Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Pupa Yelken

Küçük bir kış sabahı... Kederli bir dalgınlık var sokaklarda... Burada yaşadığım acaba hangi ömrüm...Görünmez bir mezarlık gibi
bu sokaklarda zaman.
Yine, yıllardır resimlerimi, tablolarımı sergilediğim sanat evi'ndeyim. Tam karşımızda boş bir arsa ve arsada birkaç Akasya ağacı...
Ama gelin görün ki, bu güzelim Akasya ağaçlarından biri suçluymuş!  Zira köklerinden biri o 'eşi bulunmaz!' kaldırım taşlarından
birkaçını yerinden oynatmış...Bu duruma sinirlenenler o zavallı ağacı şikayet etmiş ilgili makamlara...Bir ağaç ki ona yaşam alanı
bırakılmadığı için kaldırım taşlarına uzatmış köklerini,yaşamak için...Ve onları yerinden oynatmış...Ne korkunç bir suç!...O tertemiz
masum! insanoğlu, cezasız bırakırmı böyle bir suçu !

Pis kokular, rezil sesler çıkaran bir motorlu testere,onun o mis kokulu gövdesinin hayat dolu gümüşi beyazlığına saldırıyor. Canının
kıymıkları erken açmış papatyaların başlarına iniyor... Yağlı pis kurumlara bulanmış, siyah dişli çirkin adamın küfürlü sözleri arasında
hırlayan, homurdayan o katil alet bir yaşamı daha sona erdiriyor...
Ahh, acılar böyle aşırıya kaçtığında biraz ölmek mi gerekiyor,bilemiyorum.O güzelim Akasya'nın yere devrilişi,devrilirken kırılan
kemiklerinin sesi...Az ilerdeki çaresiz, üzgün ve mahsun meleklerin gözlerini kapatışı...
Bir taş, taş olmadan önce de yine taştır...İnsan insan olmadan önce embriyo'dur...Ağaç ,ağaç olmadan önce bir spor,bir tohum,
bir filiz, bir fidandır...Ve o,Tanrı'nın eseridir...

Bir ağacın öldürülüşü böylesine perişanlık yaratır mı?
Ahh,ayazlar dolusu kış,soğuk ve fırtına ile vururken, bir yerlerde ise hala bahardır benim ormanlarım...Orada günün ilk ışıklarının
hayat bahşeden sıcaklığı ile tütmeye başlar ormanlarımın toprağı, ve kar beyazı bir sis, önce ağaçlarla, sonra gökyüzü ile kucaklaşır.

Ya eksik kalmış kucaklaşmalar! söylenemeyen sözler, her yerde sıradan anlaşmazlıklar,yetimlere verilen cezalar...Ve her tarafta hoşgörüsüz,bakarkör,vurdumduymaz insanlar...
Yıllar yıllar üstüne yüreğimizi barut deposuna çevirmiş...Yüreğimiz dedim ama aslında yüreğim demeliydim...Ahh sevgili düşlerim hayallerim ah...Sen,evet sen sevgili hayallerim,sen benim bir patlama sonucu o ağaç gibi daha ayaktayken yıkılmamı önlemek için bütün gücünle uğraştın dostum,sana öylesine borçluyum ki... Hatırlasana,hani bir süre önce gazetede okuduğumuz şey ne kadar düşündürücüydü.
Genç bir avukat bayan ,Boğaz Köprüsü'nden kendini denize atarak intihar etmişti...Arkasında bıraktığı not iki satırdı ama,anlamı sayfalar,kitaplar dolusu idi...
'Yavaş yavaş delirdim ama hiç kimse beni anlamadı,aldırmadı'


-'Sana söylüyorum heey,baksana bana,sana anlatıyorum bunları sana...İnanamıyorum böyle tepki vermemene...Neden susuyorsun? Beni kışkırtıp kışkırtıp susuyorsun,konuşsana.'
-'Yine o eski monoton yaşamının sabahlarında olduğu gibi açıyorsun gözlerini...Sabahları hep uyumak istiyorsun,geceleri ise hiç uyumamak...Bu bezgin,tekdüze ve teferruatı bitmeyen yapıştırma sorumlulukların hayatı sana ait değil göremiyor musun?...
Senin kendini canlı hissedebilmen için riske,heyecana ve,ve hasretlerinin tatminine ihtiyacın var...Gerçek varoluşun tek yolu da budur...İnan dostum mantıklılık böyle bir enerjiye sahip değildir,aşkın en yakın arkadaşı çılgınlıktır,tekdüzelik değil,görmüyor musun buradaki her şey solgun, tekdüze, yeknesak,renksiz,ruhsuz...


'-Aa tamam tamam! iyi ki konuşsana dedim...Buraya geldik diye yine başladın...Sadece bir haftası kaldı serginin,dayanmaya çalışıyorum zaten...Sabahtan akşama kadar sanki bir yanardağın ağzındayım,birde senin bu karanlık sözlerini dinleyemem.'
'-Tamam peki,o zaman seninle ilk tanıştığımız günleri anlatarak konuşayım'
'-Benimle birlikte,içimde senin de yaşadığını anladığım günler demek istiyorsun yani'
'Tamam öyle diyelim,sen benim varlığımdan önceleri haberdar değildin ama,ben seninle birlikte doğdum dostum...Sen sadece sesimi duymuyordun'...
'Sadede gel ne söyleyeceksin? Hiç havamda değilim görmüyor musun?'
'-Hatırlıyor musun? sen daha onüç, ondört yaşlarına geldiğinde bile bıkma belirtileri göstermeye başlamıştın...Hani her okul çıkışında evinde derslerine çalışacağına,bisikletine atladığın gibi Salacak'a iner,orada, Kırmızı Kaya'da,Salacak iskelesinde hemen herkezin 'Yahu bu tekne dünyayı dolaşacakmış' dedikleri 'Kısmet' adındaki o teknenin yapılışını seyrederdin. Hatırlamazmıyım hiç. daha dünmüş gibi gözlerimin önünde... Kısmet'in yapıldığı kayıkhane'nin geniş kanatlı kapıları, aralıklı tahtalardan yapılmıştı...akşam güneşinin ışıkları bu aralıklardan içeri vurur ve o ışıklar altında 'Kısmet' dünyanın sekizinci harikası gibi dururdu içeride.
Sonra, bir yaz günü,o günlerin en büyük yüzer vinci olan 'koca yusuf' kayıkhanenin önündeki sivri dişli kayalara kadar indirilen Kısmet'e sapanlarını taktığı gibi
o'nu gökyüzüne doğru kaldırdı...kaldırdı...ve ağır ağır bıraktı suya...nefes almadan seyretmiştim...o gökyüzüne kaldırılan Kısmet'in üstünde bir adam!? hemde kenarda Kısmet'in yan iskele güvertesinde duruyor...aman...bir düşse...sanki, o zamanlar henüz yapılmamış olan boğaz köprüsünden düşmüş gibi olacak...ah dostum ben yüksekten korkarım, ama o an,varya...o gökyüzündeki teknenin güvertesinde,o adamın yanında olasım geldi,o teknenin içinde olasım geldi...içim eridi...
İşte dostum,o an varya...tam o anda...birden...içimde sanki başka bir insanın daha yaşadığını hissettim...o andan sonra duymak, yaşamak istediğim tek öykü,o içimdeki insanın bana anlatacağı hayallerime ait olan öykü oluverdi...
'-aaa yapma dostum,hayallerimize demelisin...çünkü o bendim dostum...senin içinden doğan bendim,hatırlasana!'
'-sende, senin yüzünden her şeye isyan ettiğimi, ve etmekte olduğumu hatırlasana... yıllar yılı, tam 30 yıl, hiç durmadan okuduğum ve yazdığım halde...sen,evet sen,hayallerimin dünyasını bana sürekli fısıldadığın için...okudukca daha bilge bir insan olacağıma, giderek daha huzursuz, hatta yarı deli bir hale geldiğimi hatırlasana'
'-yapma dostum,ona deli demezler,şizoit derler,yani melankolik gibi'
'-bırak yağcılığı, şizofren derler şizofren,yani deli...duygularımın, hayallerimin gerçekliğini yaşayacağıma, sadece yapaylığı yaşamak...işte seninle ilişkimizi bozan bu idi...benim mecburen çalışmam yani yapaylığı yaşamam gereken o yıllarda, sen yine ve hep yakamdaydın, yine bu günlerde olduğu gibi boğuyordun beni...
'-aaa kızdım ama artık... bana baksana sen yazar çizer efendi...eğer ben hiç olmasaydım yüreğine senin...sen ne resim yapabilirdin,ne de böyle yazılar yazabilirdin...anladınmı? kıymet bilir ol...gerçekleri kaçırma... seni ve ilişkimizi ehil olmayan, tamamlanmamış, densiz insanlar bozdu... ve yıllar ilerleyip, katlar yükseldikce, kusurlar ve sıkıntılar daha bir ortaya çıktı...olduğun yerde sallanman için ufacık bir esinti bile yetiyordu...ve tabi kabak benim başımda
patlıyordu.
Kimi oturuyor,kimi ayakta dikiliyordu ama, bu hoşgörüsüz,sahte yüzler hep bize dönüktü,ve o karanlık insanların o zifiri karanlık gölgeleri hep bizim üstümüze düşüyordu...ah dostum ah, oysa sen ışık istiyordun,maviyi, denizi istiyordun...masmavi denizleri,ormanlarla çevrili koyları,kısacası aydınlığın içindeki o saf,tertemiz yaradılışı istiyordun...
Oysa günlerin,ayların,yılların...karanlık ve karlı, buz gibi ayaz bir gecede, ve göz gözü görmez bir tipinin içinde, camları buz tutmuş ,homurdanarak ve hızla ilerleyen bir tren gibi akıp ,yok olup gidiyordu...
İşte o günlerde sen ve yüreğinin içinde ben, birlikte uyurken, tıpkı yaşamak gibi bir rüya görmüştük...tıpkı net ayarı yapılmamış bir fotoraf gibiydi ama, onu görmüştük... bir salıncakta oturmuş hafif hafif sallanıyorduk, sen ve ben... salıncak bir ulu ağacın dalına bağlanıştı...ağacın gölgesinde bir ulu deniz, ve denizle ağacın arasındaikimize ait bir yelkenli vardı... 

Sonraları bu rüyayı hep hatırladık değilmi? o rüyayı hatırlayarak yüreğimizdeki buzları eritirdik...Güneş bir natürmort gibi sanki o ulu ağacın hemen arkasından batar ve çevremizdeki herşey ilahi bir loşluğa bürünürdü...
Fakat ya sonra!...sık sık saatine bakar,acele ile çayını içer, koşar adımlarla işine giderdin...eee zaman çarpışma zamanıydı...diş dişe, duvar duvara, çeliğe betona karşı, kafa kafaya, kimin kafası daha sert? kimin yüreği daha acımasız? en sonunda ayakta kalabilen kim?
Evet dostum, herşey hep bu yüzden oldu...
Rüzgarın sert estiği, kar ve buz içindeki bir sabah vakti,mahalle bakkalına gidip, eve döndüğümde, beni şaşkın ve korku bir yüzle karşılamıştın...
'-Ne bu halin,ne oldu?' diye heyecanla sorduğumda
'-Mutfakta hayaletler var!' demiştin
'-saçmalama'
'-inanmıyor musun? Gel o zaman, şaka yapmıyorum, yedi sekiz taneydiler...Gaz ocağını yaktığımda çaydanlığın içinden fırlayıp lavaboya atladılar.'
'-Ne yapıyorlardı peki?!'
'Çaydanlığın içinde, denize doğru kollarını uzatmış bir ulu ağaca salıncak kurmuş sallanıyorlar,bana nispet yapıyorlardı'
Aha ah dostum ah, o günden sonra o evde hayaletlerle yaşamaya başladık...berbattı...en olur olmaz anlarda ortaya çıkıp ödümüzü patlatıyorlar ve kayboluyorlardı.
sobayı yakacağımız zaman sobadan fırlıyorlar, banyo yapacağımız zaman küvetteki suda yüzüyorlardı. Çamaşırlarla beraber çamaşır makinesine giriyorlar, makinenin yuvarlak penceresinden bize el sallıyorlardı.
Bir gün artık birden sabrım taştı, başladım bağırmaya.
' Nesiniz kimsiniz lan, in misiniz cin misiniz?
Buğulanmış pencere üstüne şöyle yazmışlardı...'Homereos'un hayaletleriyiz'
'-Yeter artık yeteer,artık dayanamayacağım' diye haykırıp...hışımla yine o mahalle bakkalımıza koştum.
'-Yardım edin bana, çamaşır makinesinde ve lavabo'da yaşayan hayaletlere karşı bir şey istiyorum, anlıyor musunuz beni' diye bağırdım.
Bakkal bana ne verse beğenirsiniz? Lavabo aç verdi,Lavabo aç...
'-Kardeşim beni anlamıyor musun?' diye bağırdım. 'her yanımızı Homeros'un hayaletleri sardı...bunun bi ilacı yokmu? bir ilacı yokmuu?' diye bağırdım,ağladım,bağırdım,ağladım...
'Aman abicim' diye söze başladı bakkal 'ben sadece bir mahalle bakkalıyım. Dev süpermarketlere rağmen,yaşamaya,çalışan kahraman bakkal,o benim işte,benim derdim başımı aşmış,o dediğin şeyin ilacı bende yok.'
'Ah dostum ah...hem seni hem kendimi korumalıyım ama ne mümkün...senin ruhun, içinde yaşanmayan bir evin çatısı gibi günden güne çöküyor...Oysaki dünyanın ucunda bir gül açılmış...gidip o gülü bulabiliriz'
'-Gül imiş, güleyim bare...güllere dadanan böceklerle nasıl mücadele edilir ne bilirsin sen?!'
'-Yapma dostum, uyuyamayıp, uyukladığın gecelerde bile hep seni bekliyorum...yumruklarını ve çeneni sıkıyorsun, dişlerin çatırdıyor, yüz kasların huzursuzca geriliyor, göz bebeklerin incecik göz kapaklarının altında,bir o yana bir bu yana debelenip duruyorlar'
'Tedavisi mümkün mü?' diye sordum. Doktor başını iki yana salladı.
'- umutsuz' dedi. 'umutsuz,ancak kuvvetli sakinleştiriciler verip uyutabiliriz.'
'-Eyvaah,Peki ama doktor,bu durum ne kadar sürer?'
'-Kalbi dayandığı sürece...bazı kalpler içi boşalmış bir midye kabuğu haline gelmiş bedenlerde yıllarca çırpınmayı sürdürebilir.'
'-Başımıza gelene bakın! Hiç mi çaresi yok doktor? ameliyat, ya da akıl hastanesi filan...yooo hayır bunun mutlaka bi ilacı olmalı,olmalı'
'-Bir ilaç duymuştum,ama bulması zor olabilir...böyle umutsuz hastalara son çare olarak onun verildiğini duymuştum'
'-Aman doktor,yaz hemen receteyi, o ölürse bende ölürüm,hemde aynı anda, yaz reçeteyi yaz,nedir o ilaç?'
'-Sabah, öğle, akşam, yemeklerden sonra hiç aksatmadan, her gün ikişer sayfa 'Pupa Yelken' vereceksiniz...bu hastalığın başka ilacı yoktur.'
'-İlk kalp naklini yapan doktor mu yazmış bunu?'
'-Hayır, dünyayı dolaşan ilk Türk denizcisi yazmış...adına 'Büyük Usta Sadun Boro' diyorlar, böyle umutsuz hastaların tek şifacısı o'dur'

'-Dostum bak iyileşmen için bir umudumuz var artık,uyumadan önce birbirimize iyi geceler öpücüğü verelimmi?
'-Hayır istemiyorum!..hem o doktor terliklerimi çaldı,saatimi,güneş gözlüğümü,çoraplarımı,cep telefonumu,anahtarlarımı,fotoraf makinemi de bulamıyorum. bunları kim alıyor kim saklıyor? Evet sen,sen yapıyorsun...bütün bunları bana aratarak hayatımı cehenneme çeviriyorsun... Pupa Yelken,Pupa Yelken nerede? fırla diyorum,koş,bir nöbetci eczane ara,bul,onu bulmadan geri dönme...
'-Ah eczane değil dostum, kitapcı, bir nöbetci kitapcı bulmam gerek, lütfen sakin ol bulacağım,gidiyorum,bulacağım'
'-Acele et, çabuk ol, bak farkında değil misin? hayatın başlangıcından beri,içimizde, kendi kendimizi yok etmemiz için hazırlanmış bir genetik program taşıyoruz...peki ama zamanlamayı kim yapıyor? ne kadar süreceğini kim biliyor? kim,kim?
'-Dayan dostum dayan,nöbetci kitabevi'ni buldum,oraya doğru koşuyorum.'
'-Tamamlanmış ve mükemmel bir hale gelebilmiş bir insanın,kendi içinde böyle acımasız bir yok olma formu taşıması nasıl açıklanabilir? Onur ve akıl dolu bir hayat, ömrü bitti diye nasıl sıfırlanabilir? yoksa o göklerdeki iyi yürekli babadan söz edenler müthiş bir yalanmı söylüyorlardı? Hangi baba evlatları için böyle bir kadere razı olabilir?!'
'-Dostum dostum ilacını, yani şey, kitabını,Pupa Yelken'i buldum, aldım geliyorum, az kaldı dayan.'
'-Bunlardan kurtulabilmek için sığınacak bir yer varmı? Dışarıdan bakıldığında bile evim hayaletli bir gemiye benziyor...ya karanlık gecelerde apartmanın bahçesindeki o akasya ağaçları...o ağaçların dallarına kuşlar tünüyor...kuşların kakaları da o ağaçların altına park edilmiş ve taksitle alınmış otomobillerin üzerini kirletiyor diye...yine kesilmeyi katledilmeyi bekleyen zavallı akasya ağaçları...Katledin ağaçları,katledin...dünya ısınsın bir fırına bir cehenneme dönsün...böyle buyurun efendiler sizler cehenneme layiksiniz.'
'-Geldim dostum geldim,dayan evin kapısındayım.'
'-Ben bütün hayvanların,ağaçların,yaşayan herşeyin sevdalısıyım...acıdan çok öfkeden ağlıyorum...hayvanlar,ağaçlar yaşayan her şey,hepimiz aynı Tanrı'nın çoçukları değilmiyiz? ahh rüzgara doğru var gücümle haykırmak istiyorum...sesim,sözlerim,sevdalarım,taa uzaklara kadar ulaşsın,Tanrım bana bir can dostu versin,dünyanın ucunda bir gül açılsın,bebek katilleri alkışlanmasın.'
'-Geldim dostum,canım arkadaşım geldim, aç gözlerini, ilacını getirdim,bak Pupa Yelken'i getirdim...aç gözlerini...aç gözlerini...aç gözlerini...
Birden açtım gözlerimi...aaa! yüreğimin üstünde 'Pupa Yelken', başucumda 'Vira Demir'...
ahh, bir an iyileştiğimi ve düşlerimin gerçekleştiğini sanarak öyle heyecanlandımki...
neredeyim ben? alışılmadık bir sessizlik var burada...heeyy hayallerim,düşlerim dostlarım neredesiniz?
'-İçindeyiz dostum, seni hiç bırakır mıyız? ama şimdi sen bizi bırakta etrafına bak.'
'-Etrafıma mı bakayım?! yatağımdayım işte...aaa bu da ne?!
dalga şıkırtıları duyuyorum,..aaa duvarlar yok...her taraf kızıl çam...tavan tavan,o beyaz plastik badanalı monoton tavan da yok...çam,maun meşe,mis gibi ağaç kokuyor burası...
aa o da ne?! bir güverte kapağı!, gökyüzü gözüküyor masmavi,yaşamak gibi...
'hah işte terliklerimi de buldum,saatim,gözlüğüm,fotoraf makinem,motosikletimin anahtarları,hepsi burada...
terliklerim meşeden yapılmış, mis gibi meşe kokan farş tahtalarının üzerinde duruyor...
ah farş tahtalarım canım benim...yooo yine rüya görüyorum...inanmıyorum,teknemde miyim yani?
sevgili marinamda ve sevgili teknemde miyim?! dünyanın ucunda bir gül açılmış,yani şimdi ben o gülün olduğu yerde miyim?'
'-Hey Abim, hoş geldin,iyi misin,özledik valla...ne zaman geldin? ne o be abim,bir şeye mi üzüldün?'
'-Yo hayır palamarcı kardeş, gözüme toz kaçtı da...şey,sen biliyor musun? hani bir ağaç vardı...teknemi gölgesine yasladığım,dalına salıncak kurduğum ağaç dostum...
onu biliyor musun?buralara yakın mıydı?
'-Bilmez miyim abi,hemen ilerki koyda 'in bükü'nde...hem abi,hem o ağaç varya...sana haber gönderdi geçenlerde,seni çok özlemiş...
hadi be abi at palamarları,bas şu makineye...abi...hem orada göze kaçacak toz da yoktur...o ağacın dalındaki salıncak senin mi gerçekten?'
'-Kim söyledi?'
'-Can dostun söyledi abi...ağaç da,can dostun da seni çok özlemiş...hadi abi,bak atıyorum palamarları...bas makineye çık marinadan,ve sonra kapat makineyi,Pupa Yelken git can dostunun ve ağacının yanına...

Büyük Usta'yı özleyenlere
Tabiat anayı üzmeyenlere
Yollarda kaplumbağa'ları ezmeyenlere
Hayallerine küsmeyenlere
Selamlar olsun 'İnbükü'nden

 - bitti -


Yazarın diğer yazıları:

Yaşamın sırrı
Tanrım beni yavaşlat
Ne de ıssız ve soğuk olur mavi suların dibi
Halikarnas Balıkçısıyla ilk ve son karşılaşmam
Yaşam denen şey
Denizci Doğulur mu ? (2)
Denizci Doğulur mu ? (1)
Sadun Boro niçin bir Anıt Adamdır ?
Nedir Deniz
Devlerin Aşkı ( Azra Erhat & Cevat Şakir )
Çok uzun zaman önce, onlar bizdik
Kuşu uçmaya çağıran gök,rüzgarı esmeye çağıran deniz
Antik Tanrıların Sonuncusu
Düşler ve Yaşanası Hayaller Dükkanı
Hiç Durmadı Yağmur
Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi
Mavi Kart Aşağılaması
Pupa Yelken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri