Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Osman Atasoy & Sibel Karasu UZAKLAR II

OSMAN ATASOY & SIBEL KARASU   ve   UZAKLAR II

 

GİRİŞ :
Bir dünya seyahatinin içerisindeyken bir diğer yolculuğu hayal edebilecek kadar zengin ruhlu denizciler Uzakları II nin mürettebatları Osman ve Sibel. Tanrının olmadığı denizler diye anılan 60. paralel sularına giden Uzaklar II, dünyanın ucundaki fenerin olduğu Horn Burnu’na vardıkları yetmezmiş gibi teknelerinin ismine uygun olarak daha da uzaklara, Antartika’ya gittiler. Ve gezegenin soğuk güney topraklarına ayak basan dahası Türk bayrağını karlar içerisindeki bu beyaz kıtaya diken ilk Türk denizcileri oldular. 3,5 yılda gittikleri güney kutbundan da 4 ay gibi kısa bir sürede neredeyse durmaksızın seyrederek ülkeye geri döndüler. Üstelik tüm yolculuklarını kayda alıp harika bir belgesele imza attılar: Uzaklar II Antartika. TRT TÜRK’de yayınlanmaya devam eden bir macera bu.
Tamı tamına 50 yılını denizlerin üstünde, teknesinde geçiren ve 1974 de aldığı Fenerbahçe spor kulübü üyelik kimliğinde “meşguliyeti : denizci” yazan çok eski bir kaptan olan Osman Atasoy ve 20 yıldır denizlerin altında mavi dünyalarda dolaşan bir dalış öğretmeni Sibel Karasu Türk denizcilik tarihine geçmiş oldular böylece.
“Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir” diye düşünen ve prangalarını uzun yıllar önce kırıp karalara atmış denizciler bu ayki konuklarımız. Dünya denizlerine açılmak isteyen denizcilere tek bir şey söylüyorlar ; “Akıl kelepçelerinizden kurtulun. Yüreğinizdeki prangaları çözün. Ve ruhunuzun yakalandığı kapanları paramparça edin.”
Antartika’nın buz gibi havasını solumuş olsalar da, tekneleri, yürekleri ve yaşamları sıcacık insanlarla konuştuk Marmaris Netsel Marina’da demirli Uzaklar II de bu ay…

        


Nasıl sevdalandınız denizlere ?
OA: Çocukluğum Fenerbahçe, Dalyanda geçti. O yılarda yani 60’lı yıllarda Fenerbahçe küçük bir balıkçı mahallesi gibiydi. Neredeyse oralarda yaşayan herkesin denize açılmak için bir sandalı ya da kayığı vardı. Kürekli ve dıştan takmalı motorları olan bu kayıklarla denize açılırdık. Babamın da küçük bindirme bir sandalı vardı. Akşamları ve hafta sonları babamla denize açılır, balık tutar ve kürek çekerdim. Denize sevdam o yaşlarda başladı. Zaten Fenerbahçe spor kulübünde yelken ve kürek de yapıyordum. Denizin ötesinde berisindeydim yani.
SK: Ailemde denizci hiç yok. Ben ilkim. Çandarlı’da teyzemler otururdu ve biz her yaz oraya gider, 3-4 ay denizden çıkmazdık neredeyse. Daha sonra dalışa merak sardım ve İzmir’de eğitmen olup 15 yıl dalış hocalığı yaptım. Yelkene başlamam daha geç olmuştur. Bir süre önce geçirdiğim bir kaza nedeniyle dalış yapamadığım bir zaman diliminde suyun altında değil üzerinde olmaya başladım ve yelkenle böyle tanıştım. Piri Reis Denizcilik Derneğindeki hocamız Celal Üstünbaş’tan dersler aldım. Ardından yine İzmirli Arap Rıfat diye bilinen kaptanla da yelkenli tekne transferleri yaptım ve zaman içinde yelkeni öğrendim. 
 

İkiniz nasıl tanıştınız ?
SK: Osman ile de tesadüfen Marmaris’te tanıştık. O sene kızlar takımıyla katıldığım yarışta ödül almıştık ve Osman da bir konuşma yapacaktı. Yarış sonrasında verilen After partide tanıştık ve Osman dalış eğitimi almak istediğini söyledi. Eğitimlere gelip giderken de sevgili olduk.
OA: Tabii o bir tezgahtan başka bir şey değildi. Tanışmak için öyle dedim ve eğitimlere de gittim ama Sibel ile sevgili olunca dalışı falan da bıraktım.

Ne zamandır denizlerdesiniz ?
OA: 57 doğumluyum ve 5-6 yaşlarından beri denizle iç içeyim demek ki neredeyse 50 yıldır denizlerdeyim. İlk teknem 1980 de Ayvansaray’da yaptırdığım 6 metrelik baş-kıç bir tekneydi. Adı da Poyrazdı. O tarihten beri tam 30 yıldır da teknede yaşıyorum. Öyle hafta sonları ya da akşamları dolaşmak falan değil, sürekli teknede kalıyor ara sıra eve uğruyordum. Dünya turuna çıktığım ilk teknem Uzakları da 1991 senesinde aldım. O zaman internet ve deniz dergileri yaygın olmadığı için ki sadece Yelken Dünyası vardı, tekne ilanlarına ulaşmak zor. Onun için biz de arabamıza atlayıp egede marinaları, balıkçı barınaklarını, küçük limanları dolanmaya başladık ve Uzakları Çeşme Altınyunus marinada gördük. O zaman adı Küçük Kızdı. Üzerinde satılık levhası yoktu. Aramızda ne güzel tekne keşke satılık olsa diye konuşurken yandaki balıkçı teknesinin sahibi balıkçı “her tekne satılıktır evlat” deyip bize sahibinin telefonunu ve adresini verdi. Adı Ses Hazar idi. İzmir’in önde gelen sanayicilerinden zengin bir adamdı. Kalktık gittik ve durumu anlattık. Adam önce şaşırdı ama daha sonra biraz da dünya turuna çıkacak olmamız vesilesiyle ikna olup tekneyi bize sattı. 
 

Teknenize verdiğiniz ismin hikayesini, sizin için anlamını bize anlatır mısınız?
OA: Uzaklar ismini aslında ilk eşim Zuhal verdi. Gerçi teknenin ismini değiştirmek uğursuzluk getirir derler ama bu elbette ki batıl bir itikattır. İlk teknemizi alınca bir çok isim düşündük ama içimize sinmedi. Uzaklar, İlker Köksal’ın yazdığı ve Yıldız Kenter’in oynadığı eski bir tiyatro oyunu aslında. Zuhal oyunu seyretmiş ve çok beğenmiş. Oradan esinlenerek Uzaklar olsun deyince çok beğendik ve bu ismi koyduk. Bu teknemiz Uzaklar II için ise hiç yeni bir isim düşünmedik ve sadece sonuna 2 yi ekledik. 

   
 

İlk dünya turuna çıkma fikri nasıl oluştu kafanızda?

OA: Uzun deniz yolculuklarına sevdalanmam hepimiz, tüm Türk denizcileri gibi Sadun Boro’nun meşhur kitabı Pupa Yelken’i okumakla başladı. 12 yaşındaydım okuduğumda. 3 günde bitirdiğim kitabı kapattıktan sonra kendime ben de bu seyahatin bir benzeri yapacağım dediğimi hatırlıyorum. Hani derler ya bir kitap okudum hayatım değişti diye işte aynen öyle oldu benimkisi de. Fakat bu bir çocuğun anlık merakı veya hayali gibi küllenmedi. Zaman geçtikçe arttıkça arttı. Ve bir süre sonra dayanılmaz bir hal aldı. Ve beni dünya denizlerine attı. Ama tabii bunu gerçekleştirmek için para lazımdı. Okurken dayımın yanında başladığım çalışma hayatı, iktisat ve sosyoloji okuyup tahsilimi bitirdikten sonra ev eşyaları dağıtımı yapan bir şirket kurmayla devam etti. İşler zamanla çok iyi bir noktaya geldi hatta büyüdü de şirket. Tüm Anadolu’ya da gittim defalarca. Onlarca kişinin çalıştığı bir anonim şirkete dönüştü. Ama bir süre sonra ben çok sıkıldım bu işten. Ve payımı alıp ayrıldım. Ayrıldığımda 26 yaşındaydım ama denizlere gitmek istiyordum. Zaten işi bırakır bırakmaz 6 metrelik yelkenli teknem Poyrazıma binip İstanbul’dan Akdeniz’e doğru yola çıkmaya karar verdim. Ama 80 ihtilali yıllarında yaşadığımız için liman başkanlığından bir türlü izin alamadım. Bana sürekli neden gideceksin deyip soruyorlar bir türlü çıkış izni vermiyorlardı. Araya tanıdık birilerini sokup zar zor alabildik izni. Çanakkale’de belgeleri yenilemek zorundaydım ve orada da çok uğraştırdılar, hatta haber vermişler, Bozcaada’da beni onlarca jandarma karşıladı limanda. Neyse işte, sonuçta benim bu yolculuğum Bodrum Turgutreis karakolunda son buldu. Tekneyi Turgutreis limanında bırakıp bir arkadaşımı görmeye Bodruma inmiştim. Nasıl olduysa artık arkamdan bir dolu söylentiler çıkmış. Sağcı ya da solcu bir militan olduğum, tekneyle polisten kaçtığım ve büyük ihtimalle Yunanistan’a gideceğim falan… Hatta Bodrumda çıkan bir yerel gazetede Poyraz’ın fotoğrafını gördüm. Altında kocaman “ARANIYOR” yazıyordu. Eşkalimi vermişler, tarif etmişler, yunan adalarına kaçmak üzere hazırlık içinde olabileceğimden ve muhtemel siyasi suçlu olmamdan bahsetmişler falan. Ben tabii dönünce tekneme, başında nöbet tutan iki tane jandarma beni yaka paça karakola götürdü ve sorguya aldılar saatlerce. İfade verildi, İstanbul’a soruldu. Ve ancak gece yarısı serbest bıraktılar beni. Sonra sakinleşince tüm yol boyu hiçbir yerde herhangi bir yelkenli eğitim veren bir okul olmadığını gördüğüm için Bodrum’da bir okul açmaya karar verdim. Sahili güzel, kumsalı uzun, kalabalığı olmayan Gümbet’de karar kıldım. Kalktım İzmir’de Rota teknelerinin sahibi eski yelkenci Aslan Sungur ile konuştum. Fikrimi anlattım ve çok iyi düşünmüşsün deyince başladım derslere. Okulumuza sunfish ve optimistler verdi. Daha sonra başka teknelerde ekleyip eğitimlere devam ettim. Bir süre sonra Bodrum Mavi Bar’ın sahibi Halukla ki benim Dalyan’dan arkadaşımdır, ortak olup işleri iyice büyüttük. Orada denizlerle iç içe geçirdiğim günlerde planları yapmışımdır dünya turunun.


SK: Bence insanların %90 ı dünya turuna gitmek ister. Ben de Osman;’ın ilk dünya turunu televizyonda belgesel olarak seyredenlerdenim. İlk tohumu içimi o zamanlar atmıştı. Ama biliyordum ki denizde olmak o kadar kolay değil. Denizi sevmek gerekiyor ve mücadeleden kaçınmamak. Osman birlikte gitmeyi teklif edince bu fikir kafamda daha da güçlü bir hale geldi. O an çok heyecanlandım. Ancak ben babamla yaşıyordum ve babam hem hasta hem de ben gidersem yalnız kalacaktı. Dolayısıyla ikiye bölündüm. Babamı yalnız bırakma fikri hiç hoşuma gitmiyordu. Annemi de kaybetmiştim ve babamı bırakma fikri beni korkutuyordu. Çok sancılı bir süreç başladı böylece benim için. Bir yanın gitmek istiyor diğer yanım babamı bırakamıyor. Teknenin hazırlanması 2 seneyi buldu ve inan son dakikaya kadar ben hala kararsızdım. Bir gün babam bana gidebilirsin kızım çünkü görüyorum ki bunu çok istiyorsun dedi. Ve ben nihayet gitme kararı alabildim.


 

Neden ikinci kez dünya denizlerine çıkmak istediniz ?
OA: Daha ilk dünya turunda bu seyahatin tohumları atılmıştı aklımda aslına bakarsan. İlk kızım Deniz Yeni Zelenda’da teknede doğduğunda oyalansın diye şişme bir dünya almıştık. Ve teknenin tavanın astık. Gece vardiyalarında bazen gelip kamaraya uzanırdım. Yatınca tepemde o dünya ve alt tarafındaki Horn Burnu tam başımın üzerinde sallanırdı. 2,5 yıl neredeyse her gece ona baktım ben. Ve hep kendime “ya ne ilginç bir yer burası, dünyanın sonu gibi sanki. Oraya gitmek nasıl bir şey olur acaba” diye söylendim. Çocukken okuduğum ve Jule Verne’in yazdığı Dünyanın Ucundaki Fener kitabının da etkisi vardır bu kararımda. O zaman Antartika yoktu açıkçası aklımda. O gecelerde Antartika’yı da görüyordum ama bembeyazdı ve nedense gidilesi bir yer gibi gelmedi bana. Oysa Horn burnu gerçekten de dünyanın en son noktası ve ucuydu. Yani 20 yıllık bir hayalin gerçekleşmesiydi benim için Horn Burnuna gitmek… 


 

Dünya turuna çıkarken yaptığınız hazırlıklarla Aantartikaya giderkenki hazırlıklarınız benzer mi?
OA: İlkine çıkarken gerçekten her şey ilkti. Mental durumumuz, maddi olanaklarımızın halli, tekneyi neta etmek, yola çalışmak vesaire. Zaten bildiğim kadarıyla bizden önce sadece iki Türk denizcisi vardı bu işe kalkışan. Sadun Boro açmıştı kapıyı, Haluk Karamanoğlu da geçmişti o kapıdan. Şimdi biz aynı kapıdan içeri girecek yeni denizcilerdik. Ve o yıllarda Uzaklar dünyayı dolaşan en küçük Türk teknesi olacaktı. Gerçi ben 12-13 metrelik bir tekneyle çımayı tercih ederdim ama imkanlar Uzaklarla çıkmamıza müsaitti. Ama biz elimizdeki parayla daha büyük ve rahat yabancı bayraklı bir tekne almaktansa, ufak ama Türk bayraklı bir tekne almayı tercih ettik. Çünkü dünya denizlerini dolaşırken Türk sancağıyla bunu yapmanın doğru olduğuna inanıyorduk ki hala öyle inanıyorum. Uzaklar II de bildiğin gibi Türk bayraklıdır. Bunu öyle şovence bir şeymiş gibi algılamamak lazım. Denizcilik raconu ile ilgili bir şey. Denizcinin duygularıyla ilgili. Yola çıkacak teknenin hazır olması gerekir elbet ama İstanbul-Antalya yolculuğu için nasıl bir hazırlık yapmak gerekiyorsa, dünya turu için de bir iki istisna hariç aynı hazırlığı yapmak yeterli olur. Arman ve donanımın seni Ege ve Akdeniz sularında güvenli biçimde dolaştırıyorsa dünya denizlerinde de dolaştırır. Çok abartmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Ama Antartika’ya giderken biz biraz daha ekler yapmak durumunda kaldık teknemize. Bunun sebebi de, tropical kuşağın dışındaki yüksek enlemlere gidecek olmamızdı. Orada denizlerin karakteristiği de atmosfer şartları da çok zor ve vahşi. Bu da daha güçlü bir arma, yetisi yüksek bir donanım ve iyi bir sızdırmazlık istiyor. Tabii sert soğuklarla baş edebilecek ekipmanlara da ihtiyaç duyduk. Ama ben hep mental hazırlığın tekneyi hazırlamaktan daha zor ve uzun zaman aldığını biliyorum. İlk kez karşılaşılacak çok sert koşullarda, cesareti, sabrı, sükuneti ve gücü elden bırakmamak gerek ve bu da ancak zihinsel olarak hazırlanmakla mümkün.


SK: Aslında deniz ile ilgili bir endişem yoktu. Denize aşıksın Antartika veya başka bir yer gidersin. Esas arkamda bırakacaklarımdı beni düşündüren. Çok zorlu bir seyahat geçirdik biz. Oradaki o zor şartlar, endişe ve korkular, arkanda bıraktığın sevdiklerin için endişelendiğin kadar değil. En zoru bu. Bunu yapabildikten sonra gerisi kolay. Zaten birçok insan buna cesaret edemediği için gidemiyor denizlere. Denizi seven ve bilgisi olan gider çünkü. Gidememenin nedeni başka. 


 

Ekip olarak uyumunuz ve yol arkadaşlığınız nasıldı?
OA: Bilinen bir şeydir ki, dünya turu yapacak ekip için iki seçenek vardır. Ya yalnız gidersin, ya da bir kadın bir erkek şeklinde. Bunun dışındakiler kesinlikle problem çıkarmaya müsaittir ve her zaman stres ve gerginlikler, anlaşmazlıklar ve kavgalar olur. Benim şansıma Sibel hani derler ya erek gibi kadın, işte öyle biri. İnsan zaten deniz ortamında yaşamak üzere yaratılmış bir canlı değil. İnsan karada yaşamaya uyumlu. Denize çıkınca doğal ortamına ters bir yerde buluyorsun kendini. Erkek yada kadın için şartlar aynı ama. Denizdeki bu insana yabancı ortama kadın erkekten daha zor ve uzun sürede uyum sağlayabiliyor. Kadınlar sağlamcı varlıklar. Kendilerini emniyete hissetmek ve konforlu bir hayat sürmek isterler. Deniz bunları vermez denizciye. Deniz stabil değildir, sallanır. Her an her türlü şeye başına gelebilir. Alanlar dardır ve hep bir bilinmezlik söz konusudur. Karada hüküm süren günlük hayatın pratiklerinden uzak tutar insanı ve bu kadını daha çok etkiler. Bu bakımdan Sibel’in bütün bunlardan ya hiç etkilenmemesi ya da az etkilenmesi uyum anlamında büyük bir şanstır benim için. Böyle olunca da aramızda tüm yol boyunca çok fazla sıkıntı yaşanmadı. Sibel istisnai kadınlardan birisi bence. Bir denizcinin, bir kaptanın isteyebileceği türden birisidir Sibel. Güçlüdür.


SK: Osman biraz maço bir cevap verdi gibi geliyor bana. Erkekler denizi adın olarak bellerler ve denizle arasına başkası girsin istemezler. Yol arkadaşı olsa bile. Teknelerine bile bilirsin kadın isimleri takarlar. Bir kadın denizi seviyorsa erkekten daha fazla denizci olur. Çünkü kadının yapısı denize aslında daha uyumludur. Ve kadınlar daha dirayetlidir, dayanma güçleri fazladır. Sabırlıdır ve soğuk kanlıdır kadın. Hastalığa dahi daha dayanıklıdır kadın. İki dişi daha iyi anlaşacaklarını düşünüyorum. 


 

İlk turunuzla ikincisi arasında rota hariç başkaca ne fark vardı?
OA: Deniz her yerde deniz diye bilirdim ben. Fakat bu yolculukta en majör şey güney okyanusuna açılmaktı. Orası bambaşka bir deniz. O denizler dünyası bizim pek bildiğimiz gibi değil. Bir kere çok korkutucu ve ürpertici yerler. Eski denizciler kükreyen kırklar, çığlık atan elliler ve tanrı olmayan altmışlar denir. Biz bu alt enlemlerin hepsinde seyir yaptık. Hava çok fazla soğuk. Dalgalar sürekli 12-15 metre aralığında. Fırtınanın biri bitiyor, diğeri başlıyor. Yağış hep var ve dağınık yönlerden bindiriyor. Kimsesizlik duygusu, yapayalnız kalmışlık hissi çok büyüyor insan ruhunda. Karaların o güvenlik şemsiyesi altındaki hayatı anımsadığında gerçek bir çaresizlik çıkar karşına güney denizlerinde. Tek çaren bilgi, cesaretin, aklın ve gücündür. Yani tek şansın kendinsindir. Tanrıya sürekli ve bağırarak dualar ettiğimi hatırlıyorum bazı anlarda. Manevi güç desteğine en fazla ihtiyaç duyulan yerlerdir bence bu denizler gezegende. Öyle anlar olur ki Tanrı bile buralara uğramaz dediğin olur. Öyle korkunç uğultular, öyle irkiltici dalga patlama sesleri, öyle acı arma iniltileri ve öyle şom karanlıklar olur ki, insanın bu kadar izole olabileceği başka bir yer olamaz dersin. Rüzgardan, denizden, karaları göremiyor olmaktan en fazla güney okyanuslarında korkarsın. Gündüz ürpererek seyir ettiğin şartlar gece olunca karanlıkla beraber daha da korkunç görünür gözüne.


Horn Burnunun bir özelliği de doğu batı yönünde ilerleyen dalgaların, gezegende önüne hiçbir engel çıkmadan döngüsünü sonsuz sayıda kat edebildiği bir enlem kuşağında yer alması. İngilizler buna fetch area ( kat etme alanı ) derler. Tamam 60 knot esiyor hava ama aynı zamanda dalgalar hiçbir engele rastlamadan sürekli büyüyor ve formları çok farklılaşıyor. Güney okyanusunun bu bölgesindeki fetch sahası sonsuzdur. Bu da en zor deniz şartlarını yaratır. Bir de oralarda denizcilerin serbest dalga dedikleri bir dalga formu var. Fenomenle bir dalga bu. Nadiren oluşan bir dalga bu ve diğerlerinden büyük. Şöyle düşün; 10 metrelik dalgaları karşılayıp seyrederken birden 18-19 metrelik tek bir dalga karşına çıkabiliyor. Ve hızla kırılıyor. Hatta derler ki üzerinde teknenin adı yazılı dalga seni bulursa kurtulamazsın. Şanslıydık ki üzerinde Uzaklar II yazan dalga bizi bulamadı. Eric Hiskock’un denizcilerin dini kitabı denilen Crusing under the sail adlı kitabının bir yerinde şöyle der,
“40 derece enlemlerin altına güney denizlerine inmeye niyetlenen bir teknenin mürettebatı ne kadar iyi olursa olsun, arması ve donanımı ne kadar güçlü olursa olsun bu bir cesaret işi olduğu kadar hatta daha fazla bir şans işidir.”
Yüksek enlemlerde yelkenli tekneler alabora oluyor. Adın yazılı dalga seni bulduğunda işini bitiriyor. Ve sen tüm bunları bilerek gidiyorsun. Bu gerçek bir cesaret ama şans isteyen bir şey. Uzaklar II nin doğrulma moment açısı 140 C ama devrilip düzelse bile tekne, arması hasar görüyor ve büyük ihtimalle de direği kırılıyor. Bu da sizi seyredemez hale getirip çok zor durumlarda bırakabiliyor.


SK: Ki bu yolda giderken biz çok hikaye diledik denizcilerden. Horn burnu rotasında her yıl en az iki tekne ya kayboluyor ya da batıyormuş. İstatistiksel bir bilgi bu. Hiçbir iz kalmıyormuş arkalarından. Birkaç tekne de ters dönüyor ve son anda kurtarma ekipleri tarafından kurtarılıyorlarmış. Tekneler düzelebiliyorsa düzeliyor olmazsa da genelde batıyor ama mürettebat kurtarılıyormuş. Gerçi ters dönen bir teknenin üzerine çıkıp beklemek gerekir bence. Çünkü duymuştuk 45 dakika sonra gelen bir başka dalga tekneyi düzeltmiş ve ekip toparlanıp tekneyi en yakın limana ulaştırmayı başarmışlar. Ama o devrilme anında mürettebat tekne içine sıkışabiliyor. Böyle çok ölümler de yaşanmış. Bu sene Antartika’ya giden en son teknelerin içindeydik. Ve biz henüz son etaba başlamadan 2012 yılı içinde hiç tekne kaybolmamıştı. Yani istatistiklere bakarsan biz kaybolmaya gidiyorduk bir nevi. Ushua’dan biz ayrıldık ve bizden sonra sadece bir tekne yani en son yola çıkan bizim de sahiplerini tanıdığımız bir Brezilya teknesi ki trawler tarzında bir tekneydi maalesef 50 C enlemlerde yakalandıkları bir fırtınada battılar. Şili sahil güvenlik ve acil kurtarama ekipleri kendilerini kurtardılar ama teknelerini kaybettiler. Şili kurtarma konusunda çok bilgili ve tecrübeli bir ülke. 
 

Uzaklar II nin planlanış ve yapılış öyküsü ?
OA: Dizaynı Avusturalyalı Graham Radforth’a ait. Gemi İnşaa mühendisleri bence iki çeşit. İlki salt mühendislik yapıp güzel çizim ve projelerle uğraşanlar, diğer grup ise hem bunları yapan hem de denizlerde dolaşanlar. Radforth’un bir teknesi var ve seyirler yapıyor. Bu o kadar önemli ki. Denizde dolaşıp seyir yapan plancılarla diğerleri arasında büyük farklar vardır. Ben bu ikinci gruba ait olmak şartıyla 6 aya yakın dizaynır aradım. Ve eleye eleye en son Güney Afrikalı Dudley Dix ile Avustralyalı Graham Radforth arasında kaldım. İç planlarından ziyade okyanuslara uygunluğu ve stabilite gibi başka önemli şeylere dikkat edilmiş plancıydı ikisi de. Uzun deniz ve okyanus yolculukları için tekne planladıklarından tekneleri zor şartlara dayanıklıydı. Deniz çok fazla değişkenin bir arada olduğu bir ortam ve hem dizaynır hem de bu ortamı yaşayan bir denizci olması benim için çok önemliydi. G.Radforth ile yazışmaya başladık. Ve bir süre sonra onun planında karar kıldım. Tekneyi yapacak olan ekibe ilk söylediğim şey “Gelen planlara uygun olarak tekneyi yapacağız, en ufak bir değişiklik ya da ilave istemiyorum” oldu. Ama 1 hafta sonra gelip kaynak ile ilgili değişiklik istediler. Hayır dedim. İstemeye istemeye kabul ettiler. Ama sonra ortaya çıkan gerçeklere ikan oldular. Eş dost arkadaşlar yok kamarayı büyüt, yok direği yükselt yok burayı uzat şurayı kısalt deyip durdular ama ben hiç dokundurtmadım dizayn planlarına. Birebir aynısını yaptırdım ve iyi ki de öyle yaptırmışım. Dizaynıra saygı duymak ve planlara uyarak insaa etmek benim için olmazsa olmaz.


 

Antartikaya varan iik Türk denizcisi olmak ne ifade ediyor sizin için ?

OA: Sen de denizlerde dolaşan iyi bir denizcisin yıllardır demek istediğimi çok iyi anlarsın, denizde uzun süre zaman geçirdikten sonra bir şeyi ilk defa yapmak, bir yere ilk kez gitmek gibi şeyler çok önemsiz geliyor bana. Uzun yol denizcisi böyle rekabet barındıran yelken yarışı veya ilk olma arzusu gibi şeylerden arınmış olmalıdır. Bu tip şeyler karasal düşüncelerdir bence. Denizin felsefesine aykırı gelir bana. Lüzumsuzdur bunlar bir denizci için. Zaten denizci olarak bizlerin düsturu varmak değil gitmektir sen de bilirsin. Ama tabii bugüne dek Antartika’ya neden hiçbir Türk denizcisi gitmemiş Horn Burnuna ulaşmamış bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Hakan Öge 50 mil kadar yaklaşmıştı Horn’a ama o daha kuzeyinden Beagle boğazının güzelliklerini yaşamayı tercih etmişti. Tabii o fotoğrafçı ve doğa aşığı olduğundan sanırım böyle bir tercihte bulundu. Ben açıkçası ilk kez Türkiye de yapılmış ve mürettebatı Türk olan Türk bayraklı bir teknenin Antartika’ya Türk bayrağı dikmesi de elbette çok hoşumuza gitti e gururlandırdı bizi. 


 

Tüm yolculuğu kamerayla filme alma fikri nasıl ortaya çıktı ? Belgesel yapmaya nasıl karar verdiniz ? TRTTürk ile nasıl anlaşıldı ?
OA: Yola çıkarken TRT ile anlaşmamız falan yoktu. Yanımızda sadece HD çeken bir kaliteli el kamerası vardı. Ve İlk çekimleri kendimiz için yapmaya başlamıştık. Ve uzun bir süre 2,5 yıl kadar Ushua’ya varana dek bu çekimler amatör ruhla yapıldı. Oradayken tesadüf eseri Banu Acun ile rastladık. Banu hanım 32.Gün ekibinde de yer almış iyi bir televizyon gazetecisi. İlk fikri veren odur. TRT Türk belgesel kanalının Genel Yayın Müdürü Ümit Sezgin ile iletişime geçirdi. Ardından da Uzaklar Antartika fikri ortaya çıktı. Ümit bey de denizcidir. Yolculuğun son 1 yılında proje netleşti. İlk çekimlerin amatör olması da hoşlarına gitti. Ve proje hayata geçti.
 

Oldukça fazla sayıda destekçiniz (sponsorunuz) var. Nasıl başardınız bunu?

OA: Bu gerçekten çok zor bir iş. Sponsor olacak firma kendilerinden destek isteyenlere çok ön yargılı ve mesafeli bakıyorlar. Sanki verecekleri parayı denizlerde gezip tozup harcayacağımızı düşünüyorlar. Diyorlar ki kendi kendilerine “Oh be adama bak hem bizden parayı alacak hem de yatına atlayıp Karayipler, kanaryalar, Akdeniz, atlas gezecek. Ne güzel iş.” İnan aynen böyle düşünüyorlar. Hal böyle olunca da sponsordan destek almak hele de para almak imkansıza yakın bir şey hakikaten. Bizim o web sayfasında gördüğün destekçilerin tamamına yakını ya malzeme vermişlerdir, ya poliçe yapmışlardır ya da benzer şekilde davranmışlardır. Ceplerinden para çıkmamıştır. Elbette bunlar da bir destektir ama seni denizlerde düzenli olarak yaşatmaz. Bizim ana sponsorumu ve bize belli bir para veren şirket Yüksel Holdingdir. Bu çok farklı alanlarda faaliyet gösteren bir holding ve faaliyet alanlarından birisi de denizcilik. Bu meseleye sıcak bakmalarına yol açtı. Ayrıca ortaklarından biri de benim çocukluk arkadaşım. Durum böler olunca seyahatteki her ay için belli bir miktar ödeme yapmayı kabul etiler. Yani aramızdaki eski ilişki ve hukuk sayesinde gerçekleşti. Aslında Yüksel denizciliğe yakın durduğu için belki başkası da olsaydı Horn Burnuna giden ona da destek olabilirlerdi. Benim bir başka avantajım da ilk değil ikinci kez bu işe soyunmuş olmam. İlk kez giden biri için güven ve inanç sorunu yaşar firmalar. Bizde bu yaşanmadı. Teknenin ana sponsoru da Marmaris Deniz Ticaret Odasıdır. Uzaklar II yi bu şekilde yaptırdık. O zamanki başkanı Cengiz Kaptanoğlu denize çok meraklı ve bu tip yolculukları çok önemseyen birisiydi ve ikna oldu bu işe ve kabul edip yaptılar teknemizi. Tabi tüm bu sponsorlular Horn Burnuna gidene dek söz konusuydu. Oysa Antartika hesapta yoktu ve hem Antartika’ya gitmek hem de dönüş yolunu kat etmek için sponsorsuz kalmıştık. TRT Türk televizyon kanalı çoklukla Ümit Sezgin sayesinde belgeseli yayınlayarak ve bölüm başına belli bir miktar ödeme yaparak dönüş için gerekli katkıyı sağladılar.

Bu farklı rotada en zorlandığınız an hangisiydi ?
OA: Güney Okyanusunda 50 derece enlemlerinde Arjantin Uruguay arasında seyirdeyken bumba istem dışı kavança oldu ve bumba ucuna asılı tuz, nem ve güneşten çok sertleşmiş adeta taş gibi olmuş halatların ucun Sibel’in sol gözünün 3 cm. kadar altının 2,5 santim kadar açılmasına neden oldu. Ben dümendeydim ve aniden bir ahh sesi duydum. Bir döndüm eli yüzünde ve kanlar akıyor. Yaralanmış ve eti ayrılmış. Onu o halde görünce çaresizlik, korku, pişmanlık ne kadar kötü duygu varsa hepsine büründüm bir anda. En yakın liman bulunduğumuz noktaya günlerce seyir uzaklığında, ertesi gün çok kötü bir güneyli hava geliyor ve akşam olup hava kararmak üzere… Gerçekten çok kötü duygular içinde kaldım. Ne yapıyorum burada ne arıyorum gibi sorular sormadım değil kendime. Çünkü kendine değil de ekibindeki birine bir şey olunca sorumluluk duygusu çok daha ağır oluyor. Kısa sürede kendimi toparlayıp dikmeye karar verdim yarayı. Teknede ik yardım seti vardı ve yola çımadan bu tip eğitimleri almıştık. Ancak yara göze o kadar yakındı ki o sallantı da ve tekne yalpalara düşerken göze zarar verebileceğimi düşünerek vaz geçtim. Fakat bir şey yapmak zorundaydım ve steril strip bandı vardı teknede. Bunun içinde ince ve mukavim bir tel vardır. Bandı yapıştırıyorsun yaraya ve o teli bükerek yarayı kapatıp sıkıştırıyorsun. Bir nevi dikiş gibi oluyor yani.


SK: Bu olay evet zor bir şeydi belki ama sonuçta fiziksel bir meseleydi ve geçti gitti diye düşünüyorum. Oysa ben ne yazık ki bu yolculukta babamı kaybettim. Bunu yaşamak en zoruydu benim için. Ve asla unutulmayacak bir şey bu. Yolculuğun ilk yılının sonunda kaybettim babamı. 2 kez turu yarıda bırakıp Türkiye’ye döndüm. Babamı bırakıp yola çıkmanın verdiği vicdan azabı ve babamı bir daha göremeyecek olmak benim için unutulmaz bir acıdır.


 

Denize dair yeni trendler, moda ve gözde destinasyonlar ve organizasyonları medyada nerelerden takip ediyorsunuz ? İnternetteki denizcilik sitelerini takip ediyor musunuz?

OA: Yoldayken dört yıl boyunca maalesef pek takip edemedik. Çok nadiren internetten bazı şeyleri takip edebildik sadece. Ama genel olarak tüm çıkan hem yerli hem de yabancı denizcilik dergilerini takip etmeye çalışıyoruz. İlk ve en eski deniz dergisi olan Yelken Dünyası da öteden beri takip ettiğim dergidir. İnternette ise   www.denizlerden.com’u  ve  www.turksail.com’u takip ediyorum sürekli.


Dünya turu bitti. Şimdi ne yapacaksınız ?
OA: Valla önce uzunca bir süre dinleneceğiz. Dönüş yolculuğumuz neredeyse durmadan 4 ayda gerçekleşti. Hatta 53 günlük durmaksızın gece gündüz yaptığımız bir okyanus etabımız da var ki gerçekten çok yordu. Hem bedenen ama esas zihnen çok yordu bizi. Döndükten sonra bir ay geçmesine rağmen, davetler, canlı yayınlar, İstanbul’daki davetler, röportajlar, televizyon programları, ziyaretimize gelenler derken henüz dinlenmeye başlayamadık bile. Tabi bunları yapmak durumundaydık çünkü sponsorlar bir yola çıkarken bir de döndüğünüzde kendi markalarını basında gösterip duyurabiliyorlar ancak. Yolculukta bu o kadar ön plana çıkmıyor çünkü. Bunun dışında yolculuğun kitabını da pek fazla bekletmeden yazacağım. Önümüzdeki günlerde başlayacağım yazmaya.
SK: O kadar yoruldum ki ben, hem duygusal hem fiziksel olarak. Hele dönüş. 3,5 yılda gittiğimiz yolu sadece 4 ayda geldik. Bu inanılmaz bir performans ve bir ara 15-16 gün sürekli fırtına esti ve içinde kaldık. Tüm bunlar çok yordu beni. Şimdi yat turizmi yapmak ve uzun uzun yatarak dinlenmeyi düşünüyorum. Bir de Osman’ın yazdığı kitap haricinde ben de bir kitap yazacağım. Çok fazla notum var ve kadın gözüyle bunları yazmak istiyorum.


 

Üçüncü kez gidecek misiniz denizlere?
OA: Şimdi yeni seyrimiz Gökova artık. Ege’nin denizlerine kıracağız dümenimizi biraz. Çok özledik. Çok hasretiz ve başka bir şey düşünecek durumda değiliz henüz.
SK: Başta Gökova’yı ve Türk denizlerini, ve Egeyi çok özledik, burnumuzda tütüyor… Sonrasında da gitmekten ziyade teknede yaşamayı arzu ediyorum.

Dünya turu yapmayı planlayan denizcilere ne söylemek istersiniz ?
OA: Bir çok kişi şayet bir teknesi varsa öyle ya da böyle dünya turuna çıkar bence. Zaten sorsan başta denizciler ama neredeyse herkes dünya turuna çıkmayı ister. Esas mesele kurulu düzenden kopmayı başarıp başaramamaktır. Bu alışkanlıklar manzumesi denizlere çıkmak ve orada yaşamak isteyen adamın önündeki en büyük engeldir. Alışkanlık anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir. Çok insan çıkmak istiyorum ama der. Ama dersen aslan yapamazsın. Mazeretler içinde boğulup durusun ve hiçbir zaman çıkamazsın yola. Bu böyledir. Ufak ya da büyük yüzlerce alışkanlıklarından kurtulmak zorundadır denize kendini atmak isteyen adam. Kapıcının sabah kapıya bıraktığı ekmek bile önemlidir bazıları için. Onlar asla gidemezler. Yola çıkmanın en zor anı koltuk halatlarını çözme anıdır. Aslında o an, tüm bu alışkanlıklarını fırlatıp atma, düzenini terk etme, bir vaz geçme anıdır. Yoksa teknem küçük, param az, deneyimim yetersiz, ekipmanım tam değil falan hepsi hikayedir, bahanedir. Yeterince istek, denize aşk ve biraz cesaret gerekir bunun için. Psikolojide vardır ya akla uydurmak diye bir şey. Yapmak istersin ama hemen bir mazeret bulursun ve kendini rahatlatırsın ama bu arzu içinde patlar ve yanar. İçinde asla sönmez. İşte ondan kurtulamazsın. Tavsiyem budur. Mazeretleri öldürsünler. Denizde yaşamaya kafa ve ruhsal olarak hazır olmayan biri denize asla gitmesin derim. Denize çıkmayı düşünen biri varmayı düşünüyorsa bu olmaz. Gitmeyi düşünmeli. O zaman olur. Bir de çok önemli bir husus var o da şudur ki; Bir teknenin mutfağı çalışmıyorsa o denizci teknesinde yaşayamaz. Bu olmazsa olmaz bir koşuldur denizde ve teknede yaşamak için. Son olarak da denizci adam teknesinin bakımını, tamirini kendi yapar. Yapamıyorsa çok zorlanır. Bunu da dikkate almaları şarttır.

SK: Denizi gerçekten seviyorlarsa ve sürekli teknede yaşamayı başarabiliyorlarsa bunu yapmaya kalkışsınlar. Yoksa sapsarı güneş, masmavi denizler, yelkenler beyaz biz kelebek gidiyoruz değil. Kitaplarda genelde güzel tarafları yazılır seyahatlerin ama çok zor tarafları da vardır ve bunları aşmak için gerçek bir deniz aşkı gerekir. Yoksa olmaz. Gecesi var, fırtınası var, arızası var, hastalığı ve yalnızlığı var. Onun için deniz hayatı da kara hayatı gibi iyisi ve kötüsü olan bir şeydir. Bunun farkında olmayan birisi için çok zor bir şeydir dünya turuna çıkmak. Ruhen de denizci olmaları gerekir diye düşünüyorum.

 

İlk tekneniz Uzaklar’ı neden Koç Müzesi’ne verdiniz ?

OA: Aslında Uzaklar’ı önce Deniz Müzesi’ne verdik. İlk dünya turundan döndükten sonra Rahmi Koç aradı. Aklımızda o zamanlar teknemizi müzeye bağışlamak gibi bir fikrimiz yoktu. Koç Müzesi kuruluyordu ve teknemizi oraya koymak istiyorlardı. Gerçi Uzaklar çok insana sembol olmuş, sanki kamuya mal olmuş bir tekneydi. Bu fikri aklımıza Rahmi Koç soktu ve karşılığında bir charter teknesi vermeyi vaat etti ama biz Deniz Müzesi’ni tercih ettik. Çünkü o toprak Barbaros Hayrettin’e aittir. Önü İstanbul Boğazıdır. Oraları hep yosun ve iyot kokar. Deniz eser oraları. Denizlere açılan tekneler müzenin önünden geçer gider. Çok denizci bir yerdi bizce. Uzaklar’ın bulunmaktan çok mutlu olacağını hissettiğimiz bir yerdi bize çok cazip geldi ve orayı tercih ettik. Ama sonra depremden etkilendi müze ve yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilince biz de Koç Müzesi’ne verdik. Uzaklar hala orada sergilenmektedir.

 

Röportaj ve resimler : CENK SAHIN
 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri