Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Denizci ile Denizkızı

Güney denizlerinin masmavi sularında yaşıyordu denizkızı. Özgür denizlerde, serin derinlerdeydi bir başına. Kendini bildiğinden beri görünmez olur, denizlerin koynunda saklanırdı… Onu bir efsane gibi dinleyerek büyümüş, hem ona aşık hem de ondan korkan denizcilerden de kara insanlarından da köşe bucak kaçardı hep denizkızı.


Ama hem karaları hem de denizcileri merak ederdi. Açık denizlerde köpüklerin içinde yüzerken de, derin denizlerin lacivert sularında gezerken de yüreğinde hep bir eksiklik hissederdi. Mavi ruhlu, deniz yürekli bir denizciydi aradığı belki de. Ama bunca zaman cesaret edememişti bir denizciye görünmeye. Hep korkmuş, çekinmişti insanlardan… Bazen günbatımlarının kızılları arasında mavi ufuklardan kopup gelen bir gemi yakınlarından geçer, uzaklardan o gemiyi, içindeki denizcileri gözlerdi denizkızı. Hiç cesaret edemez, yakınlarına sokulamazdı gemilerin, denizcilerin…
Ege’nin , Akdeniz’in antik kentlerinin yakınlarına gider mavi suların arasından seyre dalardı taşları, tapınakları, eski evleri.. Düşünürdü o evlerde neler yaşanmış, neler olup bitmişti.. Merak ederdi…binlerce yıl önceyi.
Bir şeyler eksik, bir şeyler uzaklarda kayıp gelirdi ona. Ne olduğunu tam olarak anlayamaz, denizlerin koynunda yüzer dururdu günler, geceler boyu. Hep yalnız, hep tek başınaydı denizler ülkesinde… Hüzün ve keder her gittiği yere onunla beraber giderdi… Merak onu teslim alsa da bazen, o yine de ürkekçe uzaklardan izlerdi başka dünyaları, başka hayatları… Sokulmazdı… Bir gizemdi denizciler için... Öyle kalırdı…Büyük bir sır gibi..
Günler öğle güneşinin parıldadoğı sularda, geceler yakamozların yıldız olduğu karanlık denizlerde yapayalnız geçerdi… Yrinde duramazdı. Yüzdükçe yüzer, hep başka denizlere atardı kendini.. Tek istediği şey denizlerde olmaktı.. Öyle sanırdı.. Ta ki bir gün yolu Poseidon’un sarayına, nereidlerin yaşadığı yerlere düşene dek...
Çok başka mavilerdi buraları… Kendisi gibi bir eski, bir uzak sırrı taşıyordu sanki. Denizin derinlerinde onlarca su perisi nereid’e rastladı. Denizlerin perileriydi Nereidler… Kalabalık ve neşeli görünüyorlardı. Yalnızlık içine işlemiş denizkızı hayranlıkla seyre daldı bir süre perileri… Sonra yaklaştı yavaşça onlara ve sordu;
- Deniz yürekli bir denizci arıyorum, var mıdır böyle bir denizci, varsa nerededir bilir misiniz ?
Bu soruyu sorduğuna kendisi de inanamamıştı… Birden soruvermişti işte. Belki merak, belki içindeki ses, belki eskilerden , çok eskilerden kalan bilemediği bir şey… Birbirleriyle şakalaşarak yüzen Nereidler aniden durdular hep birden… baktılar bu yalnız ve güzel kıza… kısa bir sessizlikten sonra bunu ancak Knidos fenerinin bekçisinin bileceğini söyleyerek ve denizkızını biraz da alaya alırcasına gülüşerek uzaklaştılar derinlerde aniden…
O an Knidos’a gitmeye karar verdi denizkızı. O büyülü kente gidecek ve orada yaşayan Knidos Fenerinin bekçisine soracaktı yüreğinin derinlerindeki meçhul denizciyi… Knidos fenerinin bekçisinin yolunu aydınlatmasını umuyordu güzel denizkızı… Yola düştü, tam olarak neyin peşinde olduğunu anlayamadan ama merakla, heyecanıyla beraber…
……………….
Kuzeydeki gri göklü karalar ülkesinde yaşayan ama aklı hep engin ve sıcak mavilerde olan bir denizciydi o. Karalardaki hayatı sevememiş, benimsememiş, istememişti hiç. Defalarca denizlere kaçmış ama her seferinde karalar ülkesine geri dönmüştü… Giderken gözleri parlar, yüreği büyürdü.. Dönüşlerde hüzün çökerdi içine… Kaybolurdu.. Gölge olurdu da kimse fark etmezdi… Giderken denizlere her şey, dönerken bir hiç olurdu… Her sabah kalktığında gözü mavilere takılır, o gün bitene dek de kendisi başka yerde olsa da mavilerde asılı kalırdı ruhu. Sadece gözleri değil, aklı ve yüreği de hep mavilerde kalırdı denizcinin. Ufak yelkenlisiyle denizlerine açıldığında derin bir nefes çeker, maviler içindeki aşkına kavuşmanın büyük duygularıyla dolar taşardı. Denizler ülkesine aitti ama karalar ülkesinin forsasıydı denizci. Görünmeyen ipler tarafından bağlanmıştı yıllar içinde karalardaki devasa kayalara, taşlara farkına varmadan… Çocukluğundan beri denizlerdeydi, iyi bir yelkenci, usta bir denizci olacak kadar çok şey yaşamıştı aşkının koynunda, kollarında… Sırılsıklam aşıktı ona… Gözü ondan başkasını görmez, ondan başkasını görmek de istemezdi. Dalgaların rüzgarın sesini duyduğunda, rüzgarın esintisini saçlarında hissettiğinde kendini atardı denizlere denizci… En iyi yaptığı şey, en çok bildiği şey denizlerde olmaktı oldu olası…


Binlerce yıl öncesinin antik şehirlerine giderdi ara sıra. Oradaki taşlara dokunduğunda elektrik çarpmış gibi olurdu. Oralarda, o binlerce yıllık eski kentlerde kendisinden bir şeyler bulur, oralara ait olduğunu hissederdi denizci. Çocukluğundan beri böyleydi. Kaç gece bir antik taşın üzerinde uyumuştu, kaç kez günlerce harabelerin arasında dolanıp durmuştu. Atalarının genleri onu oralara çağırır, bırakmazdı… Oraların hikayelerini, efsanelerini bilir ve yaşardı hayal dünyasında. Zihnindeki memler de hücrelerindeki genler kim bilir kaç bin yıllıktı… Kendi hikayesini arardı bu eski yaşamların kalıntılarında. Bir ipucu, bir işaret arardı kendisine dair. Bir taş.. bir iz.. bir aşk belki.. Kendisini kara insanlarının her gün batan, acıtan, kanatan sivri dilli, sivri bakışlı hayatına ait hissetmemişti hiçbir zaman. Denizlerin o sakin, huzur dolu, yassı, yumuşak hayatının bir parçasıydı o. Ruhu da yüreği de gözleri de masmaviydi…
İnanmıştı denizkızlarının var olduğuna. İçten içe büyük bir merak, dizginlenmesi olanaksız bir istek uyanmıştı yıllar içinde denizcide… Kendisi gibi içinde mavi denizlere sevda taşıyan, onun bağrında, ufuklar gibi ulaşılmaz sularında yaşayan bir denizkızı olmalıydı. Masum, duru ve kalbi aşk dolu bir denizkızı mutlaka olmalıydı bu deryalarda…
Ama derdini kimseye açamıyor, kimseyle konuşamıyordu. Kime soracaktı ki bunu, kime anlatacaktı ?
Bir gün yine denizdeyken, beyaz saçlı, beyaz sakallı, ağzında piposu, elinde oltasıyla ufak kayığında salına salına balık avlamaya çalışan yaşlı bir denizci gördü denizin ortasında. Uzaktan birbirlerine el salladılar. Bu “Hey denizci, denizlerde başına bir şey gelirse yalnız değilsin, ben buradayım, yardımına koşmaya hazırım” demekti…
 

Yavaşça yanına gitti yelkenlisiyle... Aborda oldu balıkçıya usulca. Beraberce balıkçının tuttuğu balıkları yiyip, denizcinin zulasındaki şaraptan içtiler gece boyu. Ve gecenin karanlığı önce kızıla sonra sarıya dönene dek sohbet ettiler… Gün ışıyınca ufuktansordu yaşlı adama;
- Balıkçı ! Ben bir denizkızını arıyorum. Efsanelerde adı geçen, denizcilerin hem aşkından divane olduğu hem de korkudan köşe bucak kaçtıkları o mest oldukları kızıl saçlı, deniz bakışlı denizkızını arıyorum. Bilir misin nerededir ?
- Evlat… Denizkızı bir efsanedir. Var mıdır yok mudur kimse bilmez.. Ama öğrenmek istiyorsan bu kadar çok, bunu ancak Knidos fenerinin bekçisi bilebilir. Oraya gitmelisin. Ona sormalısın… Aradığın denizkızının yerini sana ancak o söyleyebilir… Bak evlat… denizkızları tehlikelidir. Binlerce yıldır denizciler onun için avare olmuşlar, divane olmuşlar, onun peşinde biçare olmuşlardır. Gitme diyeceğim sana ama…
Diyemedi balıkçı… Denizci çoktan ufuk çizgisine gözlerini dikmiş, ardındaki denizkızını görmek istercesine dalıp kaybolmuştu o an…


Kuzey ülkesinin gri-siyah göklerinin, kurşun renkli denizlerinin denizcisi karar verdi, güneye, sıcak ve mavi denizlere gitmeye… Gidecekti… Knidos’a kadar yelkenlerini açacak, oradaki fenere gidip, fenerin bekçisine soracaktı denizkızını. Kararını o gece o yaşlı balıkçının ufak sandalında vermişti… O kızı mutlaka bulmalıydı artık… Bulmalı ve gözlerine bakmalı…
……….

Açık denizlerde, dalgaların içlerine gire çıka yol almış, yağmurların getirdiği gökkuşaklarının altlarından geçmiş, fırtınalarda köpüklerle beraber yüzmüştü denizkızı.
Geceleri sayısız yıldızın sardığı koca siyah kubbenin altında siyah sularda uyumuş, o yıldızların kızıla, sarıya boyadığı yerler var mı diye düşünerek yüzmüştü günlerce…


Ve günler sonra denizkızı varmıştı Knidos’a. Korka korka bekledi usulca kıyısında bu muhteşem şehrin. Güneş batı kıyılarından ufuk çizgisine yaklaşınca ve gökler kızıla boyanınca yavaşça yaklaştı Knidos fenerini bekçisine. Adam kızı görünce gülümsedi ;


- Gel denizkızı, gel yanıma. Neden geldiğini biliyorum.
- Biliyor musun ?
- Evet, biliyorum ya. Sen yüreği senin için çarpacak, senin gibi atacak, mavi yürekli, cesur kalpli bir denizciyi sormaya geldin değil mi ?
- Evet, oldum olası korktum ben denizcilerden. Oysa içimden bir ses bir gün bir denizci bulacaksın, seni yüreğiyle saracak, gözleriyle koruyacak, sonsuza dek seni sevecek deyip durdu hep.
- Bu denizci de senin peşinde denizkızı. O da buraya seni bana sormaya geliyor…
Şaşırdı denizkızı… Heyecanlandı… Ne diyeceğini ne yapacağını bilemedi. Tam o anda arkasında belirdi denizci. Gözleri kocaman açılmış, inanması zor bir ifadeyle denizkızına bakmaktaydı… Knidos Fenerinin bekçisi gülümsedi önce yavaşça, sonra usulca kapıyı kapattı kulübesinin ve gözden kayboldu.. Güneşin kızılı yavaşça ufuğun arkasından kayboluyor, gökler kızıldan siyaha teslim olmaya hazırlanıyordu…
Denizci hayranlıkla gözlerini kapatmadan arkasındaki kızılların içinde sanki alev alev yanmaktaymış gibi görünen, saçları rüzgarda uçuşan bu peri kızına nefes almadan ve kıpırdayamadan bakıyordu… Denizkızı da batmakta olan güneşin son ışıklarının vurduğu yüzünün sarı sıcaklığında gözleri kamaşarak ve taş kesilmiş bir halde seyrediyordu bu uzaklardan gelen denizcinin gülümseyen yüzünü…

- Çok uzaklardan geldim buralara. Karalar ülkesinden. Karadayken soluk alamayan ruhum, denizlere açılınca, alıyordu hayatımın dümenini eline, deniz denen bu dişi varlığın koynuna atıyor kendini ve ona sığınıyordu hemen. Karalara geri dönünce, geride her seferinde yarım kalan bir aşk mavi derinlere bırakıyordu kendini usulca bir dahaki kavuşmaya dek. Daha fazla dayanamadım denizkızı. Vurdum kendimi denizler ülkesine. Bundan böyle mavilerde yaşamak için… kalabilecek miyim buralarda dersin…
- Mavi ruhlu denizci, sen istedikten sonra kim geçebilir denizlere kavuşmanın önüne. Belli ki sen o’na aitsin, Ege’ye aitsin. Mavi yürekli denizci ömrün sevdanla geçsin. Sen o’nda o sende olsun.
- Knidos güneşi, kara insanlarına ceza verircesine karalardan değil, denizin koynunda kayboluyor bak denizkızı. İnsan bir şeylerin avucundan kayıp gittiğini hissediyor bir an. Bir gün daha bitiyor ufkun ardından…
- Bir gece daha başlıyor ama denizci. Yıldızların koynunda masmavi bir dünyanın kollarına geldin sen. Bana Knidos Fenerinin Bekçisinin kalbi nasıl atıyor onu anlat denizci. Antik bir kentte ataların ruhlarının altında anlat bana denizci.
- O adam var ya o adam, bir yanında Ege öte tarafında Akdeniz olan tek adam geceleri başını yastığa koyduğunda. O adam var ya o adam her gece aşk tanrıçası Knidos’lu Afrodit ile rüyalarında sevişen adam o adam. O adam, denizciler kadar denizci, atalar kadar ata, bir bilge adam. O adam var ya o adam denizkızı; Arşipel ruhlarının her akşam toplandıkları görünmez sofraya kabul edilen tek fani. En yaşanası hayatın sahibi bu adam, ömrünü aşk ve denizle dolduruyor işte. Benim yapmaya çalıştığım gibi denizkızı.
- O adamın sen olduğunu biliyorum denizci. Denizin, Ege’nin, yitip giden hayatların içinden doğan aklı ve yüreği mavi sevdasıyla yaşayan gri hayatlardan kopmuş olan o adam sensin. Seni görüyorum denizci, ait olduğun ve hissettiğin yerdesin.
- Ben hep bunları anlatmayı istedim denizkızı. Karalar ülkesinde dinleyen olmadı beni pek.
- Anlat denizci anlat ki içindeki mavi daha çok yaşasın, anlat ki Eski denizin ruhu içinde canlanıp var olsun, anlat ki denizkızı dinlesin, gören gözlerinle anlat denizci.
- Sadece sana, dilimi, aklımı, beni bu dişi denizler gibi anlayan, anlatmak için heyecan dolduran bu denizkızına anlatırım… anlatırım elbet…
- Ben mavilerin bir parçasıyım, sen mavinin içindesin denizci, görmüyor musun yoksa ?
- Evet ama başka bir şey daha olmalı… başka bir renk daha…
- Benim rengim nedir denizci ?
- Senin rengin kızıl denizkızı. Güneş doğarken de batarken de kızıldır. Sen öylesin… Araftasın …
- Ne o dünyada ne bu dünyadayım öyle mi ?
- Hayır tam öyle değil… Ben de araftayım. Bir yanımızda bilinen herkesin her şeyini vermeye hazır olduğu bir karanlık, bir perişan, bir zavallı hayat, öte yanda ise bizim ikimizin bildiği masmavi bir dünya var. İkimiz de ikisinden birine tam olarak ait değiliz. Sen benim dünyamı, bense seninkini merak ediyoruz… Ne günüz ne gece… Kızılız…
- Renklerini anlat denizci. Bir gün mavini anlat, bir gün sarını. Bir gün mavini anlat bir gün yeşilini… Bin bir gece masalları gibi… Masallarını anlat bana denizci.
- Anlatırım denizkızı… masalın olursam, ben de seninle olurum… Knidos’a neden geldin denizkızı ? Mavi nefesini almak için mi ? Mavi uykulara dalmak için mi ? Masalcı bir denizci bulmak için mi ? Neden geldin bu eski şehre ? Taşlarına dokunmak , binlerce yıl önceye ruhunu göndermek için mi ?
- Denizlerde özgürce yaşamak için geldim denizci… sevdamı bulmak için….mavilerin içinde eskilerden kalan bir aşkı bulmak için geldim. Senin rengin ne peki denizci ?
- Rengim sarıdır benim denizkızı. Siyah gecenin ve beyaz günün tam ortasında durur sarı. Gün yaşamı, gece ölümü anlatırsa, sarıya kalbini açmış, ona gönül kaptırmış adam, bazen yaşama aşkıyla dolar taşar, bazen ölüme baştan mağlup doğmanın çaresizliğine gömülür. Sarı budur işte. İki tarafa da yakın durur. Bazen var olma iddian, bazen sönmeye yüz tutmandır. Tıpkı benim gibi be denizkızı.
- Sarını dinlemek ne güzel denizci. Sarı da yaşam ile ölüm arasında arafta sanki. Günün aydınlığı gecenin de içinde olsun… Ölümün çaresizliği gecenden çok uzak olsun denizci…


- Araf, bazen çaresizlik bazen bilinmezliktir denizkızı.
- Sayende arafta olduğumu fark ettim. Kızıl bir dünyanın içinde. Biraz da sarıyı keşfederek.
- Araf biraz da uykudur denizkızı. Ben uykumda düşünürüm. Ne için varız, ne yapıyoruz diye. Aşk denizkızı, aşktır nedenimiz bizim, deniz denen sevgilinin peşinde. Eriyoruz iyiden iyiye… Araftakilere bakıp gel diye seslensin diye…
- Hep anlatacak mısın masalları, renkleri bana? Yoksa bitecek mi bir gün masalların denizci ?
- Denizcinin ne keşfi biter, ne rengi ne de masalı... Denizkızı da bir masal değil midir zaten ? Onu hiç görmemiş denizci dinler masalı, görense anlatır. Sağol be denizkızı, kendini bu denizciye gösterdiğin için. Yeni masallara yelken açmama neden olacağın için.
- Denizkızı kaçar tüm masallardan, çünkü ne zaman görünse mavilerde, hapsetmek ister onu karaların karanlık yüzü. Yalnızlığı ve maviyi seçmiştir bu nedenle denizkızı. Ondan pek görünmez ne karada ne denizde… Arafta yaşar denizkızı.
- Araftan kurtulmak için renkleri öğrenmelisin denizkızı. Renkleri anlamalısın.. Onları seçmelisin sonra, hayatını boyamalısın seçtiğin renklerle…
- Maviyi bilirim ben denizci. Mavilerin yüreği bende saklıdır. Maviyi bilirim ben.
- Ama sen kızıldasın denizkızı, tıpkı benim gibi, araftayız biz . Ne beyazız ne siyah. Ufka bak denizkızı, görüyor musun ? Güneş beyazını terk etmek ve sarıya bürünmek üzere. Aynı güneşe mi bakacağız bu akşam seninle ataların bu eski kentinde denizkızı ?
- Aynı güneşe bakacağız bu akşam, güneşin alev kızılı mavi bir aşk ateşine dönüşecek, kızıl bir büyü saracak benliğimizi, sarı’n aleve, alev aşka dönüşecek, gece siyah ve yalnızlığa çekilse de ağır ağır, ruhun hem mavi, hem sarı, hem kızıl yanacak. O alevler kızılları, o kızıllar ise aşkını besleyecek denizci…
- Ruhumu yakan şey, güneşin sarısı mı, denizin mavisi mi yoksa denizkızının kızılı mı bilemedim … Kızıl sarı ateşlerde ya yanarsak aynı güneşe bakarken denizkızı ? Ya yanarsak ? Nasıl söneriz o yangında denizkızı, nasıl söneriz ikimiz ?
- Unuttun mu biz araftayız be denizci. Sen söyledin…Sarı kızıl alevler sarsa da ruhumuzu, yanan ruhumuz sönmese de bir mavi boyu, aynı güneşe bakarken tutuşsak da sarı kızılına, kızıl aşkına… Biz yine de arafta kalırız be denizci.
- Arafta kaybolmak en kötüsü be denizkızı. Zaten alev alev yanmaktayız, bir de arafta ıssız, arafta sessiz, arafta yönsüz kalırsak alev alev yanarken eririz be denizkızı… Su olup denizlere karışırız da kimseler fark etmez araftan düşen iki ateş damlayı... Kızıl arafta alevler içinde yanarken, birden mavilerde kayboluruz usulca.. Korkmaz mısın bundan ? Yoksa arafta olmanın sırrı mıdır erimek ? Ya da kızıllarda kaybolmanın hazzı mıdır bizi buraya getiren denizkızı ?


- Belki de iki mavi damla gibi denizlere karışmaktır marifet be denizci.
Birileri farketsin diye beklemektense yaşam, denizkızı önce kızılda kaybolur sonra usulca mavisine kavuşur…
- Senin mavin nerede denizkızı? Mavi huzurun rengidir, Arafta olanın huzuru olmaz ki denizkızı ! Araf bırakmaz ! Araftaki kızıl maviye asla teslim olmaz. Bak denizkızı güneş sararıyor. Kızıla dönmesine ramak var artık. Hayatımızda nelere ramak kaldı, kaç kere nelerin kapısından döndük be denizkızı hatırlıyor musun ? Yine bir şeylere ramak mı var yoksa ? Bakıyor musun güneşe denizkızı ? O, önce ben sonra sen olacak yavaşça. Ardından ufkun ardına sarkacak, orası araf işte denizkızı… bizi yine arafta bırakacak…
- Büyüleniyorum denizci. Kızıllar zehirliyor, okşuyor, sarsıyor içimi, içimdeki beni… Araf bana hem huzur hem hüzün veriyor senin yanındayken denizci. Arafta beklerken maviyim ben be denizci. Huzur ve hüzün yüklü bir soluk maviyim işte. Maviden huzuru, sarı ve ateş kızıllardan hüznü öğreniyorum denizci…
- Denizcilerin yüreği yerinden oynar denizkızı görünce hatta ismini duyunca bilir misin bunu? Kızılın büyüsüne kapılan, denizkızına aşık olan nice denizciler vardır sonu hüsran olan… Masallar böyle söyler be denizkızı… Denizciler bilirler bunu. Hem rüyalarını süsler denizkızları hem de korkarlar başlarına geleceklerden… Ama aşk bu, en sert rüzgardan daha sert eser. Savurur denizciyi kimsesiz sahillere öylece… Zordur işi denizcinin be denizkızı, zordur… Öyle zordur ki…
- Denizkızlarının yürekleri sığmaz bedenlerine, kendilerini karaya sürüklemeyecek bir denizci beklerler mavi dünyalarında. Aradıkları denizciyi bulamadıkları için kaçıp maviye saklanırlar. Deniz yürekli bir denizcidir bekledikleri. Mavi derinlerde birlikte kaybolup eriyecekleri bir denizcidir hayallerindeki. Onu özlerler tüm hayatları boyu… Bu yüzdendir saklanışları… bu yüzdendir yalnızlıkları, kaçışları, yalnız yolculukları ve uzaklara özlemleri… Korkuyor musun yoksa denizci? Gidiyor musun yoksa ? Rüyanı Knidos’a bırakmaya mı gelmiştin yoksa ? İstediğin renklere ramak kala griyi maviye tercih mi edeceksin…
- Gidersem denizkızı, gri bir şehir beni bekliyor. Ait olmadığım, renklerimin solduğu bir garip Zion… Felaketler kenti harap koca bir Zion… Oysa ben Knidos’a ait olmak, burada kalmak istiyorum…
- Renklerin solmasın o güzel iç dünyada be denizci… Arafın mavi tarafına arayalım beraberce, ona döndürelim kalplerimizi olmaz mı sanki denizci, olmaz mı… Orada ararken, beklerken yalnız olmadığını bil. Hem gitsen de renkler peşini bırakmaz denizci. Gri çok olabilir. Her yerde mavi olmayabilir. Ama her sabah ve her akşam kızıl sarıya ve sarı kızıla dönüşür denizci…
- Dönüşler benim sonlarımdır denizkızı. Solar, yok olurum… Görünmez ateşten damlalar içime akar ve düştüğü yeri yakar, deler, eritir… Denizi olmayan kaptan olurum ben… Güneşimi, denizimi, kızılımı kaybetmenin o taşınmaz ağırlığı çöker omuzlarıma… Gri dünyanın tutsak hayatında tek tesellim ufuk çizgisidir artık. Ufka takılı gözlerim hep kayıp aşkı arar durur… Sarılar kızıllara, ateş kızılları aşklarına dönerken her akşam gün batarken bir yerlerde, gri sisler onları görmeme izin vermez denizkızı. Masallar öksüz kalır, dinleyen bulunmaz gideceğim yerde be denizkızı…
- Sen içinden de olsa söyle masallarını, denizkızı duyar mavi mırıltıları…
Gidersen geri gelecek misin denizci? Renklerini geri alacak mısın ? Yoksa arafta çok mu kalacaksın denizci ? Gri şehrin o lanet arafında çok kalma denizci… Kaybolma orada.. Yüzünü maviye çevir, hem yalnız değilsin denizci. Mavideki denizkızında saklı olacak masalların… Orada da güneşin batışını beraber izleyecek miyiz denizci ?
- Orada da güneş belki aynı güneş, rüzgar aynı yönden esiyor, dalgalar bile benzer ama ben aynı ben değilim oralarda be denizkızı…
- Sen gidince ben hangi renkte olacağım peki denizci ? Denizler mi fısıldayacak yoksa rüzgar mı bağıracak rengimi bana senin yokluğunda?
- Ayrılıyoruz değil mi denizkızı ? Yoksa hep ayrı mıydık be denizkızı ? Deniz neden hep hasret getirir denizciye? Kendi hep hasrettedir de ondan mı yoksa? Gidersem denizkızı ikimizde siyahlarda kalacağız … Kalacak mıyız be denizkızı…
- Siyah gecenin rengi… gece acının… acı çekiyor denizkızı… gidersen sen denizci, denizkızının sesi lacivert derinlere gömülecek… ve o derinlerde mavi masallar olmayacak…


- Ah be denizkızı… Arafın siyah tarafına düşüyoruz beraberce… Sen derin siyahlara, ben dibi görünmeyen sulara… Sarı soluyor, kızıllar dağılıyor bak… Sıcağın yerini soğuk alıyor yavaş yavaş … Arafın dibinde yalnızlık ve sessizlik var. Üşüyeceğiz denizkızı, çok üşüyeceğiz…
- Şimdiden üşüyorum denizci… parlaklığım söndü… Siyah derinlerde kayboluyorum, gölge oluyorum… Söyledim sana… boşuna kaçmaz denizkızları...masalların sonu hep böyle biter… hep böyle…
- Deniz yürekli bir denizci değil miydi beklediğin? Denizciyi arafın daha da dibine atma be denizkızı… O yüreği görmüş olmalısın, dokunmuş, bilmiş olmalısın… Masalların sonlarını kim bilebilir ki denizkızı ? Başını bilebiliyor muyuz ki sonunu bilelim…
- O yüreği gördüm denizci… Ondandır zaten acım… Benim yüreğimdekilerin aynısını gördüm denizci seninkinde… Arafta siyaha düşmeyeceksin değil mi denizci… Ben siyahın içinde sarıyı soluyacağım denizci… Ufka baktığında ben yine orada olacağım kızıllar içerisinde biliyorsun değil mi denizci… Sesim olmayacak belki ama ruhum hem mavide, hem kızılımda, hem de denizcinin sarısında olacak … sen gözlerini kapa yeter…
- Kızıl büyüyü de yanıma alıyorum denizkızı… gözlerimi kapattığımda etrafımı sarsın diye…
- Geri döneceksin değil mi denizci…
- Bir gün denizkızı, denizlere, güneyin mavilerine döneceğim yeniden… Yine sana rastlarsam eski denizcilerin yaptığı gibi bana mırıldanacağın şarkını dinleyeceğim, beni derin denizlerin lacivert diplerine çeksen bile… Bulamazsam seni denizkızı döndüğümde yine kızılları seyredeceğim gün batımlarında… Arafa gidiyorum denizkızı… tutunmaya çalışarak arafta umut edeceğim yeniden kavuşmayı…
- Arafta olacağım denizci… sarı ve kızılın büyüsünde arafta bekleyeceğim seni… Belki bir gün iki damla olarak mavilere karışmayı umut ederek…
- Güneş battı denizkızı… Siyahlar yaklaşıyor usul usul… Serinledi her yer, çok serinledi… Sarı siyah oluyor bak yine… Üşüyorum denizkızı. Yine soğuk ve ölü grilere gidiyorum … Aklım sende kalarak gidiyorum… Hoşçakal denizkızı hoşça kal…
- Üşüme denizci… Üşüme ne olur.. Mavi rüyalarımız hep bizimle… Mavi hayallerim sarının içinde… Elveda deniz yürekli denizci elveda… Bir gün açık denizlerde buluşmak ve hiç ayrılmamak üzere denizci… Aklım sende saklı artık… Sen gidersen denizci, maviler eksik kalmaya başlar... Gözlerim ufka takılı kalır… sarının kayboluşunu ve kızıla kavuşmasını beklerken batı ufuklarında... uzaklarda bir yerlerde fırtınanın koptuğunu bilmek, o fırtınanın er geç üzerine geleceğini sezmek ve biraz korkmak ... Fırtınadan önceki o sakin denizlerin sessizliğinde takılı kalmak ...fırtınaya sevdalanmak onu kucaklamaya hazırlanmak ...Gözlerinin önünden yağmurlar düşünce gideceğin yerde ve göklerdeki kızılı göremeyince bulutlardan denizkızı da görünmez ama belki aklında görünür denizci...
Görünür mü denizci ?

- Dönünce şehrin sokaklarına, renklerimi çalar şehir yine..
Duman gökler perde olur alabildiğince.. Ne sarı kalır ne kızıl.. Ne diyeceğimi bilemem gözlerime .. Uzak ufuklarda saklı sevdaları görmeye alışırlar çaresizce... Masalımı anlatmayı bırakıp o masalın içine girmek, ufukta her aksam beliren o büyülü kızıl rengin halkalarında eriyip kaybolmak, aramıza çizilecek mavi duvarı silmek isterken, geri dönmek, buraları terk edip gitmek ne acı denizkızı…

- Gözlerim her gün seni arayacak göklerde, mavi masalının içine geri gelmeni bekleyeceğim.... Nasıl geleceksin masalına… Araf’tan geriye nasıl döneceksin denizci ? Araf’ta payıma düşen sensizlik mi olacak benim... Hep karşı kıyılardan mı izleyeceğiz birbirimizi, göklerde birbirini kovalayan renkler mi olacağız... Onlar bile kısacık bir an da olsa birbirlerine dokunurken, biz uzaklardan mı duyacağız nefesimizi... Hani nasıl ve ne zaman bilemesen de Araf’tan birlikte çıkacaktık denizci... Kaybolduğun derin lacivert sulardan alabilecek miyim seni günün birinde, ve sen sessiz lacivert sulara dönmesini engelleyecek misin denizkızının....Bu tutku, bu özlem, bu aşk nasıl durulacak denizci... O büyünün içindeyken bile yüreğinin hasreti bitmezken, uzaklarda nasıl geçecek zaman...
Ah denizci, Araf’tan ne zaman karışacağız kendi mavi dünyamıza... Sen artık mavimin bir parçası oldun bende denizci... kalbimdeki deniz oldun...


- Bir gün denizkızı, bir gün, bir açık denizin tam ortasında bati ufuklarına pruvamızı çevirip, yelkenleri mayna edip öylece duracağız ikimiz... Renklerimizi, seyre dalıp hiç konuşmadan, renklerimiz birbirine değerken gözlerimiz takılı kalacak birbirimizde. Hiçbir şey demeden konuşan denizi dinleyeceğiz... Ufuklar anlatacak olanları bize.. Ve biz anlayacağız neler olduğunu.. Sadece adını fısıldayacağız... Başka bir şey demeden. Rüzgar saçlarını yüzüme fırlatacak. Sadece saçların dokunacak bana. Yalnızca bakışlarım değecek tenine.. İşte o an ben sonu olmayan bir ufuk çizgisi olup kızıllara bürüneceğim usulca.

- Yalnızca bakışların değse tenime... Yalnızca saçlarım dokunsa yüzüne... Yeter denizkızına... Hiç konuşmasak, sadece sarı kızıl renkler dokunsa birbirine... Sessizlik konuşsa... Fısıldasa aşkı... Sadece dinlesek gökleri... Sadece duysak bakışlarımızdaki feryatları.. Yeter denizci...

İçi titriyordu denizkızının… Bulmuştu işte… aradığı deniz yürekli, adam karşısında ona bakıyordu sapsarı güneş akislerini yansıtarak suratına… Aralarında mesafe yok gibiydi ...elini denizcinin yüzüne götürdü usulca… dokunmak istedi... yapamadı denizkızı… gitmesin istedi… kalsın istedi… söyleyemedi…

…………………………….

Kalamadı denizci güneyin sıcak ve mavi dünyasında… Denizkızının ateşinin yanı başında duramadı. Tüm hayatı boyunca aradığı ve sonunda bulduğu denizkızına sarılamadı … Koklayamadı… sevemedi… Kalmak istedi… Durmak istedi… Sarılmak, ona dokunup doyasıya sevmek istedi… kor alev parçalarının yan yana ateşte durduğu gibi durmak istedi onunla… Onu bulmak için gelmişti oysa… onu bile söyleyemedi…
İçin için yanarak dönüş yolunda açtı beyaz yelkenlerini yine de… Dönmek zorundaydı.. Anlatamazdı bunu denizler ülkesindekilere, denizkızına… Anlatsa da zaten anlamazlardı ki… Beyaza sığındı bu kez denizci. Mavi denizin üzerinde, ak yelkenleriyle, güneşin battığı kızıllara kırdı dümenini... Bilerek bütün bu renklerin gideceği yerde siyaha dönüşeceğini… Bilerek fora dedi göklere kadar yükselen sesiyle... Yine de gitti… Arkasına bakamadan…


Knidos fenercisi usulca gıcırdayan kapısını açıp baktı sahilden yavaşça uzaklaşan teknedeki denizciye… Ve kayanın üzerinde sessizce denizcinin ardından bakan denizkızına…
Mırıldandı içi hüzün dolarak…”Ne harap bir sevda… başlamadan biten çok eski bir aşk… Ne bir daha yaşanır, ne de rastlanır… Ne yazık… ne kadar da yazık…”
Sonra güneşin ufkun içinde buz misali eridiği yerlere baktı fenerci.. Semada artık ne sarı vardı ne de kızıl.. Saf bir siyah ele geçirmişti gökleri sessizce… Araf, gecenin ta kendisi olmuştu artık…

CENK ŞAHIN

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri