Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Hakan Öge ve MARDEK

HAKAN ÖGE                                MARDEK


GİRİŞ  ;
Avrupa’da meşrebine ve gönlüne göre çekebileceği fotoğraf kalmadığına inanan, ve bu yüzden Yeşil Burun Adaları veya Patagonya’da ruhuna hitap edecek karelerin peşine düşen, doğanın bir parçasıymışçasına yaşadığı bir çok hikayeye sahip , hayat arkadaşı Sophie’yi okyanusun ortasında bulan, öyle herkese benzeyen ve her yerde rastlayabileceğiniz adamlardan olmayan bir adam Hakan Öge.
Aykırı denebilecek bir dünya seyahati rotasını, olağandışı seyirler eşliğinde ve Sophie’yi de bu gezinin bir parçası yaparak dünyayı dolaşan bir gezgin o.
Esas mesleği olan Diş Hekimliğini donduran, profesyonel fotoğrafçılığını ise yanında götüren bir yelkenci.
Dünya seyahati dönüşü kalabalıkların ve egoların şehri İstanbul’a hem yakın hem uzak olmak istemişler ve kendilerini Heybeliada’ya atmışlar. Yeniden restore edilen eski ve harika bir rum evinde yaptık söyleşimizi. Pencerelerinden İstanbul’un göründüğü, ama aslında İstanbul olmayan bir yerde. Dev çam ağaçları, tarihi pek de bozulmamış bir doku ve mavi denizin göründüğü bu evde biz söyleşirken Sophie ve Belçika’dan gelen annesi de yanımızdaydı. Artık bir süre kara adamlığına soyunacak ve geniş bir aile peşinde koşacak Hakan Öge’nin ağzından teknesi ve yaşadıklarını okuyalım birlikte…

 

Teknenize verdiğiniz ismin hikayesini, anlamını bize anlatır mısınız ?

Kendisini ördek zanneden martı demek Mardek. Önceki eşim kız kardeşi ile ufakken şakalaşır, su üzerinde martı ya da ördek gördüklerinde “Bak Mardek bu” derlermiş. Tekneyi yaptırmaya karar verince bu ismi benimsemem kolay oldu. Yıllarca ben yamaç paraşütü ile uçup fotoğraflar çekiyordum zaten. Uçmanın nasıl bir his olduğunu biliyorum. Martı uçmaya cesur, yüzmeye çekingendir biraz. Ördek ise yüzerken ev sahibi, uçarken yabancıdır. Uçan martı, denize iniyor ve ördekleşiyor anlamında tekneme Mardek ismini verdim. Yani biraz cesur biraz tedirgin.
 

 

Bu kaçıncı tekneniz ?   Mardek benim ilk teknemdir.
 

Tekneniz genellikle nerede duruyor ?   2. El tekne almaya cesaret edemediğim için windsurfden de tanıdığım eski arkadaşım olan Orhan Çelikkol tarafından Tuzladaki tersanesinde yapılmaya başlayan Mardek, yapım aşamasında tersane İstanbul’dan Antalya’ya taşınınca teknemin bitişi ancak 2000 yılında Antalya’da oldu. İlk seyahatimiz de Ayvalığa idi. Ben öyle doğuştan ya da çocukluktan yelkenci değilim. Teknemi teslim aldıktan sonra öğrendim ne öğrendiysem. O zaman Antalya ve civarında yaptığım seyirlerle tecrübe kazandım. Teknemin durduğu ilk marina Ayvalık Setur dur. Sonrasında Dünya Turuna hazırlamak için de Kalamış’a götürmüştüm. Seyahatten sonra da Mardek 1 yıl kadar Setur Kalamış da karada durdu. Ben 1 yıl tekneye uğramadım. Çünkü Mardek’in yüksekliği 1,70. Dünya Turu dönüşü teknenin içinde bükülerek yaşamaktan belimi sakatladığım için aylarca sakat dolaşmak zorunda kaldım.
Teknenin küçük olması ve uzun süre teknede yaşamam ayrıca dünya seyahatinde uzak ve soğuk rotalara gitmemizden kaynaklanan tekne dışında vakit geçirmekteki kısıtlamalar beni dönünce uzunca bir süre tekneden uzak kalmaya yöneltti kendiliğinden.
 

Teknenizle beraber yaşadığınız en güzel anınız nedir ?
İki farklı olay vardır. İkisini de ayıramam. İlki Brezilyanın Abrolhos adaları civarında gerçekleşmiştir. Okyanusta bir platodur burası. 3000 metre derinlikten bir anda 100-200 metreye düşen derinlikler oluşur ve burası balinaların üreme alanıdır. 3 ay boyunca Temmuz-Eylül arası Kambur balinalar buraya üremeye geliyorlar. Bizde o yıl Eylül sonu 3-4 gün oradaydık. Ve balinalarla vakit geçirdik. Oraya kara yolu olmadığından çok bakir yerler.
Balinalar yanımıza gelir, gözü ile yan yan yüzümüze bakarlardı. Yanında yavrusu ile gelenler, etrafımızda pes seslerle şarkı söyleyenler… Ben balinaların bu kendilerine özgü seslerinin sadece suyun içinde duyulduğunu sanırdım. Oysa Abrolhos platosunda onlar aşağıda biz teknemizdeyken derinlerden çok yüksek frekanstaki bas seslerle söyledikleri şarkıları dinledik keyifle.
İkincisi Kızıldeniz’de rast geldiğimiz yunuslardı. Elbette neredeyse her denizci yunuslara rastlamış onlarla oynaşarak seyir yapmıştır şüphesiz. Kaptan Custo’nun deniz altı araştırmalarını yaptığı çok bilinen ünlü bir yer olan Shab Rumi de bir atoldeydik. Etrafı mercan resifleri ile çevrili. İçine girdiğinde etrafta kara yok, mercanlar su altında 3-5 cm deler. Ve okyanusta demir atmış hissi uyandıracak şekilde demirde duruyorsun. Buradayken teknenin etrafında bir yüzgeçler topluluğu gördüm. 40 a yakın yunus. Atlayıp şnorkellerle yunusların yanına gittik. Yunuslar aynı köpekler gibi oyuncu hayvanlar. Yanına kadar yüzmenize müsaade ediyor yanına gelip de tam dokunacakken ani bir hareketle kaçıyorlar. Sonra bunu defalarca tekrarlayıp sizinle harika oyunlar oynuyorlar. O anlar da hafızamda kalan en güzel anlardır. Galiba ben balık familyası ile denizin derinliklerinde birlikte yüzmeyi en keyif aldığım anlar olarak hissediyorum. Balinalar ve Yunuslar…

 

Mardek ile başınızdan geçen en berbat olayda neler oldu ?   Düşündüğümde içimin karardığı iki olay hatırlarım. İlki tekneyi ilk kez denize indirdiğimde Antalya taraflarında windsurften bildiğim, tanıdığım rüzgarı teknemin yelkenleri ile denemeye başladığım ilk günlerde bir gece Antalya’ya yakın Ceneviz koyunda gecelemeye karar verdim. Kitaplarda okuduğum kadarı ile demir atıp kaloma verdim. Sonra etrafımdaki guletlerin tamamının koltuk halatı aldığını görünce gidip bir de koltuk aldım. Teknemin yeterince emniyette olduğunu sanıyordum. Gece olunca gidip yattık. Bir süre sonra uykudayken güm diye bir sesle uyandım. Kafam tavana vurdu hatta. Ne olduğunu anlamak için dışarı çıkınca rüzgarın delirdiğini ve tam da pruvadan geldiğini gördüm. Bir nevi rüzgar altı koyu olmuştu Ceneviz. Tabii demir taramış. Sahile vurmuşuz. Dalgalardan Mardek kalkıyor kalkıyor ardından salması güm diye dibe vuruyor. Aniden karar verdim ve yakınımızdaki gulete halat atıp ucunu koç boynuzuna volta ettim. Akabinde koltuk halatını hızlıca kesip motora yol verince durumu toparladık. Bu benim ilk gecelememdi ve başıma bu olay geldi. Sabah altına bakıp da hiçbir şey olmadığını görünce Mardek dünya turuna çıkabilecek bir tekne diye geçirmiştim içimden. İkincisi Pasifik okyanusunu geçerken El Nino yılı idi. Ticaret rüzgarları çok sertleşmişti. Normalde 15-20 knot esen Alizeler 45-50 knotlara kadar çıktı Avustralya kıyılarına yaklaşırken biz. Ticaret rüzgarları oldu Ticaret Fırtınası. Fakat bu fırtına alçak basınç merkezi etrafında dönen bir fırtınadan ziyade doğrusal gelen ve büyük bir alana yayılan bir fırtınaydı. Okyanusun bir ucundan başlayan dalgalar öteki ucuna geldiğinde anormal adeta devasa hale geliyorlar. Bu söylediğimi gözünüzle görmeniz gerek. Görüntü ve atmosfer benim diyen denizciyi dahi tedirgin eder emin olun. Biz Vanaatu’ya yaklaşırken gördüğüm dalgalar bumbamızı suya sokup çıkaracak kadar kuvvetli ve ürkütücüydü. 50 saat hangi dalga bizi alabora edecek diye tetikte kaldık. Bu beni oldukça tedirgin etmişti. Ama esas bu 2 gün Sophie çok fazla endişeye kapıldı ve huzursuz oldu.
 

En sevdiğiniz özelliği ?
En sevdiğim tarafı küçük olması. Küçük olması sayesinde teknenin donanımı kısıtlı. Su yapıcı yok, buzdolabı, ve benzeri şeyler yok. Dolayısı ile bir marinaya vardığımızda ilk kez gitiiğimiz bir limana yanaştığımızda ilk 1 hafta herkes teknesinde bozulan şeylerle uğraşır, tamir takımları içinde kaybolurken, senin teknede bozulacak aksam olmadığından 1-2 saatlik tamirat ve bakım sonrası hürsün. Zamanı vardığın yeri keşfetmekle değerlendirebiliyorsun. Büyük teknelerin sahipleri birbirlerine onarım ve yedek parça sohbetleri yapıp her tarafı is pas içinde uğraşırken günlerce, koşarken usta ve tamirci peşinde, ben etrafı gezip görüp, öğrenip onlara o yerin coğrafyasını ve kültürünü anlatabiliyorum. Bu benim için oldukça lüks bir şey. Seyahatlerde vardığınız rotaları yaşayıp öğrenmedikten, yeterince vakit geçiremedikten sonra bence oraya varmış olmak pek bir şey ifade etmez. Varılan yerin kültürünü tanımak en büyük keyiftir bir denizci için.Bu bakımdan Mardek’in ufak olması avantajdı bana hep. 


 

Hiç sevmediğiniz tarafı nedir peki ?   İroni gibi ama en sevmediğim tarafı da yine Mardek’in küçüklüğüdür. İçinde ayakta duramazsın, Uzun süreli yaşayamazsın. Bir şeyler yaparken sürekli kısıtlanırsın. Az masraf yapıyorsun belki ama boyutundan dolayı, içinde kalamadığım için bir yere varınca hemen dışına çıkıp yeme içmeyi ve vakit geçirmeyi dışarıda yapıyorsun. Bu da bazen çok masraflı olabiliyor.
Zaten Dünya Seyahatimi Sophie ile beraber yapacağımı en başından planlamış ve biliyor olsaydım bu boy bir tekneyle asla bunu yapmazdım. Bundan çok eminim. Ama hayatımın en doğru 2 kararımdan biri tek başıma dünya seyahatine çıkmak diğeri okyanusun ortasında yola Sophie ile devam kararı almak. Bu ikinci kararı alarak aslında 2 önemli şeyden vazgeçmiş de oluyordum. Birincisi sponsorumu kaybetmem söz konusu idi. İkincisi de Türkiye’de edineceğim ünvandan olmaktı. Ama ikisi de umurumda olmadı. Çünkü Sophie’ye aşık olmuştum. Hayatta aşkı bulabilmekten onu yaşayabilmekten daha önemli bir şey olabileceğini hiç sanmıyorum. Ayrıca Türkiye’de iken tek başına dünya turu yapmanın çok özel ve nadir bir şey olduğunu düşünürken seyahatin ilerleyen etaplarında yalnız başına dünya seyahatine çıkan o kadar çok yelkenci ile tanıştım ki yaptığım şeyin aslında o kadar da farklı ve bana özgü olmadığını görmüş oldum. 30-40 yıl önce çok kişi için zor olan tek başına seyahat şimdi artık yardımcı ve destek ekipmanları eşliğinde oldukça kolaylaşmış ve sadece dil bilmeye ve denizcilik bilgisi ile tecrübesine kalmış.
Sadece yalnızlığın yükü fazla gelebilir insana. Ben mesela kulakları çınlasın Levent-Ayça Kirişçioğlu gibi değilim. Biraz Asosyalimdir. Bir limana bağlansalar onlar orada 10 tekne varsa 3 gün içinde teknede yaşayanların tamamının ismi, cismi , ilkokul maceralarına kadar ne varsa öğrenirler ve yeme içme ile sohbet turlarına başlarlar. Ben orada 1 ay kalsam yine de hiç biri ile kontak kurmadan hatta tanışmadan orayı terk edebilirim. Dünyayı dolaştı ve yolda da aşık oldu diye beni sosyal bir adam falan zannetmesin kimse sakın. Kolay kolay arkadaş olmam ben kimseyle. Hatta röportaj bile vermem öyle herkese 

İşleri ve bakımı ile kendiniz mi ilgilenirsiniz ?   Teknemin her şeyi ile ben ilgilenirim. Bu aynı zamanda keyiftir benim için çünkü. Gerçekten beni aşan bir sorun olmadıkça problem yaşamadan hallederim işlerini Mardek’in.
 

Onunla gittiğiniz en uzak rota ?   Patagonya ve Fransız Polinezyası en uzak noktalar.


 

Birlikte yakalandığınız fırtına oldu mu ? Neler oldu ?    Rüzgar gücü olarak beni şaşırtan fırtına alt enlemlerdeki 55 inci paralelin in altında bir ada var Is la de Los Estados. Hatta Jules Verne nin Dünyanın en ucundaki fener romanında bahsedilen yerdir burası. Gerçekten de orada bir fener var zaten. Oraya yakın ada ile kıta arasında Le Maire diye bir boğaz vardır. Beter bir yerdir o boğaz rüzgar açısından. O civardaki kazalar hep bu boğazda olur. Hem rüzgar sıkışır hem de gelgitlerden kaynaklanan akıntılar söz konusudur. Rüzgar ile akıntı karşı yönlerden aktığında boğazda duvar gibi devasa dalgalar oluşuyor. Yakalanan tankerlerin dahi battığı olabiliyor orada. Yelkenli tekne ile yakalanırsan batma tehlikesi ile karşı karşıya kaldın demektir. Oradan geçerken meteorolojik tahminleri alıp çıktık yola. Boğaz geçişi sakin son buldu. Ama geçiş biter bitmez aniden bir fırtına bastırdı .Yaklaşık 60-65 knot kafadan yemeye başladık rüzgarı. Anemometrenin bozuk olduğunu bile düşündürttü bana hatta. Ben karaya yakın bir sığınılacak nokta buldum ve hızla oraya kaçmaya başladık. 2 saat tehlike altında kalarak koya sığınmayı gerçekten zor başardık. Ve rahatladık.
Çok büyük dalgalara ise Patagonya fiyord sisteminde (kanallarında) gördük. Rota üzerinde 120 millik bir açık deniz seyri vardı. Açık seyir yapmamız gereken bir rota. O rotayı mecburen yapmadan önce hava tahminini alıp baktığımızda fırtına olacağını arkasından 1 günlük sakin bir hava ve takiben yine sert havanın olacağı yazılıyordu. O bir günlük boşluğu değerlendirmeye karar verdik. Ve yola çıkınca 1 gün öncenin soluganlarının 10-12 metre ile üzerimize geldiğini görmeye başladık. Rüzgar sıfır dalga boyu 12 metre. Adeta apartman gibi. Beni çok zorlayan bir seyirdi. Ve ilginç bir deneyim yaşadım o gün. O dalgalara 65 knotluk fırtınanın da eşlik edeceğini düşününce buralarda nasıl teknelerin battığını daha iyi anladım. Bu adeta kaçınılmaz bir şey sanırım. O bakımdan böyle denizlere yakalanmamak lazım. Yemek bile yiyemediğimiz ve sohbet dahi yapamadığımız seyrimiz var bir de. Karayip adalarından sonra Güney Amerika’nın kuzeyinden aşağıya giderken bir süre doğuya doğru gitmek zorunda kalmıştık. Ticaret rüzgarları tersimize gelince dalga karşıdan, tekne yatık ve dövünerek seyirde olduğundan 7-8 gün yemek yerine kuru gıda ile yetinmek zorunda kaldık. Sophie nin de oldukça yıprandığı günlerdi.

Neden bu tip bir tekne seçtiniz ?   Tecrübesizlik. Bir daha o yola bu tarz bir tekne ile çıkmam. Bu tekneyle dünya seyahati rahatlıkla yapılabiliyor elbet. Hatta 60 yaşında bir kazak ile tanışmıştım. Evinin balkonunda yaptığı 4,5 metrelik basit bir tekne ile ayda 100 dolar emekli maaşı eşliğinde dünya turu yapan adamda vardı. Bu başka bir mesele. Fakat konfor ve yaşam alanı açısından zorladı bizi Mardek. Bir daha olmaz.
Ayrı kaldığınızda ona olan hasretinizi tarif etseniz ? Bir kere ben bir adada yaşıyorum ve hayatım denizin yanında kıyısında ve koynunda geçiyor. Neredeyse her gün bir şekilde denizle haşır neşir oluyorum zaten. Şu anda teknem yok ama beni davet edenler oluyor. Bir seferinde bir firma danışman olarak beni 1 hafta 45 feetlik bir tekneye seyre davet etti. Bu sene mesela bir arkadaşımın teknesini Roma’dan Marmaris’e getirdik. Kurtlarımı böyle döküyorum şimdilik. Ama hayalimde 45-50 feetlik yeni bir tekne var. Yapacağım bu tekne ile kuzey ve güney kutuplarına gitmeyi planlıyorum. Bu faaliyet ekspedisyon tarzında olacak ve gidilen yerlerde mümkün olduğunca uzun vakit geçirilerek su altı, hava ve yer fotoğrafları çekmek istiyorum. Hava fotoğraflarını ve videolarını çekebilmek için sudan havalanan bir mikrolight bile olmasını planlıyorum. Ekspedisyonu bir önceki dünya turunu birlikte tamamladığım, eşim Sophie ile birlikte yapacağız elbet. Benim 15 senelik, Sophie'nin ise 10 senelik profesyonel fotoğrafçılık geçmişimizle dünya çapında görsel malzeme sağlamayı planlıyoruz. Cape Horn ve Macellan Boğazı gibi dünyanın en zor sularında yaşadığım tecrübeler ışığında dünyanın en tanınmış tekne mimarlarından Dudley Dix'e ait bir plan olan "Vickers 45" i yapacağım sanırım. Ve bu tekneye ait detayları kafamda sürekli canlandırıyor ve notlar alıyorum. Bu da beni zihinsel açıdan oldukça meşgul ediyor tabii. Ama Mardek Ayvalıkta iken bazen her hafta sonu gittiğimi hatırlarım. Ayrı kalamazdım yani. Sezonu iple çeker dayanamaz kışın ortasında bile seyir yapmasam da teknemle birlikte olmak için üşenmez İstanbul’dan Ayvalığa giderdim. Havuzluğunda oturur, temizler eder onunla hasret giderirdim.

 

Satar mısınız ? Neden ?
Teknemi sattım. Hem adada ki evimin restorasyon işleri için hem de daha büyük bir tekne yapacak olmamdan dolayı. Ama Mardek emin ellerde. Onu biliyorum. İçim rahat yani. Bu da çok önemli bir meseledir. Teknenizi doğru ve düzgün birine satmış olmanız içinizi rahat ettirir.
 

Teknede misafir ?   Mardekteki ilk misafirim Sophei idi. Sophie bir yere kök salma eğiliminde olan birisi değil .İyi ki de değil. Hızlı şekilde karar alıp yaşantısının rotalarını değiştirme yetisine sahip. Yeter ki istesin. Senegal açıklarındaki Kanarya adalarının 700 mil güneyinde yer alan Eski Portekiz sömürgesi olan ve kolonyal dönemde köle ticareti zamanında ciddi bir durak olmuş olan Yeşil Burun Adalarında demirdeyken tam yanıma Belçika bayraklı bir katamaran demirledi. Burası aslında dünya turunun klasik rotasının çok uzağında kalan bir yerdi. Ama burası benim çok ilgimi çekiyordu ve klasik rotadaki organize yerler dışında kalıyordu. Katamaranın sahipleri ile karada bir markette tanıştık. Biraz sohbet oldu aramızda. Benim fotoğrafçı olduğumu öğrendiler. Bende onlardan Okyanus geçişi için yardım etmek üzere kız kardeşlerinin geleceğini ve onun da fotoğrafçı olduğunu. Tanışırsınız çünkü aynı mesleği yapıyorsunuz dediler. Ben de olur tabii diye düşündüm. Sonra onlar başka bir adaya gittiler. Tam yolumun üzerinde yer alan o adaya bende arkadan gittim. Yine yakın demirledik ve o akşam beni yemeğe davet ettiler. Bir baktım karşımda Sophie. Derler ya Frekans tuttu hemen. Garip bir elektriklenme oldu ve biz Fransızca sohbete daldık o akşam teknede. Ve baktık ki ikimizde çok etkilendik birbirimizden. Birkaç gün içinde gelişen bir aşkla da başladık beraberliğimize. Ve ardından Sophie Mardek’e taşındı. O günlerde ikimizin de kafasında dünya seyahatine beraber devam etme fikri yoktu açıkçası. Sadece yol üzerinde rotalarımız çakıştıkça görüşmekti planımız. Daha sonra ayrılıp farklı zamanlarda yola çıktık. Onlar benden bir gün önce yola çıkmışlardı.6 gün yalnız seyir ettim. Altıncı günün sonunda hava kararırken ufukta bir seyir feneri gördüm. Telsizden anons yapınca baktım Sophie’lerin teknesi. Ama rotamız farklı. Bu yaklaştığımız ender anlardan biriydi aslında. Kısa süre sonra tramola atıp tekrar uzaklaşmaya başlayacaklardı benden. Telsizden “Nasıl olsa rüzgar sıfır. Sabah olunca atlarım bota size kahvaltıya gelirim “ dedim. “Tamam” dediler ama sabah rüzgar arttı. Öyle olunca tekneyi okyanusun ortasında tek başına bırakamadım. Ben gidemeyince de ertesi sabah Sophie bota atlayıp bana kahvaltıya geldi. Geliş o geliş. Geri dönemedi. Zaten Sophie de “ Ben artık neden geri döneyim ki? Onlar zaten her işi beceriyorlar teknede” deyince telsize sarıldık ve dedik ki “ Botu geri yolluyorum da Sophie ile mi istersiniz Sophie siz mi?” Önce şaka sandılar ama baktılar ki ciddiyiz tamam diler Sophie’siz yolla botu. Koca okyanusta tekneme misafir geldi yani !!!
Misafir aslında tekneyi nasıl kullandığına bağlı. Evin gibi kullanıyorsan tekneni ve konforun yüksekse misafir güzel ama sen seyre yönelik bir tekne yapmışsan misafir zor ve meşakatli olur. Mesela kısmet olursa ben yapacağım 45 feetlik bir tekne için misafir kamarası yapmayacağım. O alanı depo olarak kullanmak istiyorum.2 kamaram olacak sadece. Biri Sophie ile benim diğeri de kısmetse çocuklarımız için. Misafir yine gelebilir tabii. Başımın üzerinde yerleri var ancak misafir düşünerek kamara dizayn etmek bana anlamsız geliyor.

Ulkede teknenizle en sık gittiğiniz favori koy ?    İstanbul’dan Güneye inerken kesinlikle Bademliye uğrarım. Orası çok özel bir yerdir. Tropical adalardakine benzer berrak billur bir su vardır orada çünkü. Oradaki adalar arası benim çok keyif aldığım yerlerdir. Bazı yerlerde derinlik kontrolü önemli de olsa dip çamur olduğundan sürtünebilirsin ama ciddi sorun yaşama riskin bence pek yok. Bademliyi çok severim ben.

Dünyada teknenizle konakladığınız en sevdiğiniz koy ?   Brezilyadan aşağı inerken deniz altında 3 mille karşı akıntı ile akıyor üzerinize. Hız yapamıyorsun, dalgalar çalkantı şeklinde, rüzgar hep kafadan geliyor. Aniden kesiliyor, sonra yine aniden sağanaklar bastırıyor. Yani enteresan bir ortam var. Yine böyle bir seyirdeyken 250 millik bir ayak geçerken Amazon deltasından çıktık ve Sao Louis denilen bir yere gidiyorduk. Ama bir süre sonra dayanılamayacak kadar rahatsız bir ortamda kalınca bir koya girmeye karar verdik ama ne harita var oralara ait ne de bir bilgi. Elimde sadece 1/250.000 lik bir harita var ki bu haritaya göre demir atamazsınız. Ama öyle canımızdan bezdik ki balıkçı bulur, gözle görürüz diye bir koya yöneldik. Admiraltide önerilen Lençois denen bir koy. Ağzında bir nehir var. O kadar güzeldi ki bir gece uyuyup dinlenelim diye girdiğimiz koyda 15 gün kaldık. Orada küçük bir köy, kumdan tepeler, yürüyüş parkurları . Harika bir yerdi. Benim için çok özel bir yerdir orası. Ve yeniden gitmeyi planladığım bir yerdir. Bunun dışında 1 koca sezon geçirmeyi planlayıp da mecburen 2 ay kadar kalabildiğim Patagonya da beni mest eden yerlerdendir. Her demir alışımda içim cız ederek aldım. Hava kötüyken koya giriyorsun ve tekneye tıkılıyorsun. Hava düzelince de etrafı gezmek istiyorsun çünkü gerçekten müthiş bir atmosferi, iklimi ve doğası var. Ama iyi havalarda seyir yapmak ve yol almak zorundasın. Bu ikilem beni oraları yeterince gezememekle karşı karşıya bıraktı. Çağlayanlar, sarp yerler, mağaralar. Vakit kısıtlı olduğundan oraları istediğim gibi gezemedim. Favorilerim böyle.


 

Kışın ona ne oluyor ?   Kışın hep karada kaldı Mardek. Arada bir gidip kolaçan ediyordum. Marinaya yakın olduğum için de fırsat buldukça uğrar ne olup bitiyor bakıyordum. Ama artık başkaları kolaçan ediyor onu. Hatıraları bende, kendisi başka yerde artık Mardekin. Marmarayı arşınlıyor…

 

Röportaj   : CENK SAHIN

Fotoğraflar   :CENK SAHIN & HAKAN ÖGE ARŞİVİ

 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri