Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Bekir Çoşkun ve PAKO

BEKİR COŞKUN                                      PAKO

 

GİRİŞ:

Denizi mavi elbiseli köpük köpük beyaz sakallı bir filozof olarak tarifleyen ve her gün ondan bir şey öğrendiğini söyleyen bir büyük denizci bir büyük yazar ama ilk önce bir büyük insan Bekir Coşkun bu ayki konuğumuz. Ülkesini de hayvanları da denizler kadar çok seven bir gönül insanı.

Gazeteciliği onurumuz, denizciliği heyecanımız, hayvan sevgisi gururumuz bir Urfalı o. Eşi Andree Coşkun ile hayatı paylaşan ve örnek olacak kadar bilinen bir eş aynı zamanda. Ayvalığı mesken tutmuş, teknesi Pako ile bütünleşmiş biri. Dergimizin kurucusu Mesut Baranla tanışmasını “Denizle ilgili bir dergi, Yelken Dünyası’nı çıkartarak ve bunu bunca yıl yaşatmayı başararak Türk denizciliğine bana göre en büyük hizmeti ve desteği veren adamla tanışmaktan onur duydum.” diye açıklayan bir deniz sevdalısı.

Çocuk yaşta evdeki tek denizcilikle ilgili fotoroman sayesinde Harran ovasının orta yerinde okyanuslara açılma hayali kuran bir büyük hayalperest. “Her şey hayal etmekle başlar” sözünü şiar edinmiş 12 ay her gün kah bizzat kah hayallerinde kah rüyalarında teknesinde yaşayan bir insan.

Yeni ailesi Haber Türk’ün Ankara’daki merkezindeki ofisinde yaparken röportajımızı bitsin istemedik.

Her gün onun yazılarını okuyup yüreğine su serpenler, Bekir Coşkun’un Pako’sundan saçılan serin serpintilere göz atmak için buyurun aşağıya.

 

 

 

 

 

 

 

Denize ve tekne sevdanız nasıl başladı?

60 lı yıllarda ben ortaokuldayken bir Urfalı Türkiye yüzme şampiyonasında birinci olmuştu. Basında kimse inanamamış deniz olmayan Urfa’dan nasıl yüzücü çıkar diye hayret edilmişti. Hatta Ankara’dan bir heyet sırf bu iş için Urfa’ya geldi ki doğrumudur, çocuk Urfalımıdır diye. Balıklı gölü görünce de tamam burada göl var o zaman yüzme öğrenilebilir diyerek onay vermişlerdi. Deniz bendeki ilk ateşli sevdamdır. O zamanki iktidarla pek iyi geçinmeyen bir muhalif nahiye müdürüydü babam. Atatürkçü, CHP’li ve laikliğe gönülden inanmış bir adamdı. Harran ovasına giderdik ara sıra. Evde tek bir çizgi roman kitabımız vardı. Sadece bir tek resimli kitap. Yelkenli bir tekne ile denizlere açılan bir aileyi anlatan bir çizgi roman. 4 kişilik bir ailenin tekneleri bir süre sonra arızalanıyor ve akabinde batıyor ve bunlar bir ıssız adaya sığınıyorlar. Teknede adanın kumsalına vuruyor ve tekneyi onarmaya çabalıyorlar ailece. Ben o fotoromanı onlarca defa okurdum okurdum. Yalnız kış gelince sobayı her tutuşturduğumuzda evdeki tek derginin bir sayfası koparılır ve soba yakılırdı. Yavaş yavaş o dergi erimekteydi yani. Bir süre bu böyle sürdü gitti. Sonunda bir gün o güzelim dergiden sadece tek sayfa kaldığını gördüm. O sayfada da Baba ile oğul tamiratı bitirmeye çalışırken Anne ile kızda onlara yardım ediyor. Ve hikaye böyle bitiyordu. Yani dergiyi hazırlayanlar maceranın sonunu okuyucusunun hayal dünyasına bırakmışlardı. Ben de bu hikayenin sonunu getirmek için denizlere müthiş bir tutku ve ilgiyle bağlandım çocuk yaşımda. Ama gel gör ki bu merak ve tutkunun yaşandığı yer henüz GAP yada başka bir barajın olmadığı koca Harran Ovası. Ne bir göl ne de bir su kenarı var. Hatta köylüler su ihtiyacını 60-70 metrelerdeki kuyulardan sarımsı ve içinde böcek bacakları olan sularla karşılıyorlar ancak. Bu suyu biz dahil herkes tülbentlerden süzerek içerdi. Su işte böyle zor ulaşılan bir şeydi çocukluğumun Urfasında.  Hayallerim böyle başladı. Ben hayallere tıpkı mühendislerin aydıngerlere çizdiği projeler gibi bakarım. Hayal etmek yaşamın taslağıdır. Hayatın projesini çizer ve geliştirirsiniz aklınızda ve yüreğinizde önce. Yani önce hayal ederiz. Sonra kalem, cetvel ve pergel yardımı ile onu çizer ortaya çıkarırız. Bireysel hayallerimiz olduğu gibi kolektif hayallerimiz de vardır. İnsanoğlu milyonlarca yıl seyrettikten sonra bir gün oraya varma hayali kurmuş ve 1969 da ben üniversitede öğrenciyken Ay’a gidilmiştir. O günlerde evlerde televizyon yoktu. Ben bir mağazanın vitrininde duran televizyondan görmüştüm Ay’a gidildiğinin görüntülerini. Demek istediğim hayaller müthiş şeylerdir. Sizin derginizin en sevdiğim tarafı biz okuyuculara biraz da hayal satmanızdır. Derginizde çıkan bazı yazıları okuduğumda hayal gücüm gelişir, farklı hayallere dalar giderim. Başta yazarlarınız, resimleriniz ve çizimleriniz ve sunduğunuz dünyanın dört köşesine ait resimler hem bana ufuk açar hem de onlarca hayal malzemesi verir. Ben bir deniz hayali kuracaksam o hayalin içindeki tekneyi sizin resimlerinizden, yeri fotoğraflarınızdan alırım. Hikayeleriniz de esin kaynağım olurlar.

Biliyor musunuz derginizin kurucu Mesut Baranla tanıştığımda ona “Yelken Dünyası dergisini çıkartarak ve bunu bunca yıl yaşatmayı başararak Türk denizciliğine bana göre en büyük hizmeti ve desteği veren adamla tanışmaktan onur duyuyorum” demiştim. Yelken Dünyası’nın özellikle son -1 yıldır, gerek grafik tasarımı gerek yazarlarının kalitesi ve çeşitliliği ve gerekse de içerik ve nitelik zenginliği açısından çok aşama kaydettiğini düşünüyorum. Dergideki konular ve özellikle hikayeler gittikçe daha güzel ve merak uyandıran noktaya geldi. Bu da benim okuma şevkimi ve heyecanımı arttırıyor.

 

 

 

 

 

 

 Teknenize verdiğiniz  ismin hikayesini, anlamını bize anlatır mısınız ?                                                                                                                                                  Pako biliyorsun benim köpeğimdi. Dünya medyasında ilk kez olan bir şey olmaya, Pako Hürriyette ilk yazılarını yazmaya başladığında Andree ile ikimizin bir hayali vardı. Kapsamlı bir doğa belgeseli yapmak. Andree’nin anlatıcı olacağı bazen ormanlarda bazen denizlerde bazen dağlarda bir belgesel olacaktı. Karadaki çekimler için ben gittim güzel bir karavan aldım. Ve ona Pako adını koydum. İnsan karavana ad koyar mı? Ben koydum işte. Sonra deniz için alacağımız tekneye ve gereken diğer tüm araçlara Pako-2 Pako-3 gibi isimler koyacaktık. Pako ölünce bu isim bizimle bütünleşti. Hala onu unutmadık ve unutmayacağız elbette. Teknemizin adı da böylece Pako oldu.

 

Sizin motoryattan yelkenliye geçme fikriniz olduğunu biliyoruz. Var mı bir gelişme?

Benim evim Ayvalık Cunda adasında. Motoryattan yelkenliye geçme düşüncem var doğru lakin iki ciddi sorunum var. İlki ana karayı adaya bağlayan bir köprümüz vardır bizim. Yelkenli alırsam teknenin direğinden ötürü bu köprünün altından geçemeyecek. İkincisi de bizim evin önündeki koyda duruyor yazları Pako. Yelkenlinin salması yüzünden o koya da sokamayacağım. Ama Ayvalığın Edremit yönüne açılan o koyları ve irili ufaklı adaları çok güzeldir ve bizim evimiz de orada.  Bu nedenlerden ötürü yelkenli alma fikrini öteleyip duruyorum.

Bu kaçıncı tekneniz ?    

 Ufak sandal ve kayıkları sayarsak belki yirminci teknem . Ama 10 metre civarı içinde yaşanabilecek teknelerse bahis Pako benim dördüncü teknemdir.

Tekneniz genellikle nerede duruyor ?     

Kışın genellikle Ayvalık Setur marinada karada duruyor. Yazları ise evimin bulunduğu koydaki tonozda tutuyorum Pako’yu. Koy sadece Poyraz’a açıktır. Yazları Poyraz bizim koyda çok dalga yapamadığı için sorun olmuyor. Esas sorun bazen tonoz kıyıya doğru yürür. Kaçak bir tonozumuz var yani. Ama geçen yaz kadim dostum Metin Sertoğlu ile beraber tonoza 45 derece açılarla 100 er metre ötesine 2 adet eski gemi demiri artıp onları da tonoza bağladık ki tonoz bir yere kaçmasın. Yani tonozu tonoza bağlamış olduk. Urfa tipi denizcilik böyle oluyor işte. Bir de Motoryat biraz araba gibidir. Biner binmez hemen bir yerlere gidebilirsiniz. Ayrıca hızlıdır da. Benim günlük gezi zamanlarımı kısıtlı. Gitmek istediğim yere eş dost hemen varmak ve orayı yaşamak isterim. Keza dönerken de bir an önce eve varmak elzemdir Andree ve benim için. Ama yelkenli hem seyir öncesi hazırlık ister hem de aheste ve sakin seyirlerin teknesidir. Yazları Cundadayken sabah kalkış, kahvaltı vesaire derken öğlen olur ve ben yazımı yazmak üzere masama otururum. Yazı takribi 2-3 gibi biter. O saatten sonra günün en keyifli saatleri başlar ama hava kararana dek zaman kısıtlıdır. Yelkenli ile denize açılıp geri dönmek için çok dar bir zamandır. Birazda bu sebeplerden dolayı Motoryatı tercih ediyorum.

Siz yıllardır yazıları ile hayatını kazanan ve isim yapan birisiniz. Denizlerde olmak teknede vakit geçirmek yazı hayatınıza nasıl etki ediyor ?           Cundada çok eski tarihi bir balıkçı kahvesi vardır. Ara sıra oraya gidip oturur çay kahve içer çarşı eşrafıyla laflarız. Bir gün kahvenin müdavimlerinden doğma büyüme Ayvalıklı görmüş geçirmiş yaşlı bir balıkçıyla sohbet ederken bana dedi ki  “ Bekir bey ben sizin yazılarınızı onca yıldır okurdum ve sizi aklı başında bir adam sanırdım. Ama bakıyorum ki siz pek de öyle görünmüyorsunuz”  “Niye?” diye karşılık verince, “Siz koca bir tekne almışsınız. Bütün sene karada öylece duruyor sonra gelip 1,2 ay o da ara sıra biniyorsunuz ve dünya masrafı yapıyorsunuz” “E peki senin teknen yok mu?” diye sorunca da bana “ Var ama ben en az 7-8 ay tekne üzerinde denizlerdeyim” dedi.  “Azmış” dedim.” Ben Pako’ya 12 ay her gün biniyorum, geceler de dahil.” deyince şöyle bir durup yüzüme baktı “ Nasıl yani?” deyince açıkladım. “Bu hayal gücüdür. Yazar çizerlerin hayal dünyası bu denli güçlüdür. Bizler sadece ülkemizi kurtarmakla ya da daha iyiye yönelmesine çabalamakla Başbakanlarla, Cumhurbaşkanlarıyla  kavga etmekle kalmayız, geriye kalan zamanlarımızda hayal dünyalarımızda yolculuklar yaparız. Ben Pako’yu alırken aslında bir hayal satın aldım. Beni hayaller dünyasında gezdirecek diye. Hatta gece yeni sezona hazırlarken teknemi boyanın rengi istediğim gibi olmadı ya da küpeşte için kestiğim tahtanın boyu kısa kaldı diye sinirlenip yataktan kalkmışlığım bile vardır. İşte Pako böyle bir şeydir benim için. Ve bu çok iyi bir şeydir. İnsanoğlunun zaman zaman sığındığı bir kuytu limandır hayaller.” Sonra kahvesinden bir yudum höpürdetip sırtıma vurdu birkaç kez. Ne demek istediğimi anlamıştı sanırım. Sonuçta tekne benim hayal dünyamın en önemli parçasıdır. Ve ben önce hayal eder sonra kaleme alırım yazılarımı.

 

Teknenizle beraber yaşadığınız  güzel anlardan  bir tanesi?                                

Ayvalıkta ilk sezonumuzda daha ben o denizlere yabancıyken bir gün hava kararmış biz dönüşe geç çıkınca zifir karanlığa kalmıştık. Midilli civarından eve dönerken bizim koya yaklaştığımızı düşündüğümüz bir anda şehrin bütün ışıkları aniden kesildi. Tek bir lamba bile yanmıyordu ve hava da bulutlu olduğu için tam bir karanlığın ortasında bıraktı bizi. Öyle olunca ben rotayı bulamamaya başladım. Teknede telsiz yok o zamanlar cep telefonu da yok. Kaybolduğumuz kesin gibiydi çünkü yön tayini yapamaz hale gelmiştik. Ya rüzgar artarsa ne yaparız ya da havai fişek atıp yardım mı istesek diye düşünürken aniden şehir ışıkları belirdi topluca. Bir baktık bizim tonoza 30 metre mesafedeyiz. Meğer bir tepeciğin önünden geçiyormuşuz. Ama o zifir karanlıkta algılayamamışız.

Onunla başınızdan geçen keyif kaçıran bir olay?  

Valla kötü şey derken zor durumda kaldığımız bir seyir vardır. Yine Metin Sertoğlu ile Kemer’den Cundaya 6 gün süren bir seyirdeydik. Çeşme ile Sakız arasındaki boğazda hava birden bindirdi. Motorlardan birisi arıza yapıp sustu. Sonra baktık yakıt bitmek üzere. Yakıtı tamamlamayı unutmuşuz. Rüzgar delirdi. Estikçe esiyor. Bir süre sonra diğer motorda tekleyince rüzgar ve dalgalar bizi Sakıza sürüklemeye başladı. Yanımızda bırakın Yunan vizesini pasaport dahi yoktu. Hatta nakit para bile yoktu yanımızda. Tekne sürüklenmekte ve biz ikimiz çaresizce olacakları beklemekteydik. Halimiz içler acısıydı. Sakız adası karasına yaklaşınca Türk bayrağını indirmek zorunda olduğumuzu düşündük Metin ile. Benim için Türk de bir Yunan da. O ayrı mesele. Ama Türk bayrağını indirmek zorunda kalışımız benim çok zoruma gitmiştir. Hele bir de göndere Yunan bayrağı takınca moralim hepten bozulmuştu. Sonra neyse zar zor Sakız limanına bağlandık. Başka bir sorunumuz daha vardı. O da teknede açılamayan bir kasa vardı. Çünkü ne benim tekneyi aldığım adam ne de ben şifresini bilmiyorduk kasanın. Gerek de duymadım çünkü kullanmıyordum hiç. Metin in de ruhsatlı bir tabancası vardı. Dedim “At bunu Metin denize de kurtulalım yoksa sorun çıkartacaklar.” O da “Ya Bekir, hem tabancamın çeliği özel hem de hatırası vardır, atamam” dedi. Motorlar arızalı, mazot yok, pasaport yok beş paramız yok, kasayı açamaz haldeyiz bir de tabancamız var. Üstelik kimlik olarak yanımıza sarı basın kartlarımızı almışız sadece. Yunanlılar Kardak krizinden bu yana Türk gazetecileri Ege adalarında görmekten hiç hoşlanmazlar, bunu da biliyoruz. Bunca problem taşıyan bir tekne için limanda başladım kuytu bir yer aramaya. Tam “Hah buldum” deyip bağlandım bir köşeye, bir de kafamı kaldırdım Sahil Güvenlik. Yanı da Gümrük Muhafaza. Bu kadar olur yani. Bu halde başladık beklemeye. Ve Yunan gümrüğünden gelenler bize gerçekten detaylarını vermek istemediğim kadar çok kötü muamele yaptılar. Halimizden hiç anlamadılar. Zar zor kendimizi ifade ettik. Bu seferde aramaya kalktılar tekneyi. Bunun üzerine siz aramayın biz de karaya çıkmayalım teklifini getirdik. Bir nevi sarı bayrak karantina uygulaması gibi yani. Nasıl olduysa “Mazotunuzu alın ve hemen burayı terk edin” diyerek kabul ettiler. Yarım saate kalmadı mazot doldurup terk ettik Sakızı. Aklıma şu soru geldi sonra “Ben Al sancağımı gönderden indirdim diye üzülüp sıkılırken, bu ülkenin çok varlıklı, zengin ileri gelen insanları nasıl oluyor da birkaç milyon dolar verdikleri teknelerine yabancı bayrak çekebiliyorlar? Anlamak mümkün gözükmüyor benim için.”

En sevdiğiniz özelliği ?            

Pako’nun en sevdiğim tarafı sürekli üzerinde bir iş yapma şansımın olmasıdır. Çünkü her tarafı her an bozulabilen bir teknedir Pako. 1986 modeldir. Ben teknemle uğraşmayı orasını burasını tamir etmeyi, cihazların ve sistemlerin yerlerini değiştirmeyi, ahşabı ile ilgilenmeyi çok severim. Mesela bütün ahşap oturma grubu ve diğer mobilyalarının kapıları dahil tamamını ben yapıp eskileri ile değiştirdim. O yüzden Pako bana bu imkanı fazlasıyla veriyor. Müteşekkirim yani ona.

Hiç sevmediğiniz tarafı nedir? 

Sevmediğim tarafı da bazen bana kötü sürprizler yapması. Denizin ortasında bazen hava bindirmeden kaçmak istersiniz ya, işte o zaman Pako’nun inadı tutar ve gitmez. Muhakkak bir yeri arızalanır. Bu tatsız sürprizler bazen zorlayıcı olabiliyor.

İşleri ve bakımı ile kendiniz mi ilgilenirsiniz?  

Hem de tümüyle. Zehirlisini nadiren ustalara yaptırırım ama diğer işlere neredeyse kimsenin eli değmez. Denizcilik hobimdir ve çok önemlidir bu bakım ve tamirat işleri benim için.

Denizi olmayan bir yerde Ankara’da yaşıyorsunuz. Bir denizci olarak bunun zorluklarından dem vursak biraz?

Ben yıllık izinlerimi toplar bir seferde kullanırım. O vakti de Cunda ‘da geçirir ve hem Pako ile hem de denizle iç içe yaşarım. Hatta bazı yazlar bilgisayarın olanaklarını kullanarak daha da uzun süreli kaldığımız olmuştur. Haber Türk’ün online sistemi çok hızlı ve gazete baskıdayken bile  müdahale edebileceğiniz türden. Bu bakımdan yazılarımı gönderebiliyor ve problemsiz çalışma ortamı elde edebiliyorum Cunda da.

Siz Türkiye’nin belki de en büyük hayvan dostu insanısınız. Pako’nun kaybından sonra teknenizde ve evinizde yeni hayvanlara yer açıldı mı?

Gorbi oldu daha sonra. Çok denizci bir köpekti Gorbi. Teknede çok mutlu olurdu. Şimdilerde de yavruyken yanımıza aldığımız Postal var. Kırma bir av köpeği. Biz ona ayakları çok büyük olduğu için bu adı öngörmüştük ama malum çevre, sahibinin darbe sevdasından ötürü bu adı verdiğimizi yazıyor ve daha da acısı öyle sanıyor. Komik tabii. Postalda yavaş yavaş denize ısınıyor. 2010 yazında Postal ile seyirler planlıyoruz. O da denizci olacak. Bizim Andree ile hayatımızda insan dışı bir canlı her dönem olmuştur. Hatta bir ara Çekirge bile beslediğimiz olmuştu. Tekneye giren ve gitmeyen çekirgelere özel kutular yapmış ve marulla beslemiştik. Karaya çıktığımızda da salıp vedalaşmıştık. Biz böyleyiz. Hayvanlarla dostuz hep.

Onunla  gittiğiniz en uzak rota ?

Pako’yu Kaş’tan kıyı kıyı gezerek ve Akdeniz ile Güney Ege’nin tadını çıkararak aheste aheste Ayvalığa getirme dışında zamansızlıktan öyle uzak rotalara gitmedik hiç. Akçakoca, Altınoluk ancak gidebildiğimiz rotalar. Belki bu yaz İstanbul’a gideriz.

Yakalanılan zor bir fırtına hikayeniz var mı? 

Motoryat tabii yelkenli değil. Fırtınadan da öncesindeki fırtınayı işaret eden kötü havadan da hemen kaçabiliyorsunuz. Biz bir de yakın civarda olduğumuzdan öyle büyük fırtınalar atlatmadık hiç. Bir keresinde baktım tüm balıkçılar apar topar karaya kaçışıyorlar. Bana dediler “Abi neden kaçmıyorsun bindirdikçe bindiriyor görmüyor musun?” Ama motor yatta bunu çok hissetmiyorsunuz. Ben mesela o havanın fırtına sınırında estiğini denizin dalga yaptığını pek hissetmemiştim. Zaten 170 BG çift motora yüklenince hızla kaçıp sığındık limana. Bir de Fethiye açıklarında açık denizde yine Metin Sertoğlu ile sağlam bir fırtınaya yakalanmıştık. Ancak bir adanın kuytusuna saklanarak atlatabilmiştik o günü. Zaten bir şey diyeyim sana Motor yat sahiplerinin %95 i rüzgar ve fırtınadan tırstıkları için yelkenli alamazlar. Kuzucuklar denizde belirince tedirginleşir, kuzucuklar deveciklere dönüşünce korkuları depreşir ve hemen hepsi mortolara tam yol verip kaçarlar. Oysa yelkenciler cesur adamlardır. Onlar doğanın o muhteşem gücü ile sınırlarını bilerek ve saygıda kusur etmeyerek boğuşma yetisinde ve cesaretinde insanlardır. Tabiatın gücünü yetileri ve bilgileri ile kendi lehlerine çevirme yetenekleri beni hep etkilemiş zaman zaman büyülemiştir. Ben oldum olası yelkencilere imrenirim. Gıpta ile bakarım o güzel denizci insanlara.

Neden bu tip bir tekne seçtiniz ?    

Çünkü param o kadardı. Seçeneğim yoktu. 1986 model ve 10,5 m ye ancak yetti. Ama memnunum teknemden. Bize yetiyor. O da aileden artık.

Andree hanımın denize, tekneye ve denizciliğe bakışı nasıl? Deniz hayatını sizinle paylaşıyor mu?

İnsanlar kadın yada erkek ister evli olsun ister sevgili isterse birlikte yaşasın aralarındaki ilişkiyi bir dostluk çerçevesine oturtabiliyorlarsa onun içine her şeyi sığdırabilirler. Sevgiyi, arkadaşlığı, evliliği, denizi paylaşmayı.  Ama çerçeveyi salt evlilik olarak kurarsanız her şeyi içine sığdıramazsanız. Dostluk sığmaz mesela. Hayatı paylaşmakta zorlaşır. Biz Andree ile önce dostuz. Bu yüzden bunca yıldır sevdamız hiç eskimedi. Ben hala dün tanışmışız gibi giderim eve. Her eve gidişim her akşam yeniden buluşmamız büyük bir heyecandır bizim için. El ele verince bu büyük gücümüzü hep hissederiz. Ayrıca Andree ile bir şeyleri paylaşıyor olmak da olağanüstüdür zaten. Andree çok merhametli, çok dürüst, çok doğal, zeki ve donanımlı bir kadındır. Karadaki sevdamızı denizlere taşımaktan da çok büyük keyif alırız. Denizlere bakarken onun felsefesini kavramadıysanız denizciliğin tekne sahibi olmanın denizlerde dolaşmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bakın suyun bir kaldırma gücü vardır. Su bu gücü bir nedenle kaybederse tekne batmaya mahkumdur. İyi bir kaptanın denizcilik bilgisi azsa sonu felaket olacaktır. Bizim için, çalıştığımız firmalar için, ailemiz için, şehrimiz ve ülkemiz için sonuçta içinde yaşadığımız dünyamız için ders çıkartılacak çok şey vardır denizlerde. Deniz felsefesini esen rüzgarı ile, sahile vuran dalgaları ile, birbirinden güzel renkleri ve berraklığı ile, beyaz köpükleri ile anlatır. Deniz maviler giymiş beyaz saçlı ve sakalı bir büyük filozoftur. Tabii anlayana. Onu anlamaya ve öğrenmeye çalışmalıyız bir hayat boyu. Bir akşam eve gittiğinizde başarısız ve moralsiz bir günün sonunda evinizi bir liman gibi görüp orada ikmal yapabiliyorsanız eksik gediklerinizi giderebiliyorsanız denizden bir şeyler öğrenmişsiniz demektir. İyi denizci her limanda eksiğini gideren, gediğini onaran o günkü seyirden ders çıkarabilen adamdır. Hayatta da aldığımız her yol, yaptığımız her seyir sonunda onarabildiğimiz ve eksikliğimizi giderebildiğimiz ölçüde yol alırız ancak.

 

Ayrı kaldığınızda teknenize olan özleminiz?  

Kışın ayrı kalınca ben Ankara’da evimizin altındaki atölyede Pako’nun eksiklerini ve ihtiyaçlarını karşılamakla uğraşırım. Sinyal bayraklarının ve havai fişeklerin kutularını yapıyorum mesela bu aralar. Sürekli uğraşırım bu tip şeylerle. Mesela kutuda bir A harfi olacak ve o harfte mesela Almanya gibi bayraklar duruyor olacak. Hiç kullanmayacak olsam da bu tip şeyleri yapmak beni mutlu ediyor. Ben o sulara gitmesem de olur da oralardan misafirim gelirse işte o zaman kullanırım o bayrakları.

Satar mısınız ?  Neden ?  

Aslında Türkiyenin ilk boğaz köprüsü olan Cunda köprüsünün altından geçme sorunu ve salma problemi olmasa satmayı düşünüyor gibiyim lakin kıyamıyorum da bir taraftan. Çok anımız var bu teknede. Dostlarımla anılarım var, Gorbi’nin Pako’nun hatıraları var. Andree ile ikimizin kocaman emekleri var. Perdelerde Andree’nin mobilyalarında benim alın terlerimiz var. Bunları düşününce satmayı aklıma bile getirmiyorum.7 senedir çok şey yaşadık onunla.

Tekenede misafir ?  

Ben de Andree de misafir ağırlamaya bayılırız. Tek korkum denize içlerinden birisinin düşme ihtimalidir. O bakımdan ben misafirlerim teknedeyken durur durur sayarım sürekli. Bir de misafirler Daha çok Ankara’dan geldikleri için benim kaptanlığımın itibarı yükseldikçe yükseliyor çünkü denizciliği bilen yok. Misafire yemek ikram etmek birlikte kadeh kaldırmak çok keyiflidir denizde. Gerçi iki türlü misafir vardır. Biri sizin eğlendirmek zorunda kaldığınız misafirlerdir. Bu zordur. Ama birlikte eğleneceğiniz misafirler vardır. İşte onlarla teknede vakit su gibi akar gider.

Ülkede teknenizle en sık gittiğiniz favori koy?

En çok Cunda’nın koylarını sever ve giderim. Ayırt etmem hiç. Aynı ağaçlara bakar aynı taşlara selam verir aynı kuşların cıvıltılarını dinler, aynı dalgaların sesi ile uyurum.

Kışın ona ne oluyor? 

Ayvalık Setur Marinada karadaki çekek yerinde kışlamaya alınıyor.

Dünya seyahati gibi bir plan var mı aklınızda? 

Ona yapabilecek kadar ne param var ne de teknem müsait. Bu tip sorularda hemen akla gelen ilk isim Rahmi Koç oluyor. Benim çok iyi bir arkadaşım ve dostumdur. Ona imreniyorum tabii. O yaptığı yolculuğa gittiği ve gördüğü yerlere. Türkiye’de benim zenginler kulübü dediğimiz parası ve imkanı çok, nüfuzlu ve tanınmış camiadan sadece bir tek dostum vardır. O da Rahmi Koç’tur. Neden biliyor musunuz ? Çünkü biz onunla ikimiz denize sevdalanmışızdır da ondan. Sadece denizci olması dostluğumuzun doğup gelişmesinde yetmiş ve artmıştır bile. Hatta parası daha az olsaydı daha da iyi dostluk yapabilirdik Rahmi bey ile. Çünkü ben zenginlerin fazla paralarından çok sıkılırım. İçlerinden bazıları para ile her haltı yapabileceklerini sanır. Oysa yapamazlar. Ama bunu bilmezler nedense. Neyse ki Rahmi bey onlardan değildir. Rahmi bey Denizlerin mavi elbiseli beyaz sakallı filozofu ile çok iyi arkadaştır. Denizlerde herkesin eşit olduğunu ve paranın pek geçmediğini o da bilir benim gibi. Bazen öyle durumlar olur ki ufacık kayığındaki balıkçı size yardım etmez ise işin içinden çıkamayacağınız durumlar olur. O balıkçının eşsiz tecrübesi ve yardımına muhtaç kalınır. Rüzgar herkese eşit eser. Fakat Rahmi beyle denize beraber çıkamayız ne yazık ki. Çünkü ben onun Nazenin’ine binmek istemem. Benim hayallerimin ötesinde bir teknedir çünkü Nazenin. Sonra hayal edecek bir şey kalmaz geriye diye korkarım. O da muhtemelen benim tekneme binmek istemez çünkü can güvenliği tehlikede diye düşünür.

Röportaj : CENK ŞAHİN

Fotoğraflar : CENK ŞAHİN ve BEKİR COŞKUN ARŞİVİ

 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri