Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Denizci Doğulur mu ? (2)

 50 yıl kadar sonra, bir denizci internete şöyle bir ilan verecektir; "Teknemle dünyayı turlayacağım ya da sürekli denizlerde yaşayacağım. 11 nolu kromozomun üstündeki D4 geni 7 kez tekrarlanmış kadın denizci arıyorum"

Soruyorum kendi kendime, atalarımızdan miras kalmış bir denizcilik kabiliyeti genlerimizde olabilir mi? DNA araştırmalarının ordinaryüsü Prof. Benzer, davranış biçimlerinin kuşaktan kuşağa aktarılması hakkında çok ilginç açıklamalarda bulunmuştur. İçgüdüler, Benzer ve ekibine göre kalıtım mirasının bir devamıydı...

"Bir içgüdü, güdümünü beslendiği DNA'dan alan bir çeşit hatıra, tüm geçmiş atalarımızdan bir çeşit hediyedir. Sahip olanlara inanılmaz faydalar sağlayabilir ya da onları prangaya vurabilir" diyordu Benzer. DNA konusu benim tıpkı yakın tarih merakım gibidir. Her zaman ilgimi çekmiştir. Belki güleeksiniz ama çocukluğumdan beri.

İlkokul beşinci sınıftaydım.  Sınıf öğretmenimiz Edibe hanım bir gün biz miniklere bir duvar gazetesi ödevi vermişti. herkes resimli ve yazılı bir ödev hazırlayacaktı. Ev ödevimde bir insan başı profili çizmiştim. Sadece kontur olarak ve o başın içine, beynin olduğu yere de bir çalar saat resmi yapmıştım. Alttaki yazımın başlığı ise " İçimizdeki Saat" idi. Neler yazdığımı kelimeler olarak tabii ki hatırlamıyorum ama içimizde bir saat olduğunu ve sabahları bu sebepten istediğimiz saatte kendiliğinden uynabildiğimizi yazmıştım. Öğretmenim bu ödevi beğenmiş ve gazetenin ilk sayfasına koymuştu. 

Böyle bir yazıyı nerden akıl edip de yazdığım hiç hatırlamıyhorum. Yıl 1959. Genlerle, DNA larla ilgili hiçbir yerde hiçbir şey yok henüz. O yıllarda bilmeden başlayan bu merak bende hep devam etti. 1971'den sonra DNA larla ilgili yazılara bilim dergilerinde seyrek de olsa rastlamaya, okumaya başladım ve hepsini biriktirdim. Artık amatör bir gen meraklısı olarak şunu çok iyi biliyorum, doğduğumuzda p kadar çok şey biliyoruz ki...

Evet beynimiz henüz boş bir hard disktir ama öylesine özellik ve kabiliyetlerle hatta huylarla dünyaya geliriz ki, dığduğumuz anda genlerimizdeki bütün bu bilgiler silinip yok olsa bütün bir ömür boyu tüm bu özelliklere ve kabiliyetlere sahip olamayız.

1934 de, Naziler iktidara gelmelerinden iki ay sonra "Genetik olarak hastalıklı soyların engellenmesi" diye bir kanun çıkarttılar. Doğuştan akıl eksikliği, sakatlık,sara,kalp hastalığı,depresyon,kalıtsal körlük ve alkol bağımlılığından  müzdarip herkesin kısırlaştırılmasını şart koşan rezil bir kanun. Sanıyorum bu rezil kanunun baş mimarı da genetikçi Galton idi. Daha 1889 da 'Doğal Miras' adlı bilimsel kitabında, sanat kabiliyeti, matematik zekası gibi yeteneklerin kalıtsal olduğunu örnekler vererek iddia ediyordu. O yıllarda 'Davranışçılar' ise insanların hiçbir içgüdüsü, huyu ve kabiliyeti olamayacağını savunarak "Bir insan, hamurunu yoğuran kültürün ona verdiği şekilden ibarettir" diyorlardı.

Şüphesiz bu da doğruydu ama bir insanın hem anatomi hem sağlık ve hastalıklara yatkınlık  hem de kabiliyet ve karakterler olarak kendi soyundan gelen özellikleri taşımakta olduğunu göremiyorlardı. Sanıyorum 1930 lardan itibaren Prof.Benzer ve ekibi, başlangıç olarak insanın yaşam mekanizmaları içinde bir ana saat bulunduğunda ısrar etmeye başladılar. Fakat henüz pek yalnızdılar. Sadece insan değil, tüm canlılarda bir ana saat vardı. Kahkaha çiçekleri ne zaman açacaklarını, ayılar kış uykusuna ne zaman yatacaklarını ve ne zaman uyanacaklarını, kefaller yumurtalarını ne zaman dökeceklerini, göçmen kuşlar ne zaman göç edeceklerini öğrenmiş olarak doğuyorlardı. Pekiyi ama bu bilgiler nerede yazılıydı ve saat nerdeydi ? Kesinlikle beyinde değildi bu bilgiler...

1950 li yıllarda Fransız astronom Jean Mairan, çok ünlü bir deney yaptı... Güneş çiçeklerinin yaprakları her sabah açılır ve her gece kapanır. J.Mairan, güneş çiçeklerini bahçesinden söküp zifiri karanlık ve penceresiz bir odaya koydu ve gözlemlemeye başladı. Güneş çiçeği, hiç güneş ışığının girmediği o karanlık odada bile güneşin dğduğu saatte yapraklarını açıyor ve battığı saatte de kapatıyordu.    

Hatta gümüş balığı,yunus,çekirge,sinek,örümcek,akrep,sincap gibi hayvanları hiç karanlık olmayan ve hiç aydınlık olmayan odalara koydular. Sonuç yine aynıydı. Hepsi güneşin battığı saatte uyuyor,doğduğu saatte uyanıyordu... Bir de tam kutup noktasında hamsterlarla yapılan meşhur "Dünyanın tersine dönen platform" deneyi vardır. Orada da sonuç aynı oldu. Bu deneylerden sonra tüm canlıların içlerinde bir biyolojik saat olduğu tüm biyologlar tarafından teorik olarak kabul edildi. Sonunda 1971 yılına gelindi.. Benzer labaratuarlarında çalışan Prof.Konopka, X kromozomu üstünde bulunan ve zaman duygusunu şekillendiren o geni buldu ve deneylerle ispat etti. Konopka, bulduğu bu genoma "süre lokusu " adını verdi. Bu durum o günlerin bilim dünyasında genlerin insan yaşamı üzerinde tahminlerin çok ötesinde bir etki yaratabilme gücüne sahip olduğuna dair yepyeni bir görüş birliği başlattı. Böylece bilim dünyasında bir heyecan fırtınası başladı. Genlerin bir kuşaktan diğerine geçmesini sağlayan ve yeryüzündeki tüm zamanlar boyunca yani hyatın başlangıcından bugüne en eski atalarımızdan bugüne aktarılmasını sağlayan evrensel içgüdünün kaynağı olduğu yönündeki bilimsel çalışmalar başladı ve yayıldı...

1980 lerin başlarında Prof. Benzer ve tüm nerogenetikçiler bir "gen haritası" peşine düştüler. Öyle ki, gen haritası işi biyoloji tarihinin en büyük projesi oldu. Hedef, insanda bulunan her bir genin tek tek dökümünü çıkartmaktı. Bu iş kısa sürede bir kaç milyar dolarlık bir devlet projesine dönüştü. ABD,Fransa,İngiltere,İtalya ve Japonya'da laboratuvarlar bol para ile bu işe yöneldiler. Bol para ile insan DNA'sını dağıtabilen ve her bir DNA parçacığını parça parça kesen, şife harflerini bulup sıralayan ve bu bilgiyi bilgisayarlara kaydeden robotlar yapıldı. Fakat nasıl bir muammaya, nasıl bir sonsuz dizilimlere bulaştığını bilmeyen bilim adamları, insanın varoluş şifresini çözmekteyiz düşü içerisinde açıklamalar yaparak Washington Universitesi'nde kurulan Genom Sıralama Merkezi'nde, günde 100,000 şifre harf sıralayarak gen haritası çalışmalarına hız verdiler. O günlerde şöyle deniyordu. " Bu iş bittiğinde, insan kromozonu genlerinin şifrelerini yazmak, Britannica Ansiklopedisinin 134 cildine denk bir yer tutacaktır."

Moleküler Biyologlar çok gelişmiş robotların yardımı ile kromozom üstündeki bir geni alıp klonluyor, milyonlarca kopyasını çıkarıp parça parça kesiyor ve genin şifresini buluyorlardı. Mesela GCTAAAT... gibi, milyarlarca, evet milyarlarca harf.  İlk olarak süre lokusundaki yani saat genindeki şifreyi bulup sıraladılar, bu şifre 3,600 adet harf uzunluğunda bir şifreydi. Yani süre lokusu 3,600 şifrelik ve biyolojik yapımızın varolmak için ihtiyacı olan genetik bir program taşıyan bir harddiskti.  Saatin içini bir anlamda açmışlardı, fakat süre lokusunun içi açıldığın bilim adamları şaşırarak duraladılar. İçlerinde "bu da ne böyle, imdat" diye yazışanlar bile oldu.

O ana, o zamana kadar, on yıllardır öğrendikleri bunca şeye rağmen hala önlerinde hem de aşılması imkansız ötesi çok ciddi bir şey olduğunu gördüler.. Herşeyden önce süre geninin nasıl bir görevi ve bu görevi nasıl yaptığına dair en ufak bir bilgileri yoktu. Genetikçilere imdat dedirten şey ise, gördükleri şeyin genom sarmallarının sadece uçları olduğuydu. DNA kromozomu değil, bu kromozom üzerindeki sayısız sayıdaki genom kristallerinin aslında tıpkı annemizin yün çileleri gibi büklüm büklüm karmakarışık genom iplikçikleri olduğuydu. Görülebilen şey,sadece o iplikçiklerin ucundaki çok daha küçük ve onbinlerce çok çok küçük başka iplikçiklerdi... Onbinlerce iplikçik vardı ve şifresini çözdükleri şey bunların sadece uçlarıydı...

Bu genom iplikçiklerinin uçlarının devamında ne olduğu hakkında kimsenin bir fikri de yoktu. Bilim dünyası şaşkındı... Anlamışlardı ki; bir geni alıp, ucunun haritasını çıkarıp, klonladıktan sonra, şifresinin yazılışını çıkartmak aslında daha herşeyin başıydı...Profesör Benzer, ulaşılan bu noktada kendisini mikroskopik evrende kaybediyordu...

DNA çalışmaları en ucuz kobay olan sinekler üzerindeki araştırmalarla başlamıştır. Her sinek gözü 'ommatidyum' adı verilen 800 adet minik ve altıgen gözden oluşur. Benzer, sinek dölündeki canlı ham hücrelerin bir ommatidyumu oluşturmalarını sayısız kez izlemiş ve hayretler içerisinde kalmıştı.  Ommatidyum'un canlı bir kristal misali gelişmesi esnasında hücre çekirdekleri aşağı yukarı oynayarak inanılmaz bir şekilde görevlerini biliyor. yerlerini ve görevlerini seçiyorlardı.Başlanguçta hepsi aynı ham yapıdayken değişerek sinir hücrelerini oluşturuyorlar, bazen de kararlarını değiştirip başka bir yapıya bürünüyorlardı. Normalde R7 sinir hücresine dönüşmekte olan bir hücre çekirdeği, sinir hücrelerinin tamamlandığını fark ediyor ve ommatidyumun merceğini oluşturuyordu. Bütün bu varoluş biçiminin programı kromozomdaki genomlarda yazılıydı. Ama nasıl? Nerede? Hangi sarmalın nereside?...

Prof.Benzer, araştırmalar ilerledikçe hayretler içinde kalıyordu... 20,500 kat büyüten bir elektron mikroskobu ile baktığında, genomlarda daha da ince yapılar görüyordu. İçiçe inanılmaz ayrıntılar... Kangal kangal teller,sıra sıra üstüste kablolar,borular,bağlantı ya da dağıtım şebekeleri. Tüm bir biyolojiyi içinde barındıran bir mikro evren. İnsan beyninde ise durum akıl almaz boyutlardaydı. Tanrım büyüksün dedirtecek kadar... Beyinde yaklaşık 100 milyar neron yani hafıza hücresi ve vir o kadar da sinir hücresi vardır. Neron hücrelerini meydana getiren çok çok küçük "purkinje" hücreleridir. Her bir neron milyonlarca purkinje hücresinden oluşmaktaydı. İştebu purkinje hücrelerinden yani her purkinje hücresinden yakın çevresindeki 150 bin adet sinir hücresiyle temas etmesini sağlayan milyar kere trilyon bağlantı kablosu vardı insan beyninde.

Başka hiçbir canlıda gözlenemeyen bu bağlantı inanılmazlığı oluşumun mühendislik planları, şifeleri ve varoluş biçimi de o genom sarmallarındaki kristaller üzerinde yazılıydı hiç şüphesiz. Bütün bunların farkedilmesinden, görülmesinden, anlaşılmasıdan,keşfedilmesinden  sonraki tanrısal şaşkınlık, kısa sürede yerini saygı ve hayranlığa bıraktı.

Moleküler biyologlar ve nerogenetikçilerde şu söz günün sözü oldu ; "Varoluşumuzun düğümleri, hiçbir ışığın ulşamadığı o derinliklerde yaratılmıştır."Nerogenetikçiler bu akılalmaz tanrısallık karşısında duydukları şaşkınlıktan ve çaresizlikten kurtulmayı yine gene genetik çalışmalara devam etmekte buldular.

"Denizcilik genlerle ilgili mi?" konusuna geliyorum ama bunları da yazmam için burada bir parantez açmam lazım. Günümüzde pek çok amatör DNA meraklısı vardır. Bu gençler nörogenetikçilerin, moleküler biyologların genom sarmalları ile ilk karşılaştıkları yıllardaki çaresizliklerini bilmezler. Bu çaresizliğin bugn de aynen devam ettiğini ama bunun hiç söz edilmezliğini de bilmezler. Pek çoğu da bu bilim dalını kuran ve geliştiren Profesör Benzer'in adını bilmezler.

Bilim tabii ki onurunu muhafaza edecektir,aksi yoktur ve düşünülemez. Herşeyimizi ona borçluyuz. Genom sarmallarına ulaşmanın imkansızlığı konusu bugün kapatılmıştır, bu konuda kelime edilmez. Tıpkı fizikçilerin atomu parçalama çılgınlığı gibi... Teorik fizikçiler yaklaşık 60 yıl önce atomun çekirdeğini parçaladılar. İçinden başka çekirdekler çıktı. O çekirdekleri de parçaladılar. İçlerinden yine başka çekidekler çıktı ve bu böyle sürüp gitti. Bu işe girişen fizikçiler pes etti ve bu konu kapatıldı. Atomun parçalanması çalışmaları durdu. Genom sarmalları için de durum aynıdır. Evet genetik bilimi büyük bir ilerleme içindedir. Çekirdek DNA'sında bulunan 20-25 bin genomun her gün bir yernisi keşfediliyor,bir isim veriliyor ve listedeki yerini alıyor. Yaptığı işlev de bulunuyor..Fakat bulunan şey, genom sarmallarının sadece görünen ucudur, yün çilesinin ucu gibi. Gerisi hala meçhul.

Günümüzde keşfedilen her yeni genom internette Fly Base sitelerinde açıklanmaktadır. 1996 yılında çok önemli bir gen bulundu.Denizcileri ve tüm maceraperestleri ilgilendiren bir gen. Negev Çölü'ndeki gönüllüler üzerinde araştırma yapan İsrailli bir moleküler biyolog grup, dört mizaç unsurunu kalıtsal olarak oluşturan genlerle ilgili şifreler bulduklarını açıkladılar. Bunlar;  yenilik,heyecan arama, macera,zarara uğramaktan kaçınma, ölçülü olma, başarı bağımlılığı ve sebat idi.

Bu araştırmada amaç, fazla düşünmeden heyecanlarına koşan, mücadele eden, denemeyi, keşfetmeyi, farklılığı hatta hezeyanları seven, değişken, gözü kara, çabuk sinirlenen kişilerle, diğerleri... Yani, fazla irdeleyen, risklerden hoşlanmayan,katı,sadık,kolay heyecanlanmayan,sıradışı arzuları ve hayalleri olmayan,idaresini iyi bilen kişileri,DNA'larını imceleyerek bulabilmekti ve uzun süren araştırma sonuca ulaşmıştı...

Kısaca, dopamin reseptörleri ile ilgili bir genin, belli bir şekil taşıması veya taşımaması ile ilgili bir karakter farklılığı gösterdiğini bulmuşlardı. Dopamin reseptörlerinden biri olan, adına D4 denen genomun tekrar sayısındaki farklılık, beynin anlama , hissetme,hayal kurabilme, duygusal davranabilme özelliklerini işler hale getiriyor, kısmen ya da tamamen kapatabiliyordu. D4'ü yapan gen 11 nolu kompartımanın, pardon, kromozomun üstündeydi ve de bu genomun 48 çiftten oluşan parçaları kimi insanlarda iki kimi insanlarda dört kimi insanlarda ise yedi kez yer almaktaydı. Yani bir insanın heyecan,yenilik,macera,farklılık,sevgi,aşk arama konusunda puanı yüksekse o insan 7 tekrarlı gen taşımaktaydı...

Bu 7 tekrarlı D4 genine "Maceracı" gibi bir isim verilmişti. Fakat biz ona neden "denizci geni" adını vermeyelim ki...

Ne olur yani? Bu gene sahip olanlar, tabii ki denizcilik bilgileriyle dünyaya gelmiyorlar. Fakat o özellik ve kabiliyette doğuyorlar.O insan 50 yaşında dahi denize merak salsa, denizciliğe başlasa, yine de iyi bir denizci olacaktır, hem de kısa zamanda.

Yazımın minik final bölümünü yazmadan önce genetikçilerle ilgili söylemek istediğim bir-iki şey var. Bu bilim dalı kontrol altına alınmazsa, tanrıcılık oynama hevesinde olan yeni kuşak genetikçiler, yüzyılımızın sonuna doğru dünyamızın başına bela olacaktır. Genleri ile doğmadan önce oynanmış, farklılaşmış bebekler doğacak. Ve bu pahalı bebeklere sadece zenginler sahip olacak. Ve dünyada farklı bir ırk değil farklı bir insan türü oluşturulacaktır. Ve varlıklı insanlar kendi kök hücrelerindne kendi kopyalarını yaptıracaklar ve bu zavallı insanlar organ mafyasının kurbanları olacaktır...

Çok mu karanlık geldi! Tamam,pekiyi...Mesela 50 yıl kadar sonra,  bir denizci şöyle bir ilan verecektir; "Teknemle dünyayı turlayacağım ya da sürekli denizlerde yaşayacağım. 11 nolu kromozomun üstündeki D4 geni 7 kez tekrarlanmış kadın denizci arıyorum" veya "Eleman arıyoruz. Lisan,doktora şarttır ve D4 geni 2 tekrarlı olanlar tercih edilir. Ya da bir kadın eşine "Ahh..pısırık adam send 1 tane bile D4 yok.Beni ne 7 çift D4 ler istedi de vara vara sana vardım."

Hülasa, dostlar şu yaşam dediğimiz şey, bir kararlar bütününden başka nedir ki? Pekala, bu kararlar acaba özgürce alınmış kararlar mıdır ? Yoksa mecburen alınmış kararlar mıdır ?

Artık hangi insanların ne tarz kararlar alırlarsa, kendini yok etmeden hayatı seçeceğini biliyoruz. Hayatını yaşamak isteyen herkes, birbiriyle çatışan ayrı ayrı içgüdüler hissedebilir. Birbirine zıt,birbirinden kopuk kararlar arasında kalabilir. Fakat mutluluk dediğimiz o şahaseri ancak, bir duygusal bilgelik ve duygusal irade ile elde edebiliriz... Anlık ruh halleri ve anlık kararlar arasında bütün mesele, hayatın tamamına yayılmış o bütünü görebilmekte yatar. Yoksa resminiz bir türlü bitmez ama ömrünüz biter...

Genetik mirasın bağalayıcılığı zihnimizde doğuştan varolduğu için o bağlayıcılık, o kıpırtısızlık, içgüdülerimize dahil olduğu için size sürekli "otur oturduğun yerde" diyecek ve görmeyi başaramadığınız güzellikleri yaşamanıza mani olacaktır.

Rilke ;" Kim yaptı bizi böyle?" diye sorar ve devam eder."Ne yaparsak yapalım gitmiyor üstümüzden,kalkıp gitmek üzere olan birinin hali"

Haldun Sevel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yazarın diğer yazıları:

Yaşamın sırrı
Tanrım beni yavaşlat
Ne de ıssız ve soğuk olur mavi suların dibi
Halikarnas Balıkçısıyla ilk ve son karşılaşmam
Yaşam denen şey
Denizci Doğulur mu ? (2)
Denizci Doğulur mu ? (1)
Sadun Boro niçin bir Anıt Adamdır ?
Nedir Deniz
Devlerin Aşkı ( Azra Erhat & Cevat Şakir )
Çok uzun zaman önce, onlar bizdik
Kuşu uçmaya çağıran gök,rüzgarı esmeye çağıran deniz
Antik Tanrıların Sonuncusu
Düşler ve Yaşanası Hayaller Dükkanı
Hiç Durmadı Yağmur
Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi
Mavi Kart Aşağılaması
Pupa Yelken

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri