Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Haldun Sevel & MAVİŞ

       

HALDUN SEVEL & TEKNESI MAVİŞ 

 

GİRİŞ : Zordur Haldun Sevel’in kitaplarını okumak... Sırf akılla, mantıkla okumak yetmez... Gönül gözü ile okumak, ilk sayfayı açtığınızda, denizler ülkesinden estirdiği o eski Halikarnas Balıkçısı ruhunun, bam telinize dokunmasına müsaade edebilmeyi bilmek gerekir. Ve tehlikelidir yazdıkları. Okuduktan sonra yaşadığınız hayata devam etmek güçleşir. Gönlünüz değişir. Aklınız açılır ve ruhunuz esir olduğunu farkeder. Denizler Ülkesi'ne çıkılan yolculuğun başlangıcıdır ilk okuduğunuz satırları...

 

NASIL BAŞLADI DENIZLERE SEVDANIZ ?

Sanırım İstanbul’un son güzel yıllarını yaşayan en son kuşak bizleriz… Hani 68 kuşağı derler ya… Güzeldi çocukluk yıllarım… Her sokakta boş arsalar vardı, buralarda oyunlar oynardık, uçurtmalarımızı uçururduk, yazlık sinemalar vardı, hep birlikte giderdik, İstanbullun hemen her sahilinde plajlar vardı, ailecek denize giderdik.
O ilkokul yıllarında da en iyi derslerim resim ve kompozisyon idi… Bu yıllarda ‘büyüyünce şu olacağım’ diye bir bilimcim yoktu… Annemin yaramaz ve nazlı çocuğu idim… 12 yaşında hala annem yemek yedirirdi, babam yıkardı banyoda beni…
Yaramazlığım ise şu idi, kaçıp deniz kenarına giderdim, niye giderdim, beni oraya çeken ne idi… O zamanlar bunu bilmiyordum tabi… Ama deniz kenarına gidip denizle oynar denizle konuşurdum.
Gençlik yıllarında, yani 15-16 yaşlarımda hala bir idealim yoktu… Fakat Annemin ve babamın bu yıllarda, birden geçimsizlik sebebi ile ayrılmaları ve her ikisinin de başka evlilikler yapmaları ile benim şımarık ve nazlı dünyam birden yıkıverdi.
Bir tarafta üvey anne, öbür tarafta üvey baba… Bu acı birden beni yaşamın tüm gerçekleriyle yüz yüze bıraktı… Çocukluğum 12 yaşında birden yıkılıverdi… Kendi gücümle yaşamaya karar verdim… Ama nasıl ve ne yapabilirdim? Sadece resim çalışmalarıma güveniyordum. 

USTA BİR RESİMLİ ROMANCI, RESSAM VE DENEME YAZARISINIZ. BU NASIL BAŞLADI ?

Okulum yaz tatiline girer girmez kendi resim kabiliyetim doğrultusunda bir usta aramaya başladım… Mengü Ertel, grafik sanatların ve tiyatro afişçiliği’nin bu büyük ustası yaptığım resimleri görünce beni yanına aldı… Liseyi bitirene kadar her hafta sonu ve her yaz tatilinde gidip onun yanında çalıştım, hem harçlığımı çıkardım ve hem de ondan çok şeyler öğrendim, sadece mesleki yetenek adına değil, yaşama bakış ve hümanizma adına, yani bir büyük ustanın izinden gitme adına.
Bir gün boya fırçası ile kulağımı karıştırıyordum… Büyük usta yanımda imiş, omuzuma dokundu ve bana şöyle dedi –‘o fırçaya karşı saygılı ol, çünkü sen onunla hayatını kazanacaksın’ utandım ve bir daha yapmadım ve aynen onun dediği gibi oldu, hayatımı o fırçalarla ve kalemimle kazandım… Mesleğime ve bana yol gösteren öğretmenlerime karşı her zaman takdir ve saygı duydum… Bana bunları öğreten Mengü Ertel’i saygı ile anıyorum. *
Dediğim gibi Mengü Ertel atölyesinden uzun zaman kopmadım… Artık lise bitmiş yüksekokula gidiyordum… Ama hala gündüz o büyük ustanın yanında çalışıyor gece okuyordum… Uygulamalı Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulu’nda. Boş zamanlarımda da sürekli resimli romanlar yazar ve resimlerdim… Bir gece, ders arasında, teneffüste gece müdürümüz Osman abi (ona abi derdik) bana bu resimli roman çalışmalarımı niçin değerlendirmediğimi, yani bir gazeteye götürmem, göstermem gerektiğini söylemişti… Mengü Ertel atölyesinden bir ağabeyim resimli romanlarımı alarak bir sabah Günaydın gazetesine götürdü… Haldun Simavi bu resimli romanı beğenmiş “-bu çocuk gelsin burada çizsin bu resimli romanını” demiş. Böylece 20 yaşında Günaydın gibi büyük bir gazetede işe başladım… Kendi gücümle ve onurumla yaşamak düşlerim böylece birden bire fazlası ile gerçek oluverdi… Ama hiç şımarmadım, işimi uzun yıllar boyu hiç aksatmadım, daima yapabileceğimin en iyisini yapmak için gerçekten gece gündüz çalıştım… Her gece 01-02 ye kadar çalışır, ertesi gün saat 9 da gazetemde işimin başında olurdum.

KITAPLARINIZ ?

Kaç kitabım olduğunu bulalım şimdi… Önce Ustura Kemal’leri sayayım… 1-Yiğidi Bıçak Kesmez… 2-Şeref Sözü…3- Son Karakol… 4-İsimsiz Kahramanlar… 5-Karanlığa Sıkılan Kurşun.
Birde denizcilik ve deniz sevgisi üstüne hazırladığım ve yayınlanan kitaplarım var… 6-Böyledir Denizler Ülkesinde Yaşamak. 7- Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi. 8- Merhaba Denizci. 9- Devlerin Aşkı. 10- Denizle Sevişmek… Evet, 10 kitabım olmuş… Bir de 1974 yılında çıkan Ustura Kemal haftalık mecmualar var, sanırım 35 sayı çıkmış idi.

NE ANLATIYOR USTURA KEMAL?

Ustura Kemal kitapları neyi anlatır? Onuru, haysiyeti ve vatan sevgisi ile yaşayan, yürekli, bilekli ve terbiyeli ama masumu koruyan, kollayan ve ezdirmeyen babayiğit insanları anlatır Ustura Kemal.

CEVAT SAKIR DÖNÜM NOKTANIZ. NASIL OLDU BU ?

Halikarnas Balıkçısı ile nasıl tanıştım? Mengü Ertel’ in yanında çalıştığım yıllarda ondan bahsedildiğini çok duydum, işittim… Orada, o atölyede İngiliz edebiyatı profesörü Mina Urgan’la tanışmıştım, yanıma gelip benimle konuşmuştu, etrafındaki arkadaşlarına seslenerek “-bakar mısınız bu çocuğun gözlerine, Ege gibi masmavi” demişti… Sanırım Ege sevgisi o anda düştü kalbime… Gelen giden çok olurdu oraya… Abidin Dino, Aziz Nesin, Karikatürist Mıstık, Azra Erhat, Profesör Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, orada gördüğüm ve hayranlık duyduğum çok kıymetli, aydınlık çok güzel yürekli evrensel insanlardı... İyi ki onları ve Halikarnas Balıkçısı’nı tanıdım, yoksa asla ben, ben olamazdım.

YA TANIŞMA HIKAYENIZ ?

1968 de İzmir’e ve Efes harabelerine gitmiştim… Otobüsle Efes’e giderken Halikarnas Balıkçısı hemen yan koltuğa oturdu, kendisini de, bir resmini de o zamana kadar hiç görmemiştim ama hatırlıyorum tuhaf bir hisle irkildim, o iki metre boyunda, bembeyaz saçları darmadağınık ve elinde kocaman bir ağaç dalı tutan, gömleği pantolonu buruşuk, o ihtiyar adamın o olduğunu hissettim… Çekinerek ama sürekli ona bakmaya başladım… Baktığımı gördü, bana döndü ve gülümsedi ve öyle bir ‘Merhaba’ patlattı ki, irkildim tükürüğüm boğazıma kaçtı… O anda hayatım boyunca tanıdığım ve tanıyacağım en büyük öğretmenle karşılaştığımı hissettim, kalbim küt küt atmaya başladı…
Uzatmayayım, yanından hiç ayrılmadım o gün… O günlerde, yani yıl 1968, İstanbul halter şampiyonu olmuş 100 kiloluk dev bir genç sporcu idim, fakat karşımda sanki antik çağlardan kalma, birkaç bin yaşında gerçek bir dev vardı… Onun yanında kendimi yeni yürümeye başlayan bir küçük çocuk gibi hissettim.
Profesör Mina Urgan beni o anda tanıştırdı o dev adamla. “-hocam” dedi “bu delikanlı antik çağlara ait resimli romanlar yapıyor ve iyi bir denizci” O koça balıkçı bana bir kitabını imzalayarak verdi… Kitabına şu satıları yazdı, “Merhaba Denizci- sende senden sonrakilere anlat” Ama ben 35 yıl boyunca o şifreli kelimelerin ne anlama geldiğini bilemedim, ben benden sonrakilere ne anlatacaktım ki? 

YILLAR SONRA BALIKÇIYI YENIDEN NASIL KEŞFETTINIZ ?

2005 yılı idi, Halikarnas Balıkçısının bende olmayan son kitabını almıştım, hemen oracıkta oturup bir göz attım kitaba… Kitapta vasiyeti vardı, aynen şöyle idi “ne diyorum şimdi ben? Bunca yıl kafa patlatmışım, bir şeyler koymuşum ortaya, sen, bunu alacaksın, kullanacaksın, yani benim aklımı kullanacaksın, başkaları da senden öğrenecek, senden sonrakilere anlatacak” Tam 35 yıl sonra bana yazdığı satırların ne anlama geldiğini anladığım o anda gözlerim doldu, bir çocuk gibi ağladım orada.
Ve işte 35 yıl sonra, iş hayatım bitip de emekli olduğum o günlerde, hiç unutmadığım Balıkçı Babanın benden istediğini yaptım… Onun için bir kitap hazırladım, tam 2 yıl çalışarak ve adını “Merhaba Denizci-sen de senden sonrakilere anlat” koydum. Kitabı bastıracak param yoktu, çok sevdiğim motosikletimi sattım ve kitabı hazırladım… Kitap bir ayda 2 bin tane satarak bana motosikletimi geri verdi… Üstelik 400 tanesinin parasını Halikarnas Balıkçısı belgeseline verdiğim halde.
Ondan öğrendiklerimi o kitapta ve ondan 2 yıl sonra, yine 2 yıl uğraşarak hazırladığım “Devlerin Aşkı” adlı kitabımı da yayınlayarak ona olan minnet borcumu biraz olsun ödemeye çalıştım.

HALIKARNAS BALIKCISI'NIN YERI NEDIR TURK DENIZCILIGINDE SIZCE ?

Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın önemi kanımca bu satırlara sığmaz… Birkaç satırla anlatmaya çalışayım… Cevat Şakir o yıllara kadar kimsenin bilmediği, umursamadığı Anadolu Medeniyetlerinin varlığını ispat etmiş ve dünyaya tanıtmıştır… Anadolu Medeniyetlerinin, yani Karya, Likya, Phoka, Halikarnasos ve diğerlerinin Grek-Helen yani Yunan olmadığını, Din’lerinin de Dil’lerinin de Yunanca olmadığını ispat etmiştir… İlim ve bilimin dünyada ilk olarak Anadolu medeniyetlerinde başladığını da dünyaya ispat etmiştir. “örneğin Milatos’lu Tales... Bu insan dünyanın ilk bilim adamlarından biridir, milattan önce 585 yılındaki güneş tutulmasını önceden hesaplamış, trigonometriyi bulmuş, ilk saatleri (güneş saati) o yapmıştır… Maddenin en küçük parçasına, daha fazla bölünemez anlamına gelen ‘Atom’ ismini veren, ilk haritaları yapan, modern tıbbın ilk tedavi metotlarını bulan, ilk coğrafya, tarih şiir ve edebiyat kitaplarını yazan, ilk planlı şehirleri yapan, ilk kanalizasyon ve su kanallarını yapanlar işte bu Anadolu doğa bilginleridir… Onlara Fosiologos denirdi… Bu insanlardan tam 200 yıl sonra, yani milattan önce 350 lerde yaşamış olan Yunan filozofu ve bilgini, Büyük İskender’in hocası Aristoteles, Miletos’lu Tales için şöyle demiştir “-o tes teotes arkeos do sofyas” yani “-o bütün bilginlerin yıldızıdır.” Tales bu gün tüm dünya bilimlerinin atası sayılır… Türk ve dünya tarihi bütün bunlar gibi binlerce bilgiyi, Anadolu tanrılarını, Anadolu medeniyetlerini, bunların hepsini Halikarnas Balıkçısından öğrenmiştir… Okunuş olarak bu kelimelerde harf hatası olabilir.

Türklerin Anadolu’ya 1071 değil, çok daha önceleri, milattan sonra 350-400 lerde gelip yerleşmeye başladığını ve hala orada yaşamakta olan antik çağların denizci halkları ile kaynaşıp ve kız alıp vererek melezleştiğini ve böylece denizci ruhu taşıyan uzun boylu Türk insanının doğduğunu hep Halikarnas Balıkçısından öğrendik.
Dünyada yaşamış son Fosiologos sayılan (Fosi: antik tarih. Olog: bilim adamı. Os: Anadolu Medeniyetleri demektir) Halikarnas Balıkçısının vücuda getirdikleri bu kadar değildir… O deniz edebiyatının ilk ve ulaşılmaz en güçlü yazarıdır, ben dâhil, hiçbir yazar onun şiirsel anlatımına ulaşamamıştır, ulaşamaz… Balıkçı “ben şair değilim” dediği halde 1968 de ona dünya şairi unvanı verilmiştir
O Bodrum ve çevresinin, İzmir’in, Marmaris’in tüm Palmiyelerini, Okaliptüs ağaçlarını ve meşhur Sabırlık çiçeklerini ve Greyfurtu yurda getirip eken ve yetiştiren, tüm Egeyi yemyeşil yapan bir botanikçidir… Çok usta bir ressamdır… 5 dil bilen ve 4 antik alfabeyi okuyabilen bir dâhidir… Ona Fransızlar Son Fosiologos diyorlar, bizim aydınlarımız ise ona ‘Hazerfen’ dediler, ‘Son Bin Fen’in Âlimi’ dediler.
Tabi bu kadar da değil, bu gün cennet denizlerinde dolaştığımız “Mavi Yolculuğu” ilk olarak o başlatmış ve onun öğrencileri ve öğrencilerinin öğrencileri olan bizler de bunu onun izinde devam ettiriyoruz… Daha eklenecek çok şey var ama son olarak şunu söyleyeyim Halikarnas Balıkçısı Anadolu topraklarında yaşamış son filozoftur. 

   

DENIZLER ULKESINE KAÇTINIZ SONRA ?

Denizlerde yaşamaya niye karar verdim… Tabi bunu kelimelerle anlatmak zor ve çok uzun olur, bunu yıllardır anlata anlata bitiremedim, bu yüzden bunu biraz şiirsel bir dille ifade etmeye çalışayım…

Oda karanlık mı? Odadan dışarı çık.
Şehir karanlık mı? Şehirden dışarı çık. Korkma yürü, bir hayli yürü…
Gördün mü?
Dağlar, ormanlar, denizler başladı artık…
Korkun dağılır rüzgârda…
Bekle biraz…
Dağlarda köylerde dumanlar tüttükçe,
Ormanların ruhu var oldukça…
Denizde denizciler yaşadıkça…
Karanlıktan korkulmaz.
Haydi, yürü, aydınlığa doğru yürü;
Hayatın bembeyaz olsun.

İşte bunun için denizde yaşıyorum.
Bir Kızılderili şöyle söylüyor… “Ormanların sonuna kadar gittim… Nehirlerin, denizlerin, dağların, ovaların, vadilerin sonuna kadar gittim… Bana dost olmayan hiçbir şeye rastlamadım… Ey beyaz adam, son balığı da avladıktan ve son ağacı da yaktıktan ya da kestikten sonra, o çok güvendiğin paranın hiçbir işe yaramadığını göreceksin”
İşte bunu için denizde yaşıyorum.

Balıkçıdan mektup gelir sel gibi…
Merhabası püfür püfür yel gibi…
Bir Akdeniz var sanki avucunda…
Saçar dünyaya cömert bir el gibi.

İşte bunun için denizde yaşıyorum… Balıkçı Babanı o uçsuz bucaksız yaşam üniversitesinde

Merhaba ey deniz gözlüm
Merhaba ey insanların irisi
Merhaba seni doğuran anaya
Seni Bodruma sürenlere merhaba.

İşte bunun için denizde yaşıyorum… Hayat denen şey, 60-70 yıl hiç durmadan yanacak bir mum değildir… Yaşam bir süre için elimizde tuttuğumuz muhteşem bir meşaledir… Bir daha tekrarı olmayacak bir mucizedir yaşamak.
Hem etrafınızı aydınlatın, hem de kendi yolunuzu.
Benim meşalem sadece ve daima denize giden yoları gösterir, çünkü deniz yaşamın anlamıdır… Deniz sizin içinizdeki o sizinle konuşmaya çalışan içsel sesinizin istediği güzelliktir… Deniz, içsel sesinizin git dediği yerdir.
İşte bunun için denizde yaşıyorum… İçimdeki insan yanımı bulmak için, onu buldum ve bir daha asla bırakmam.
 

YAZDIGINIZ HIKAYEKLER VE KITAPLAR BIR COK DENIZCIYI VE DENIZ SEVDALISINI DERINDEN ETKILIYOR ? SIRRINIZ NEDIR ?

Kitaplarımın, yazılarımın insanları çok etkiliyor olması benim görüşüm değil, beni sevenler öyle söylüyor… Çünkü biliyorum ki insanların maalesef %3ü kitap okuyor… Geri kalan %97 lik bölümü ise televizyon ve internette kilitlenmiş ve orada gördüklerinden başka şeylerin, başka güzelliklerin varlığından tamamen habersizler… Cennetin bu dünyada olduğunu göremiyorlar.
Eğer yazılarım, kitaplarım okunuyor ise, bunun sebebi yazılarımın konusunun günlük ve güncel şeyleri anlatmak yerine, deniz felsefesini işliyor olmam olabilir… Yani yazılar boyunca diyorum ki “bu dünyada sıkılmış, yorulmuş, sinirleri yıpranış insanların kaçıp dinleneceği bir yer, bir başka dünya var, masmavi bir dünya… Oraya gidin, oraya gitmelisiniz, niçin gitmelisiniz? İşte bu sebepleri ve sonuçlarını yazıyorum yıllardır.

DENIZCILER SİZE  RUZGAR BABA DİYORLAR. NEREDEN CIKTI BU ISIM ?

Bana niye “Rüzgâr Baba” diyorlar?
Yıllar önce, yani İnternet hayatımıza girmeden önce, özellikle denizde çıkacak fırtınaları önceden tahmin edebilme, yani fırtınaya yakalanmama en büyük sorunumuzdu…
O yıllarda benim yirmi, yirmi beş yıldan beri tuttuğum rüzgâr günlüklerim vardı, o günlüklere bakarak fırtınaları önceden tahmin etmeye çalışırdım.
O yıllarda bir Yunanlı bayan kaptan Ege’den İtalya’ya, ölen kocasının hatırasına hürmeten teknesi ile yalnız başına gidecekti. ( bu yaşanmış öykümü ‘Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi’ adlı kitabımda, aynı isimli yazımda anlatmıştım) Kaptan Anne Maria bu yolculukta fırtınaya yakalanmaktan çekiniyordu… Yaşlı ve yorgundu.
Benden kendisine bir fırtına takvimi yapmamı istemişti… Bende son 25 yılda çıkan fırtınaların günlerini tek tek bularak ve üst üste koyarak bir fırtına takvimi hazırlayıp ona vermiş… Ve tüm ihtiyaçlarını pazardan alarak teknesine taşımış, kalp ilaçlarını da arayıp bulmuştum.
Anne Maria Kaptan bir sabah gün doğarken Ayvalık Marinadan yola çıktı ve gitti… Aradan aylar geçti, Bir sonbahar günü Ayvalık’taki evime gittiğimde posta kutusunda ıslamış bir mektup vardı ve Anne Maria’dan, İtalya’dan geliyordu… Mektubun başına şöyle yazmıştı “Agapite Pateras to aera” yani “Sevgili Rüzgârın Babası” ve şöyle devam ediyordu Yunanca yazı ile “ yaptığın fırtına takvimi bir gün bile şaşmadı, sayende hiç fırtınaya yakalanmadan limanıma vardım, sevgilerimi gönderiyorum aziz dostum, beni unutma… Ve şu kelimelerle bitiyordu mektup… “i miterasu Anne Maria” yani “Annen, An Mari*” Daha sonraları onunla ölene dek mektuplaştım… Ben ona yazdığım mektuplarda ona “Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi” diye hitap ederdim, oda bana “rüzgâr baba ”diye yazardı.
Anne Mariya 2003 yılında aramızdan ayrıldı, onun marinada bağlı bulunduğu yere onun ismini yazıp denize karanfiller, güller bıraktık, bayraklarımızı yarıya indirdik.
İşte bu yüzden ismim ‘Rüzgâr Baba’ kaldı.

TEKNENIZIN ADI MAVİŞ. NEDİR HİKAYESİ ?

Maviş daha yapılmadan önce dahi hayali ile planları ile benim Ege hayallerimin teknesiydi. Sırf bu hayal için 1983 ün şubat ayında yapımına başlandı, 84 Ağustos'unda denize indi.
Ama 16 yıl bekledim Ege'ye inecek imkanların oluşması için. Onu evladım gibi sevdiğimden sanırım. Ama o evlat'dan da öte bir şey. Bir hayat arkadaşı.  Maviş gözlerimin rengi yüzünden bana çocukluğumda takılan bir isimdi. En mutlu yıllarımdı çocukluk yıllarım. Yeniden o mutlu yılları yaşayabilmek umudu ile ona "Maviş" ismini koydum.

MAVİŞ'İN BORDASINA HER SENE BİR DENİZKIZI RESMİ ÇİZİYORSUNUZ ELLERİNİZLE...

Deniz Kızı'nın hikayesi farklıdır. Deniz kızı, gerçekte denizlerde yapayalnız olan, yapayalnız yaşayan, sevdiklerinden, veya bir sevgiliden uzak yada mahrum yaşamakta olan
denizcilerin bir duası gibidir. Bana göre "denizkızı" denizlerde kadınsız sevgilisiz ve yalnız başlarına yaşayan denizcilerin sembolüdür. Bana göre öyledir yani. Yalnız denizcilerin rüyasıdır, bir sevgilinin sıcaklığına kavuşabilmenin sembolüdür deniz kızı. Maviş'in bordasındaki deniz kızı da işte bu yalnızlığı sembolize eder.

ARTIK GÖKOVA'DA TEKNENİZDE YAŞIYORSUNUZ. BİLİNÇLİ BİR TERCİH Mİ BU ?

Evet Gökova bilinçli bir tercihim. Uzun yıların hayali Gökova, öylesine bir hayaldi ki yıllarca oraya gitmeye cesaret edemedim heyecandan. Bu heyecan nasıl başladı derseniz...
1968 de bir gün, bir karşılaşmada, sadece bir çeyrek saatlik bir konuşma ile, geriye kalan tüm hayatıma ışık tutan, yön veren, bir abide insanın,Halikarnas Balıkçısı'nın bende yarattığı bir heyecandı Gökova. Benim için son duraktır, Balıkçı Babamın sularında yaşamak.


BÜYÜK USTA SADUN BORO İLE TANIŞMANIZ PEKİ ?

Sadun Boro ile tanışmam çok eskidir. Büyük Usta o günlerdeki Haldun'u hatırlamasa da benim onunla tanışmam çok eskidir 1965. Ben Salacak'lıyım, Salacak Ahali sokağında otururduk. İki sokak altımızda ise Kısmetin yapıldığı kayıkhane vardı. Kısmet 1965 de orada yapıldı. O efsane teknenin bütün yaradılışını seyrettim. Ve denize inişini. Ve dünya seyahatine çıkışını ve üç yıl sonra geri dönüşünü.  Sadun Boro'nun Bendeki önemini bir örnek vererek açıklayayım. Pupa Yelken'i bilirsiniz. Ustanın dünya seyahatini anlattığı
kitabı. Önceki yıllardaki, yani gençlik denizlerimdeki yılları söylüyorum. O yıllardaki denizcilik hayatımda, aramıza biri katıldığı zaman, ona Pupa Yelkeni sayfa sayfa bilip bilmediğini sorardım. Hatta sorardık. Biliyorsa ne ala, yok eğer bilmiyorsa o benim tekneme bir daha gelemezdi. İstemezdim gelmesini, bunu yüzüne de söylerdim. O her kim olursa olsun, Pupa Yelkeni bilmiyorsa, benim gözümde "denizci olarak" denizciliğin ruhuna sahip olamamış biriydi. 

TÜRK DENİZCİLİĞİ İÇİN NE İFADE EDER SADUN BORO ?

Sadun Boro'nun Türk denizciliğindeki yeri bir daha hiç bir denizcinin erişemeyeceği bir zirvedir. O yaşayan bir efsanedir, hayatta iken heykeli dikilmiş dünya çapında bir denizcidir.
Sadun Boro'nun önemi sadece efsane denizciliği ile de sınırlı değildir. Bir yaşam analisti, bir yaşam biçimi, bir yaşam örneği ve bir yaşam felsefesidir.
Sadun Boro bir büyük öğretmendir, çünkü en iyi öğretmen,insanın zihnine değil, insanın yüreğine öğretendir, işte Sadun Boro bunu yapmış ve hala da yapmaktadır. 

DENİZLER ÜLKESİ DİYORSUNUZ MAVİLERE. NERESİDİR DENİZLER ÜLKESİ ?

Denizler Ülkesi benim yaptığım bir benzetme, şöyle açıklayayım... Kötü bir yaşamdan kaynaklanan tecrübelerimiz var ya... Bu kötü bir yaşamın sizde yaptığı hasar, keder, yılgınlık, bıkkınlık, üzüntü, çıkarcı insanlar, yüzüne gülüp kötülük yapanlar var ya... Eğer tüm bunları farkında iseniz...
Birgün karşınıza çıkacak gerçek bir dosta niçin tutunduğunuzu, niçin ondan güç ve mutluluk aldığınızı, niçin ona ihtiyaç duyduğunuzu, ancak ve ancak o kötü yaşamdan kaynaklanan tecrübeleriniz sayesinde farkına varırsınız. İşte denizler ülkesi dediğim şey budur.


  RÖPORTAJ : CENK ŞAHİN

  FOTOĞRAFLAR : CENK ŞAHİN & HALDUN SEVEL ARŞİVİ

 

 

 

 

 

 


 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri