sevgi denizi fırlar yüzeye...dalıp dalıp çıkarlar...deniz yakamozlanır... bir  nur basar yüzeyi...yüzlerce, binlerce balığın yaşam sevinçlerinden bir fısıltı yayılır o sonsuz sessizliğe. Gök yıldız içinde , deniz yıldız içinde, üstümüz altımız, her yanımız yıldızlarla parıl parıl parıldar. İşte o anda küpeşteden denize bakarsanız, bir yere tutunun. Başınız dönebilir... Tepetaklak olmuş göklerin ta derinlerinden yıldızların üstüne düşüyorum sanırsınız. Deniz samanyolunu koynuna almış, kayığını, tekneni göklere çıkartıp hale yapmıştır. İşte orada, hiç kimsenin konuğu değilsindir, sadece enginlerin, sadece yaradılışın, sadece tanrının koynundasındır. "

...

Gözlerimi araladım... Yedi adaların ay ışığı, kirpiklerimin arasından gönlüme, yüreğime akıyordu. Gözlerimi açmak , uyanmak istemiyordum. Biliyordum, o, yanımda değil... rüyamda kaldı.

Rüya bitti, yine bitti. O konuşmanın üzerinden uzun yıllar geçti... Yavaş yavaş aydınlık siniyor...sonunda karanlık sustu, uyandım... Yedi adalardayım... 37 yıl önce duyduğum, dinlediğim o cennet yerdeyim. Ahh Balıkçı Babam, bana bunları anlatmanın üzerinden 37 yıl mı geçti !?

Uzun yıllar değişmeyen rüyalarımda , bir annemi babamı görürüm, bir ilk aşkımı, bir de seni Balıkçı Babam.

Ortalık iyice ışıyınca, 7 adaların çiçeklerinden bir buket yapacağım ve onu 7 Adaların denizlerine bırakacağım... Bana öğrettiklerin için, kalemime verdiğin denizler için, gönlümde büyüttüğün Arşipel için...

Sana bu dünyadan ve 37 yıl önceki o çocuktan kocaman bir merhaba !..

Haldun Sevel

 


Yazarın diğer yazıları:

Yaşamın sırrı
Tanrım beni yavaşlat
Ne de ıssız ve soğuk olur mavi suların dibi
Halikarnas Balıkçısıyla ilk ve son karşılaşmam
Yaşam denen şey
Denizci Doğulur mu ? (2)
Denizci Doğulur mu ? (1)
Sadun Boro niçin bir Anıt Adamdır ?
Nedir Deniz
Devlerin Aşkı ( Azra Erhat & Cevat Şakir )
Çok uzun zaman önce, onlar bizdik
Kuşu uçmaya çağıran gök,rüzgarı esmeye çağıran deniz
Antik Tanrıların Sonuncusu
Düşler ve Yaşanası Hayaller Dükkanı
Hiç Durmadı Yağmur
Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi
Mavi Kart Aşağılaması
Pupa Yelken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri