Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Yaşam denen şey

Şu yaşam denen şey var ya...

Evet işte o orada, bir sevgilin varsa eğer o zaman yaşam koskoca bir evrendir. Ve o mutluluk denen mucize var ya... Mutluluk o en yaratıcı yalanları yaşayacak kadar cesur olabilenlerin gönlündedir. Bilmem anlatabildim mi?

Nerdesin? Akşamları demir attığın bardaki o eskimiş manken arkadaşlarınla mısın? Hani o uzun boylu, metal memeleri ve yuvarlak taş butları olan kadavralar...

Dövmeli, sakallı, uzun saçlı,sandaletli, güneşten solmuş tişörtleri ve yanık yüzleri ile aziz doğa insanlarının hiç uğramadığı o yerde. Mutlu musun, doğruyu söyle. Yapmak istemediğin şeyleri yaparak hayatını yok etme. Hatırlasana... Hani bir gece, o uykumun kaçtığı gecelerden pek çok gece... Doğrulup da kokpitte uyuya kalmış sen bebeğimin buğday tenli çıplak sırtını örttüğüm gece... Ya da sosisli sandviçlerimizi elimize alıp, ayaklarımızı denize sokup yıldızları seyrettiğimiz gece... O uykusuz sabahın o uykusuz dakikalarında... Dünyanın en uzak bir köşesinde unutulmuş ve birlikte hayatın en mahrem ve en mutluluk verici şeyini sonunda bulmuş... İki yorgun melek gibi uykuya daldığımız sabahları hatırlıyor musun? Ne güzel gecelerdi ve sanki tüm yıldızlar üstümüze eğilmişlerdi. Öyle ki o uyuyan denizin üstü bile yıldızlarla doluydu. Erkeğinin uzun saçlarını okşayan bir kadının yumuşacık elleri gibiydi hafif hafif esen o sabah rüzgarı... Uzun saçlarımı yine sen taramıştın son defa. Sana hafifçe bakıp, sonra da gözlerimi yavaşça ışımakta olan lacivert gökyüzüne kaldırıp birbirini seven sevgililere bir şans daha vermesi için tanrıya dua etmiştim.

'Kendime saygım yok' gülüşünle, kendine de bana da saygısız sırıtmalarla bakan sevgilim. Ne kadar yalnız kalacaksın biliyor musun? İnsan böyle bir şeyi ilk sıyrıklarla öğrenemez. İnsanın nasıl yaralanabileceğini ya da ne zaman kendini yaralı sayması gerektiğini ve yaralandığında ne yapabileceğini bilemeyen sevdalım.

Bak!.. Bu tarafa bak... Göremiyorsan hayal et, uyuyan denizin üstü yine yıldız dolu ve sen yine uzaklardasın... Nerdesin?

Yoksa yine o metal memelere, taş butlara içki veren yerde misin? Dök o içkiyi dök! Bardağına Homeros'un şarap renkli denizinden koy... Gökyüzünden, yıldızlardan, yakamozlardan, uyuyan denizin sessizliğinden koy...  Çam ormanları kokulu deniz rüzgarlarından koy... Sonra koş.. Nefes nefese bir deniz kenarına koş... Aç terlemiş göğüslerinin düğmelerini ve sesin çıktığı kadar haykır... Teninin kokusunu ve sesini kuzey rüzgarları bana getirsin.

Fakat, işte hepsi bu! Çünkü biz... Sen ve ben, aynı tuvalin başına geçmiş iki ressam gibiyiz... Ve sen benim çizgilerimi boyamıyorsun... Niçin korkuyorsun? Olduğu kadar... Çünkü ne benim, ne senin tek başımıza yapabileceğimiz bir resim değil bu... Hem bir geceyle sınırlı, hem yaşam bıyu kadar sınırsız, bilmiyor musun? Bilemezsin o tablonun görkemindeki aşkı, sevgiyi,sargınlığı,tamamlanmayı bekleyen bir resim gibi hep içimde taşıdım. Uygulamaları ne kadar başarısız olursa olsun resmi birlikte tamamlayacağım sevgiliyle her an karşılaşacağıma inanarak yaşadım... Fakat o bitmemiş tabloya daha başlangıçta bile tek bir çizgi dahi atamayanlar oldu.

Ya sen! Önemli olan elimizi, yüreğimizi uzatıp o ışık dolu renkleri hayal etmek, yaratmak ve yaşatmak değil mi? Ateş sönse de kızgın küller biter mi? Uçup dağılır başka yangınlar çıkar. Külleri savuran, yangınları azdıran, durmadan esen rüzgarı hissetmiyor musun? Dokunulmayan her kusursuz güzellik suçludur.  Bütün gerçek güzelliklerden günahtır diye boşu boşuna esirgendiğimiz şu kasvetli yaşamda onları, o karanlığı seçenler...Bitmeyen bağışlama vaatlerinin sahte takdirleriyle, seni o yapmacık erdemlerin zincirlerine bağlamışlar görmüyor musun? Bunun için mi bedenlerimiz birbirine savrulmuyor. Birbirimize savrularak, birbirimizin koynunda tapılası olanı her buluşumuzda, bizi kendi kara inançlarının, zafer ve başarı katliamlarının içine çekip boğmak istediler. Bana güçleri yetmedi ama sen çok narindin. Onlar...Hiç yaşamamış olmayı ölümsüzlük sayanlar, bedenlerini dinlemeyi günah sayanlar, onlar hiçliğin alt üst olmuş gölünde ufak dalgalardır onlar.

İnişsiz, çıkışsız, düzenli durağan hayatlar... Sabahları kalkıp, fırlayıp, hayatın kaldırımlarını gururla adımladıklarını sanan ve bizim yaşantılarımızın o hırpani deliliğini akıllarınınucundan bile geçirmeyenler... Hepsi onların yüzünden... Parmaklarımız çözülecek ve sen o sıcacık teninle yangınını alıp gideceksin ve resmimizden geriye sadece küller mi kalacak? Evet... belki senin için evet... Ya benim için! Ben denizim unuttun mu? Denizin külü olmaz, o yanmaz. O tüm ateşleri söndürür. Evet belki biri müstesna...

Hayalimdeki yüzün sapsarı, niye? Niye bana öyle bakıyorsun? Anlıyorum, sen benim gibi değisin... Senin karşında sanırım Aristotales kadar yaşlıyım... Oysa sen benden asırlarca gençsin... Belki de bu yüzden yığın yığın kalabalıkların arasından ayrılmıyorsun.

Bak dinle... Ünlü ozan Vergilius, bir gün en ünlü eseri 'Aeneisi" yakmak, yok etmek istemiş. Çevresi deliye dönmüş. "Çıldırdın mı sen nasıl yaparsın " diye üstüne yürümüşler. Fakat ben, ondan yanayım. Hain ve gürültülü kalabalıklar içinde birbirinin sıcaklığına olan duyarlılığı yitirmeyi başaramazlar... Hissediyorum... Vergilius işte bu boşluğa düşmekten korktu biliyorum... Çünkü onlar, sonuna kadar, sen ve ben sevgili kalmayalım diye ellerinden ne gelirse yaptılar. Sıcacık bir sarılmayla tutku dolu bir öykü gibi hayata geçiremediğimiz hiçbir sayfamız olmadı bizim. Biz hiçbir öyküye, hiçbir tabloya, hiçbir heykele canlı değildir donmuşluğu içindebakmadık.

Uzun yıllar önce, 10 yıl boyunca yazdığım ve resimlediğim bütün romanlarımı denize atıp yok etmiştim. Üsküdarlı Kemaller, Asfalt Bıçkınları, Tozkoparan Kemankeşler, hepsini...

Niye... Kaybettiğim kendimi yok edemediğim için mi?  Hazırlop bir yaşamdan kurtulamadığım için mi? O deniz, o dalgalar, o yıldızlar beni beklerken ben hep ama hep çalıştım, kazandım, çalıştım, kazandım... Teknem, yelkenlerim,rüzgarlarım beni beklerken... Çalıştım kazandım, çalıştım kazandım. Daha çok, daha çok dediler. Bir ev, bir ev daha, bir araba, bir araba daha, bir yazlık, bir yazlık daha.

Sevdalarım,aşk öykülerim,şarap renkli denizim, sevgilim beni beklerken, ben beni denizimden ayıranherşeyi denize attım. Bütün öykülerimi...

Vaatlere,sahte takdirlere,yapıştırma erdemlerin zafer ve başarı çığlıklarına ik büyük isyanımdı bu. Minicik bir Vergilius gibi. On yıl boyunca yarattığım herşeyi yok edişim, sanki o hiç yaşamadığım on yılı hiç yaşanmamış gibi hayatımdan kaldırıp atmak istedim... Unutmak istediklerimi unutabileyim fakat anımsamak ve yaşamak istediklerime gönlümce yeni biçimler kazandırabileyim diye. İşte o yıllarda sokaklarda pestili çıkmış bir hortlak gibi sürüklendiğimi hiç unutmadım.

Düşler ve hülyalar olabildiğince çoğalmalıdır bebeğim. Sevgili üzerine ne kadar fazla düş kurulursa o'nu yitirme olsılığı da o kadar azalmış olur. O zaman kendisi için yazılan tüm düşleri kırıp parçalamaya o sevgilinin gücü yetmez. Inanıyor musun? Fakat ya sen? Senin düşlerin var mı? O düşlerde bu denizci var mı? Söyle... Çalışmak, kazanmak, harcamak... Bunların dışında düşlerin var mı? 

Yoksa düşlerinin yerinde sadece onlar mı var? O metal memeleri, taş butları olan kadavralar... Onları dinleme, kazanma hırsı ile çarpılmış ağızlardan dökülen yalan vaatler, ermiş ve aziz tasvirlerine fitillenmiş sivrisinek ölüleri gibi yapışır.

Ya ötekiler... Onlar ise zamanları boyunca yüreklerinin şehvetinden korkup, ruhlarını düzmece sevaplarla iğfal ettiler. Onlar sevap ve günah kavgalarıyla doğayı, yaşamayı ve günü geldiğinde ölebilmeyi hep birbirine karıştırdılar. Ve sonunda onlar, o düzmece kent soylulukları ile orada kentlerin en soysuzunu yarattılar. İşte bu yüzden o kentten çok uzaklarda sadece buralarda, aziz doğa çocuklarının olduğu bu şarap renkli denizde bir yangındın benim için. Ama gel gör ki bu yangının ateşini bir mum alevi kadar dahi koruyamadın o kent soyluluğunla.

Bu yüzden seninle ben, artık her gecenin ortasında lacivert denizlere açılamıyoruz. Hala anlayamadın mı hangisi senin gerçek yaşamın? Yalan yanlış demeye çalıştığın düşlerimiz mi? Yoksa o kentin sokaklarında sabahla akşam arasında sıkışıp kalan sersefil koşuşturmaların mı? 

İyi ama şu yaşam denen şey var ya... Evet işte o orada, bir sevgilin varsa eğer o zaman yaşam koskoca bir evrendir. Ve o mutluluk denen mucize var ya... Mutluluk o en yaratıcı yalanları yaşayacak kadar cesur olabilenlerin gönlündedir. Bilmem anlatabildim mi?

Bunlar gazete sayfalarında, televizyonlarda bulunmaz. Buralarda sadece buralarda uyuyan denizin üstüne sevgiyle eğilen yıldızlar sadece buralardadır. Dünyanın ucundaki fenerin olduğu yerde. Buralarda gözlerime değen yıldızlardır denizkızım.Bir avuç denizsuyu ve köpük köpük dalgalar denizkızım... Saçlarımı dalgalandıran şu meltem, bazen bir hoyrat rüzgar denizkızım... ve çam ormanlarıyla kaplı koylar denizkızım... Ve ben ellerimle denizin üstüne bir mezar kazdım anılarımıza... Avuç avuç deniz suyuyla gömdüm onları...

Çok derinlerde yatıyorsun artık görüyorum. Bu alemde ölüler bile görür denizin yüzünü ve gökyüzünü Fakat hani olur da bir gün o markalı kentsoylulardan usanır, daralır, yıkılırsan ve o ayağı sandaletli, güneşten solmuş tişörtlerle dolaşan o yanık yüzlü doğa çocuklarının yaşadığı yeri ve beni özlersen eğer... Ben o aziz anılarımı özledim dersen bir gün ben hep burada olacağım... Dünyanın ucundaki fenerin olduğu yerde... Ömrüm yettiğince... Belki de sonsuza kadar... Gel... Beklerim...

 

Haldun Sevel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yazarın diğer yazıları:

Yaşamın sırrı
Tanrım beni yavaşlat
Ne de ıssız ve soğuk olur mavi suların dibi
Halikarnas Balıkçısıyla ilk ve son karşılaşmam
Yaşam denen şey
Denizci Doğulur mu ? (2)
Denizci Doğulur mu ? (1)
Sadun Boro niçin bir Anıt Adamdır ?
Nedir Deniz
Devlerin Aşkı ( Azra Erhat & Cevat Şakir )
Çok uzun zaman önce, onlar bizdik
Kuşu uçmaya çağıran gök,rüzgarı esmeye çağıran deniz
Antik Tanrıların Sonuncusu
Düşler ve Yaşanası Hayaller Dükkanı
Hiç Durmadı Yağmur
Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi
Mavi Kart Aşağılaması
Pupa Yelken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri