Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Foça'dan kaçış

O sabaha karşı da yine ufak sandalımla balık avlamaya çıkmıştım kerterizlerimin olduğu Foça kıyılarında. Ağabeyim sevmezdi gece denize açılmayı... Karanlıklarla arası iyi değildi. Sevdiğim kadın da o gece gelmemişti benimle sevdası olduğumuz sulara. Oysa o benim için gün doğumunda ufukta beliren kızıl renk demekti. Sabahın alaca karanlığındaki ilk ışıklar demek… Henüz yılı bulmamıştı aşka düşmemiz ama tüm Iyonya’yı saran istila korkusu, onu da beni de endişelendiriyor, korkutuyordu… Doğu ülkesinin barbarları gelmişti Egemize. Persler…


Sardes henüz düşmüştü. Lidya yok oluyordu usulca… Kyros ve askerleri Alioi’ye çoktan gelmişti. Harpagos’un gemileri ise Likya’dan başlayıp Karia ve Ionya’yı hakimiyetleri altına almaktaydı. Hem denizlerimiz hem topraklarımız Persler tarafından istila edilmekteydi. Denizden de buralara kadar geleceklerini duyuyor, hissediyorduk. Troya’da üs kurduklarını da biliyorduk. Yanı başımızdaydılar işte… Iyonya kahramanca direnmiş ama düşmüştü. Foça Persleri karşılamaya hazırlanıyordu… Persler, Atina hatta Sparta’yı yanlarına çekmiş üzerimize tüm güçleri ile abanmaya hazırlanıyorlardı.

Foça’ya birkaç gün evvel gelen Kolop¬hon süvarileri, her ne kadar Foçalılar arsında sevinç ve heyecanla karşılansalar da ben ve ağabeyim bunun yakındaki bir saldırı için alınan önlem olduğunu biliyorduk... Ama bu kadar çabuk olacağını tahmin edememiştim…

Gece henüz dağılmamışken, aklım ufuktaki kızıllığın yayıldığı göklerdeyken, tan yerinde belli belirsiz gördüm onları. Sabahın bu gün doğmamış karanlık saatlerinde, yüzlerce pers savaş gemisi Foça’ya doğru yaklaşıyordu ufuktan…


Küçükken babam her gece uyumadan önce son yüzyılda Iyon fusiologoslarının (doğabilimci) neler yaptıklarını benim çocuk aklımın alacağı masalsı bir şekilde anlatır beni öyle uyuturdu.
Ülkemiz İyonya'da büyük düşünürler ve bilim adam¬larının yetiştiğini ve dünyaya bilgi ve aklı yaydıklarını söylerdi. M.Ö.585 de Atina’dakilerin tanrı saydıkları güneşin tutulmasını ve kendi gölgelerinden piramitlerin yüksekliğini hesaplayan ve güneş saatini bulan Thales, yıl ile mev¬simlerin uzunluğunu ilk kez hesaplayan Anaksimandros, tıp mesleğinin temelini atan Hipokrat, madde vardır ve canlıdır diyen Iyonyalı düşünürlerin en tanınmışı ve atom sözcüğü¬nü ilk kullanan Demokritos, gökyüzündeki yıldızlarla ilgili bilgiler derleyen Anaksagoras, şehirleri tasarlayan mimar Hippodamus ve dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen Pisagor’dan bahsederdi babam bana karanlık ama ılık Foça gecelerinde denizi gören penceremin yanındaki yatağımda uykuya dalmadan hemen önce…

Babam aynı zamanda İyonya topraklarının edebiyatının beşiği olduğunu anlatırdı. Homeros'un İlyada ile Odysseia'sını okuduğu geceleri iple çekerdim. Hele şiir okuduğu zamanlar babamı heyecanla dinlerdim. Babam en çok Teos’lu Anakreon ve Sarte’li Hipponaxa ait şiirleri severdi.
Zaman zaman da dedelerimizin Dor’ların istilasından sonra Foça’ya geldiğimizi ve burayı vatan yaptığımızı anlatırdı.

Erythrai daha yeni işgal edilmişti. Çok kahramanca savaşmışlardı Erythraililer. Panionion birliğinin zengin kentlerindendi Erythrai.. Ama kurtulan bir tek kişinin bile kalmadığını duymuştuk.. Hepsi ölmüştü… Çocukluk arkadaşım Stromos da dahil…

Panionion’a katılan tüm kentler bağımsızdı. Birliğe en son katılan Aiol kenti Smyrna’dandı sevdiğim kadın.. Babası Lidya akınlarında öldürülmüş, annesiyle kendisi günlerce babalarının öldürüldüğünü bilmeden dağlara kaçıp, mağaralarda saklanarak hayatta kalmışlardı… Annesi çoktan ölmüştü.. Öldüğü o son anda dahi babasının adını sayıklamış ona olan aşkıyla birlikte karışmıştı toprağa… Öldüğünde kocasının savaşta Lidyalılarca öldürüldüğünü bilmiyordu. Bunu çok sonra bir tesadüf sonucu öğrendik ikimiz… Lidya saldırıları onu çok kırılgan ve ürkek yapmıştı… Savaşmayı ölümle eş sayıyordu. Perslerin gelme ihtimaline karşı kaçma planları yapıyordu. Hoş buna ağabeyimde uyuyor, ikisi birden bana buralardan bir an önce gitmemiz gerektiğini söyleyip duruyorlardı. Perslere karşı ne Foça’yı savunabilir, ne de hayatta kalabilirdik ikisine göre… İyonya eninde sonunda şeytan üçgenine kaybedecekti. Pers saldırganlığı, Atina entrikaları ve Sparta barbarlığına karşı koymak imkansızdı… Halikarnasos’lu Artemisia’nın yaptığını yapamayacağımızı düşünüyorlardı…

Lidya istilası kent devletimizin yönetimini, adil ve eşit davranmaya özen gösteren soylulardan alıp, parası ve bencilce kullandığı aklı ve nüfuzu var diye bir tek kişiye teslim edilmesine yol açmıştı ne yazık ki… Tiranlar dönemindeydik...


Kızıl doğu ufkunda adeta cehennemim ateşlerini yanlarında taşıyorcasına parıldayan Pers gemileri gittikçe yaklaşıyorlardı… Oltamı denize bırakıp, kayığımı agoranın olduğu sahile sürmeye başladım hızla… Halka dağıtılacak başta ok ve kılıç olmak üzere tüm silahlar agorada depolanmıştı. Foça uyuyordu ve ben tek başıma ülkemi uyandırmaya gidiyordum… Athena Tapınağındaki griffon ve at heykelcikleri arasında daha dün kadınımla tanrılara dua etmiş, Kybele’den bereket dilemiştik… Ama ertesi günün şafağında istilanın başlayacağı aklımıza gelmemişti…

Agoraya varınca, gece geç vakit Knidos’tan gelen tekneden amforalar içinde şarapları indirdiklerini gördüm. Stoada yanan ateşlerin suratlarına vurduğu köleler hızla yanlarından koşarak geçerken arkamdan şaşkın şaşkın baktılar…

Eve vardığımda abim uyuyordu. Sertçe dürtüp uyandırdım… Geldiler dedim usulca…
- Kim geldi ? Neler oluyor ?
- Pers gemileri.. bir kaç mil açıktalar..
- Olamaz… Herkesi uyandır… çabuk ol…
- Daphne'yi bulmam lazım önce..
-Tamam gecikme…Tapınakta buluşalım..


Soylular, halk, agoradakiler, herkes limanı kuşatan şehir surlarına akın ediyor, askerler limanı, surları ve tapınağı tutuyorlardı… Sokaklardan sesler ve bağırışlar duyuyor ama sevdiğim kadının evine doğru hızla koşuyordum… Nefes nefese kalmış bir halde kapıyı vurdum… Çoktan uyanmış kapıyı açar açmaz bana hüzünlü gözlerle bakıp ;

-Geldiler değil mi?
-Evet hemen tapınağa gitmemiz gerekiyor..
-Tapınağa değil, çok uzaklara gitmeliyiz.. Kaçmalıyız buradan..

Donup kaldım. Nasıl terk ederdik Foça’yı. Nereye giderdik… Savaşmadan, onursuzca terk mi edecektik topraklarımızı…Korkaklar gibi kaçacak mıydık… Öylece durdum. Bir şey söylemeden… Konuşmadan… Sessizce…Gözlerine baktım aşkımın… Yalvarır gibi bakıyorlardı bana… İlk kez onu böyle çaresiz görüyordum… Korku yüreğine yayılmış, ışığı sönmüş gibiydi… Bir heykel gibi adeta…Bir taş gibi duruyordu karşımda…

Piriene ve Teos düşmüştü… Ionyanın evlatları artık topraksız, vatansızdı… Arkamız Anadolu da Pers kaynıyordu. Ama Arşipel… Uçsuz bucaksız ufuklar masmavi ve habersizce bekliyordu sanki olacakları.

Foça’ya hükmeden tiranımız kendi varlıklarını devamı için belli ki Pers hakimiyetini tek çıkar yol görüyordu… Kolophonlu Ksenephon, Samoslu Pythagoras ve Klazomenaili Anaksogoras topraklarımızı terk etmiş, kaçmışlardı… Foça’da büyük çoğunluk topluca denize açılmayı ve kaçmayı düşlüyordu… Pers boyunduruğu altında köle bir hayattansa denizlerde yeni topraklar keşfedip özgür yaşamanın düşlerini kuruyordu. Akhamenid hakimiyeti artık her yerdeydi. Ve Harpagosun gemileri Foçayı kuşatmak üzereydi…

Athena tapınağında toplandıklarını duyduk yöneticilerimizin. Bir çıkış yolu, bir çare arıyorlardı.
Pers satrablarının her yana dağıldığı Daskyleion artık yeni güç merkeziydi… Karşı koyabilen olmamıştı… Önce Miletos, Lade deniz savaşından sonra da Karia, Pers kontrolüne geçmişti. Halikarnasoslu Hekatomnidler artık Pers buyruğundaydı… Pek fazla tutunacak dalımız yoktu sonuçta. Bazilious (şehrin yöneticisi) tapınaktaydı. Tiranlar da… Ama Foça’nın pek umudu yoktu. Herkes kaçmaktan, gitmekten bahsediyordu. Uzaklaşmaktan…

- Gitmeliyiz, terk etmeliyiz Foçayı..
- Hayır Daphne. Herkes gitse bile ben atalarımın topraklarından, Iyonya’dan, Foça’dan ayrılmayacağım.
- Perslere karşı koyacak gücümüz yok, anlamıyor musun ?
- Abi, sen de mi böyle düşünüyorsun ?
Bir süre baktı yüzüme. Sonra hiçbir şey söylemeden çocukluğumuzdaki gibi basıp deniz kenarına gitti. Düşünecekti… Hep böyle yapardı. Sonra kadınımın sesini duydum;
- Kalırsak köle olacağız. Savaşırsak ölü… Tek şansımız gemilere binip gitmek. Kendimize yeni bir yer bulmak… hem bak Atinalılardan bir ada satın almaktan bahsediyor herkes. Belki orada yeni bir hayat kurarız.
- Atina bizi yok etmek için yüzyıllardır çırpınıyor. Bize değil ada, bir karış toprak bile satmazlar. Hem o adaya gitsek ne olacak. Pers askerleri eninde sonunda oraya da gelmeyecek mi ? O zaman da başka bir adaya mı göçeceğiz? Hayır sevgilim. Kalmak ve savaşmak zorundayız… Anlamıyor musun. Tek çaremiz bu. Hem belki Iyonya’nın savaş ateşini Foça yakar. Belki biz Iyonya’ya başkaldırmak için güç veririz. Unutma burası Iyonya. Pers ülkesi değil.
- Koca Lidya, büyük Sardes yıkıldı… Miletos… tapınakları yerle bir oldu.. Likya toprakları bir bir düştü… Karia Persleşti neredeyse… Smyrna…Büyük Smyrna… Sevgi kenti, aşk diyarları… paramparça oldu… Efes… Artemis’in, Apollon’un kenti… Artık yok… yakıldı, yıkıldı…Ve büyük Troya… Hektor’un kenti artık Med ve Pers askerlerinin zulmü altında… Ahura Mazdaya tapanlar, Zerdüştler var artık bu topraklarda… Kybele’yi öldürdüler.. Anlıyor musun öldürdüler onu… Tüm Ege adeta Persopolis soyuyla dolacak yakında… Ve Atina… Ve Sparta… onlarda çullanacaklar üzerimize… Iyonya ölüyor sevgilim… Foça can çekişiyor… Her yer Pers, her yer işgalde… Foça bunca istilaya direnemeyen kentlerden sonra ufacık haliyle ne yapabilirdi ki…
“Foça ne yapabilirdi ki”… Bu son sözleri yol boyunca kafamda çınlayarak gittim Athena Tapınağının önüne. Tüm halk oradaydı… Tiranların toplantısının sonucunu bekliyordu… Karanlık, tapınaktan yükselen birkaç meşalenin ışığıyla aydınlanamayacak kadar siyahtı… Yüzlerine baktım Foçalıların… Nasıl da yorgun, nasıl da bitkin ve çaresiz ve nasıl da korku dolu olduklarını gördüm… Yıllardır durmadan esen Pers fırtınasında, koca Ege ağacında dalına tutunmaya çalışan sarı yaprak gibiydik artık… Ağacımız kurumuş, renkleri kaybolmuştu… Foça soluyordu yavaşça… Bu rüzgar son yaprağı da Iyonya ağacından sökmeden durulmayacaktı, biliyorduk…

Birden aklıma sabah sahilde gördüğüm Harpagos’un gemileri geldi… Delicesine koşarak sahile vardım… Beş yüz parçadan fazlaydı donanma… Hepsi demirlemiş sanki hiçbir şey olmayacakmış gibi bekliyorlardı… Kutsal tapınaktan çıkacak haberi almayı bekliyordu Harpagos belli ki… Denizde ölümü getirecek ruhlar, karada endişeyle atan yürekler arasında kendimi çok yalnız hissettim o an… Savaşacak gücüm de karşı koyacak aklım da vardı… Ama kimse beni dinlemiyordu… Kimse benim gibi düşünmüyor, hissetmiyordu… Bir tek Foça baktı yüzüme… Beni kurtar der gibi… Ben düşersem ardından tüm İyonya sona erecek der gibi esti toprağımdan ılık bir esinti suratıma… Sis ve esinti arasında arafta kalmış bir ruhtum ben… Sıkışmış, kapana kısılmış, donmuş, çaresiz…

Sonra gözüm limanda bizim gemilere erzak yükleyenlere takıldı… Gidiş hazırlıklarıydı bunlar… Kabullenemiyordum… Gözlerim ıslandı… Acıdı gözlerim… Bulandı yüreğim… Kapandı ruhum… Işığım söndü o sahilde o gece… Bir esinti çıktı aniden.. Bulutlar parçaladı karanlığı… Dolunaya izin verdiler Foça’ma görünsün diye… Bir ben gördüm onu o gece... Bana yardım etmek istercesine ışıldıyordu ay… Sonra bulutlar sisler içine aldılar ışığımı.. Kayboldu… Sisler ve esintiler sardı etrafımı tekrar. Ne yapacağımı bilemez halde oturdum olduğum yere… Tapınağa, eve, sevdiğim kadının yanına gidecek gücü bulamadım kendimde… Ağladım saatlerce… Ölümle kaçış arsına sıkışmış bir zavallı gibi…

Ne kadar öylece kaldım orada hatırlamıyorum… Bir el uzandı sonra omzuma.. Başımı kaldırıp baktım.. Abimdi… Dişleri ile dudaklarını ısırarak zorlukla ayakta duruyordu… Gözleri sırılsıklamdı…
- Gideceğiz … dedi. Karar verildi. Foça’yı terk ediyoruz.
Hiçbir şey diyemedim. Gidecektik demek…

Sabaha doğru tapınaktan haber gelmişti… Şehri terk ediyorduk… Savaşmadan, çarpışmadan, karşı koymadan gidecekti Foçalılar… Bırakacaklardı topraklarını… Öyle mi…

Oysa Erythrai kahini Herophile kısa zaman önce şöyle sesleniyordu halkına ;
“Ey Erythraililer ! Gökler yarılıp evrenin tüm yıldızları üzerinize dökülmedikçe, sizi kimse mağlup edemeyecek. Hiçbir düşman eli gönlünüzün çiçeği olan kadınlarınıza dokunamayacak, güneş yüzlü evlatlarınızı köle yapamayacak. Evlerinize, zenginliklerinize ve kutsal kentimize sahip olamayacak. Sizi uzak halkların yabancı tanrılarına karşı koruyacak olan Tanrıça Athenadır. Lade’de düşmanın ufku karartan sayıdaki donanmasına karşı savaşacaksınız. Erythrai’nin kutsal ateşi bu savaşta öleceklerimizi kaya mezarlarına taşıyacak. Sonsuzluk uykumuzda, günü geldiğinde Athena gümüş asasıyla dokunacak ve hepsi birer phoenix olup küllerimizin içinden yeniden doğacak, sevdiklerine ve vatanına dönecek… Şimdi meşalelerinizi yakın. Hepiniz evlerinize gidip sevdiklerinizle vedalaşın. Sonra da hepsini Akropolise toplayın. Athena Polias’ın kutsal ateşine teslim edin onları ve kentimizi. Sonra surların önünde toplanın. Düşmanımızla savaşmayanlarımız hiçbir zaman phoneixin kanatlarıyla güneşe uçamayacak tam tersine ışık yüzü görmeden Hades’in karanlıklarında boğulacaklar.”

Erythraili savaşçılar büyük bir sükunetle dinledikleri krallarının son sözlerinin ardından havaya kaldırdıkları tunç kalkanlarına kılıçlarıyla üç kez vurdular ve Akropolis’in eteklerinden savaş naraları atarak limanda bekleyen gemilere doğru koşmaya başladılar.

Ben o gün ordaydım. Olan bitenleri görmüş bir Foçalı olarak gitmeyi, kaçmayı içime sindiremiyordum. Hiç sindiremiyordum…

Esparanza elimden sıkıca tutmuş ağır ağır yürüyorduk arkamızdan gelen abimle birlikte limanda bekleyen gemilere binmeye çalışan kalabalığa doğru o son sabahta.. Limana vardığımızda Foça’mızı süratle terk etmemizi söyleyenlerle, sonuna dek savaşmamız gerektiğini söyleyenlerin tartışmasının ortasında bulduk kendimizi. Kalmak isteyenler ve gitmek isteyenler bağırıp çağırıyorlardı birbirlerine. Bir anda insanlar sağa sola doğru adeta yarıldılar ve Bazileus göründü… Durup, ufuklara dalan mavi gözlerini kısarak;

- “Foçalılar ! Evet belki bugün vatanımızı, kentimizi terk ediyoruz. Ama bu korktuğumuz ya da zayıf olduğumuzdan değil. Gidecek, güçlenecek ve bir gün topraklarımızı geri almak için geri dönmek üzere ayrılıyoruz Egemizden. Bunu hiçbiriniz unutmayın, aklınızdan çıkarmayın.” dedi.

İnsanların yüzüne baktım. Hemen hepsi bir daha geri dönemeyeceğimizi biliyordu. Acılarımızdan kahrolarak ve çaresizlikten kıvranarak bindik gemilere… Konuşmadan… Sessizce… Gemiler doldukça iskele tarafları kapanıyor ve halatları kesilmek üzere son emri bekliyorlardı. Yüze yakın Foça gemisi dolup taşmış, Foça hayalet boş bir kente dönmüştü… Gün ağarmaya başlayınca bizim bindiğimiz gemi başta, dört bir yandan ağlama, yakarma ve yalvarma sesleri yükselmeye başladı. İşte Foça artık bomboştu…Kimsesizdi.. Sahipsizdi kentimiz. Persler geldiğinde her şeyimiz onların olacaktı… Ve o anda duyuldu son emir. Halatlar kesildi… Usul usul denize açıldı Foça’nın gemileri… Dönüşü olmayan bir yola çıkılıyordu sabah melteminin esmeye henüz başladığı Arşipel mavilerinde o sabah…

Foça yavaşça uzaklarda kalmaya başlayınca sonu ne olursa olsun bunu yapamayacağımı anladım… Geminin tam ortasında bir ateş yakmaya başladım. Abim engellemeye çabalıyor kadınım çığlık çığlığa ağlıyordu…
Kimse engel olamadı… Ateş büyüdü. Diğer gemilerden görüldü. Kısacık bir süre içinde tüm gemilerde ateşler yandı… Yelkenler mayna edildi. Kürekler sustu… Ege’nin ortasında daha henüz şafak sökmemişken bir kentin halkı ikiye bölündü denizin üzerinde mıh gibi duran gemilerin içlerinde. Ben ve benim gibi içlerindeki ateşi gemilerine yakanlar, gemilerden inip kentine tekrar ayak bastı. Daphne da bir çok Foçalı kadın gibi kentine geri döndü… Beni de Foça’yı da bırakamamıştı cesur ruhlu güzel kadınım. Gidecek sanıyordum, kaldı…

Gemilerde kalanlar, hüzün ve keder dolu bakışlarını, sahilde duran bize gözden kaybolana dek dikip acılarla terk ettiler Egeyi. Çok uzak denizlere yelken açtılar. Uygarlığımızı Akdeniz’e yaymaya gittiler…

Kalanlar Perslerle günler boyu savaştı… Öldürdü, öldü ama kenti teslim etmedi. Ta ki son Foçalı gözlerini Tanrıça Athena’nın yanında açana dek…

Pers satrabı kente geldiğinde kimseyi bulamadı.. Ama kentin her yerinde cesaret, onur ve özgür ruhlar karşıladı onu… Egenin özgür çocuklarını buldu kentin taşlarında, yollarında. Foçalıları…

Cenk Şahin
 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri