Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Knidos'da Bir İtalyan Kızı

Esintilerde savrulan siyah saçlarından sadece ufak bir tutamı gözlerinin üzerine düşmüş. Gözlerinde ürpertici bir karanlık ve kulaklarında sadece bordaya vurup duran dalga sesleri ile çekilen küreklerin kıyırtısı ve verilen sert komut sesleri var. Karinadan  sürekli korkutucu gıcırtılar ve bordayı  delice döven dalgalar duyuluyor.

Yukarıdan, güverteden gelen bağrışmalar irkiltiyor onu.

Tepeden çok cılız bir ışık eski ve üzerine basınca eskilikten gacırdayan tahtalardan aşağıya, olduğu yere doğru sızmaya çalışıyor. Aslında kimse ışık istemiyor aşağıda. Karanlıklar içinde kalan ruhlarına, karanlık bedenlerinin eşlik etmeleri yeğleri. Işık zor, aydınlık düşman aşağıdakilere. Güneş eski dost yeni buruklukları. Ama bu gece semada ay var. Hem de dolunay. Dalgaları yararak ilerleyen teknenin tamda pruvasında yol çizmiş gibi. Fakat o yol, ambardakiler için kapkaranlık bir çıkmaz sokağın ta kendisi. Adeta son yolculuk gibi.

 

Bütün bedeni ve yüzü eski bir kahverengi urganla sarılı. Sadece gözlerinin akı görünüyor . Aşağısı da gözleri de nemli. Ortalık alacakaranlık bir sabah kadar aydınlık ancak. Güzelim ay, ışığını gönderemez, içeriyi aydınlatamaz olmuş. Aşağısı nefessiz. Aşağısı boğuk ve bezgin.  Aşağısı sızı dolu yüreklerin çarpıntılarının dinlenildiği ama hiç konuşulmayan yer. Buradan ses değil sadece iniltiler duyuluyor. Aklındaki anıları gözlerinin önünden geçerek ve yüreğinde atılmış sıkı düğümler nefesinin keserek orada öylece duruyor.

 

Zihnini dolaşan düşünceler bitkin. Ne olduğunu neden bunların başına geldiğini kavramak çok zor o ve etrafındaki onlarca kişi için.

Ne çocukluk hayallerinden  ne de genç kızlık rüyalarından  eser kalmamış. Donuk bakışların yerleşip hiç terk etmediği gözleri, yüreğinden yüzüne akan müthiş bir hüzünle dopdolu. Ürkekçe bakıyor yukarıya.

Rüya olmasını ve artık uyanmasını dileyerek tanrıdan. Ama nafile !

O burada, bu karanlık denizlerin üzerinde. Bu eski teknenin ambarında dalgalarla sallanıp dururken öylece olacakları bekliyor.

 

 

Anne babası ve kardeşlerinin değil de en çok aşkının ona bir mikropmuş gibi davranması alaşağı etmiş tüm benliğini .Hayattan çekilmiş, pısmış, bir Ceneviz gemisinin ambarında büzülmüş halde bulmuş kendini.

Güneşli bahar günlerinden puslu kışta kalmış bir anda. Biraz gerisinde küreklere asılan kaburgaları sayılacak kadar zayıf ve perişan forsaların bile farkında değil. Algısı kapanmış. Kendini bile terk etmiş bir güzel İtalyan kızı. Yola çıkalı çok olmuş. Terk edilmiş, biçare ,yapayalnız.

 

Uzunca bir süredir herkes ona uzak, her şey ondan ırak. Knidos açıklarında mavi denizlerin üzerinde bir eski gemide. Sadece gözleri görünüyor. Korku ve çaresiz bakışlarının farkında olan kimse yok etrafta.

Koynundan bir resim çıkarıyor. Güzel günlerinde çizilmiş bir resim.

Varlıklı ve tanınmış ailesinin özel tuttuğu ressama yaptırılmış.

 

 

Sahip olduğu tek şey bu resim.  Bakıyor o resme. Parmaklarını üzerinde gezdiriyor dakikalarca. Dalıp gidiyor. Güzelliğine bakıp kavrulup mahvoluyor.

Evini,bahçesini arkadaşlarını ve rüzgarın saçlarını savurduğu günleri hatırlıyor. Oysa aynı rüzgarın şişirdiği yelkenler onu bilinmeze, yalnızlığa ve yok oluşa götürüyor artık, o henüz bilmese de.. 

Çaresi olmayan Cüzzama yakalanmış bu güzel ve yalnız kız, bir Ceneviz gemisinde Datça’ya götürülüyor. Orada öylece bırakılmaya.  Yabancı topraklarda terk edilmeye.

Yaşam onun için bir eski küs arkadaş artık sadece. Anılar ise keskin kılıç. Gönlü yara bere içinde, zihni karışık, gözleri buğu olmuş bir güzel kız o.

Tüm yolculuk tek lokma yemeden tek kelime etmeden öylece duruyor o sefil ambarda. Sonra bir gece, ayın gökte parladığı bir siyah gecede kapaklar açılıyor. Yukarıdakiler çıkmasını ve gemiden inip karanlık siyahlarda gözden kaybolmasını söylüyorlar ona. Narin bedeninin çabalayıp kaldırıyor oturduğu yerden. Kimsenin gözlerine , suratına bakmadan,bakamadan kimseye içinde birikmiş onca cümleden bir tekinin bile söyleyemeden gemiden iniyor. Arkasını dönüp bakıyor aniden. “Beni bırakmayın buralara “ der gibi.

Kimsenin umurunda , kimsenin farkında olmadığı İtalyan kızı. Baktığı yerdeki gemi onu yaşamdan, ölüme getiren Azrail gibi geliyor ona.

 

Ayın ışıkları içinde karanlığa doğru gözden kayboluyor. Gözleri ıslak. Dudakları titreyerek. İçinde kopan fırtınaların sesi o gece kopan fırtınadan büyük, kaybolup, eriyip gidiyor siyahlarda…Gözlerinin akı siyahlar içindeki simasında , sanki karanlık gökteki dolunay gibi.

 

 

Bir süre geçiyor bu topraklarda. Ne kadar zaman geçiyor kimse bilmiyor.

Ne olup bitiyor onu da kimse bilmiyor. Nasıl olduğunu da… Ama o güzel İtalyan kızı iyileşip o resimdeki gibi oluyor yeniden.

Aynada gördüğünde, yıllarca yüzünü saklamak için doladığı bezi sıyırdığında  ilk kez suratında belli belirsiz bir gülümseme var oluyor aniden. Biraz inanamadan, biraz kursağı tıkanarak ve biraz şaşkın.

Esaret sona eriyor, hüzün uçup gidiyor.

 

Bu kez gökte ayın görünmediği ama kalbinden vücudunun her noktasına ışıklar saçılan bir gecede oradan bir daha dönmemek üzere ayrılıyor.

Doğup büyüdüğü topraklara geri dönmeye gidiyor.

Ailesi ve sevdiğine “Döndüm , ama size değil” demek için… Kendine yeni bir yaşam kurmak için… Yola çıkıyor. Bezgin ve güçsüz halinden eser olmadan… O İtalyan kızı geri dönüyor. Çalınmış yaşamını geri almaya, yeniden var olmaya… Doğduğu topraklara ruhunu iade etmeye…

 

Denizler ve yola çıkmak... Seyir etmek. Rotalar koymak haritalara. Gitmeyi bilmeyene , göremeyene zul gibi, eziyet adeta. Oysa  kiminin yaşama nedeni, var olma sebebi. Ölümsüz aşk gibi, bir büyük karasevda gibi...

Gitmelerle dopdolu hayatı seçenlere bir ödül gibidir her yola çıkış. Gidemediğinde , kıpırdayamaz hale getirir insanı.

Hayat durağan, yaşam tek düze oluverir anice. Oturamaz, yürüyemez, yiyemezsin. İçinde fırtınalar kopar, şimşekler çakar ve yağmurlar yağar.

Ya yola çıkmanın ne demek olduğunu, gitmenin neye benzediğini,keşfin nasıl bir haz olduğunu bilmeyenler ? Sabit,prangalı yaşamın belli belirsiz mahkumları ?

İçinde duyduğu burukluğu anlayamaz. Boşluğu dolduramaz. Sıkıntısının büyümesini engelleyemez.

Varmak için değil gitmek için gidilir. Yağan yağmurları dindirmeye, güneşi açtırmaya . Karanlık gece yarılarına dolunay olmaya. Yine böyle gittim. Bu kez de Knidos’a. Ege’nin ucuna. Akdeniz’in köşesine..

 

Datçayı bordalarken aklıma buralara yüz yıllar öncesinde, Venedik,Ceneviz hatta Mısır gemileri ile getirilip kaderlerine terk edilmiş insanlar geldi .

 

Yüreğim acıyor. Canım sıkılıyordu. Onlar için sanki yas tutuyor gibiydim burada ,Datça açıklarında,kendi teknemin güvertesinde. Gözlerim karada ,ben denizin üzerinde gözlerim donuklaşarak seyrediyorum Datça kıyılarını. Tanımadığım, dilini bilmediğim ve beni bilemeyecek, yüzyıllar öncesine ait onca insan için üzülmek. Garip geliyor önce. Ama boğazım düğümleniyor işte. Onlara yapılanları hayal edip ,kederleniyorum. Datçayı geride bırakıp gece kalacağımız Knidos’a rota kırıyoruz. Ama aklım hala 500 yıl önce belki de benim dümen suyumda kalan denizlerde belki de tam bulunduğum koordinattaki İtalyan kızında. Yaşadıklarında..

 

Direğimin tepesine çıksam ve 500 yıl öncesini görsem ,görebilsem şu an.

O Ceneviz gemisinin ambarının kapağını kaldırıp herkesi hür bıraksam. Onlara yardım edebilsem keşke. Kalbimin aklıma galip çıktığını biliyorum yine. Ama bu denizlerin, bu toprakların mitolojik ya da antik hikayeleri beni benden alıp alıp duruyorlar. Aklımı meşgul, içimi tuhaf ediyorlar sürekli. Sanki yüzlerce yıl evvel ben de o hikayelerde yaşamışçasına, var olmuşçasına.

 

Sonra Knidosu görüyoruz. Güzel Knidos. Muhteşem Knidos. Tek ve benzersiz Knidos. Büyü diye bir şey varsa ilk büyüyü yapan Knidosu gördükten sonra yapmıştır. İnsanı büyüleyen Knidos.   

Apollon yada Artemis değil de Afrodit in heykelinin şehrin tam merkezinde olduğu güzel Knidos.

 

 

Demirleyip, karaya çıkıyoruz. Öylesine etkileyici bir yerdeyiz ki ..

Tam önümüzdeki büyük tapınak, hemen yanındaki bir tarafı Egeye diğer tarafı Akdeniz’e bakan şölenlerin, oyunların,  eğlencelerin düzenlendiği tiyatro, geniş ve merdivenli yolları, eski evleri, taşlardaki oymalı süslemeleri ve mistik atmosferi ile koca Knidos.

Bastığım yerlerden 3000 yıl önce geçenleri düşünüyorum. Dokunduğum taşlara dokunanları. Seyrettiğim güzelim manzaranın ve ufkun tadını yüzlerce sene önce çıkaranları.

O İtalyan kızın buralara gelip gelmediğini. Afrodit heykelinin dikilmesinden sonra gelişen ticaret sayesinde nasıl zenginleştiklerini.

 

Gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulan ünlü  astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksusu düşünüyorum. Samanyolu’nun kollarını dahi gözlemleyebildiğiniz Knidos semalarına geceleri bakarken kafasında oluşturduğu kavramları, formülleri…

Buradan gökyüzüne baktığına emin olarak Samanyolu’nu seyretmek heyecan ve tarifsiz haz veriyor bana. O devrin en meşhur, doktoru Euryphon’u,  ünlü ressam Polygnotos’u düşünüyorum. Çizdiği ve çizemediği resimleri.

Eski devirde dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos’u birde.

Ve Knidosu Knidos yapan Afrodit heykelinin heykeltraşı Praksitelesi…

 

Antik tiyatronun seyirci sıralarındaki taşlardan birine oturup dalıp gidiyorum zamana. Burada 3000 yıl önce oturan Knidoslu neler gördü ?

Neler yaşadı bu yarım adada diye  ?  Temaşahı, hayatı düşlüyorum oturduğum terden etrafa bakarken eski adı Cnidus olan bu yerde.  

Sanki tepelerden birileri lir çalıyor gibi. Kulaklarıma hoş müzikler geliyor.

Knidosluları düşünüyorum. Hayatlarını. Yaptıklarını. Çaldıkları müzikleri, seyrettikleri oyunları,içtikleri şarapları…

 

Devrin en güzel şarabı burada yapılır oradan, Yunanistan ve Mısıra kadar satılırmış. Amforalardaki o şarabın rengini, aromasını ve kokusunu merak ediyorum. İmkansız olduğunu bilsem de bir taşın arkasında içi şarap dolu antik Knidos damgalı bir testi bulacakmışım gibi heyecanla geziniyorum yıkıntıların arasında.

 

 

Arkadaki küçük askeri limana gidiyoruz. Orada öylece duran ufak bir kayık vuruyor beni. Öyle mahzun ve terk edilmiş ki… Suyun üzerinde ama karaya oturmuş adeta mahvolmuş bir şekilde bize bakıyor gibi. Hemen onu oradan kurtarıp denizlere atacağınız bir yunus gibi.

 

Gözünü Knidosa , arkasını Egeye çevirmiş, “Beni kurtarın buradan” diyor gözümün içine bakarak.

Tam arkasında güneş batmak , gün sona ermek üzere. Bugün de olmadı ama yarın mutlaka kurtulacağım, kurtulup denizlere yeniden kavuşacağım der gibi duruyor işte orada.

 

Tepede ay gülümser gibi bize bakıyor. Arkada ise Knidos feneri. Gün batımında bembeyaz ve zirvede ne de güzel görünüyor gözüme.

Fenerin güney tarafında kayalıkların arasında sıkışıp kalmış bir batık var.

Küçük bir kısmı , burun tarafı açıkta ,tüm gövdesi suyun altında hala direnir gibi duruyor. Belki kurtulabilirim diyor sanki.

 

Tamamı batmış ama burnundan son nefeslerini almaya çalışıyor gibi.

Bu kayık ve bu gemi öyle hüzünlü geliyorlar ki bana ,anlatamam.

Knidosta çaresiz kalmışlar,o kız gibi terk edilmişler işte.

 

Liman içini seyrediyorum Tiyatronun en üst sırasındaki beyaz taşın üzerinde. Aşağıda yelkenli teknelerden gelen güzel müzik sesleri, yüzen,koşturan,oynayan çocukların bağırışları, yemek yiyen insanların sohbetleri… Yeni Knidoslular yaşamdalar işte. Atalarının topraklarında varlar. Onları ziyarete gelmiş gibiler.

 

Gece bastığında , ortalık loşlara büründüğünde teknemin havuzluğunda gökyüzüne bakıyorum. Bu gece yine dolunay var yukarıda.

Bumbaya astığım lambamın ışıkları bir uzaklaşıyor bir yakınlaşıyor benden. Ay tepelerin silüetinden henüz kurtuldu. Işığını görebiliyordum bir süredir ama kendisi henüz belirdi gökte. Tepede bir küçük ağaç sabit. Ay tam arkasında. O küçük ağaç bir baştan bir başa ayı enlemesine kat ediyor. Önce köşesinde beliriyor gölge gibi. Sonra tam içine merkezine yerleşiyor. Kısa kalıyor orada, ve bir an geçiyor ayın o bembeyaz çemberini terk ediyor tepedeki ağaç. Az ötede şimal var ve ay sanki onu yakalamak ona kavuşmak ister gibi peşinde. Ağacı da,tepeyi de geride bıraktılar çoktan. Uzaklardan bir solugan geldi teknemin bordasına şimdi. Salıncak gibi sallıyor bizi. Nereden yola çıktı kim bilir ?  Ve ne zamandır  yol alıyor ?

Asılı ışığım ile ay tam da üst üste geldiler bir an için. Lambam aydan büyük .

 

 

Öyle mi ? Her şey aslında ne de yanıltıcı. Ama göz, gönül,akıl bazen körüne inanır işte. Göremez gerçekleri. Uzaklardan bir İspanyol gitar sesi kulaklarımda.  Hüzünlü akortlar , iç çeken melodiler rahiyası gibi.  Ay ne kadar gitse yıldız da o kadar gidiyor. Ay çaresiz,ay sessiz,ay güçsüz. Dünya dönüyor. Ne lambam ne ay ne o küçük ağaç farkında. Ama ben biliyorum. Bir gün daha bitiyor..

Aklıma ambarın loş ışığında cehennemlerde kalan o kız geliyor yine. Şimdi  nerdedir, bilinmez ? 

O kız gibi çaresiz kalmasın, o kız gibi mahvolmasın, o kız gibi kavrulup ateşlerde yanmasın diye cüzamla mücadele eden , eğitim savaşı veren

kaybettiğimizde ağlamaklı olduğum Türkan Saylan’a  yapılan saygısızlık ,vefasızlık geliyor aklıma sonra.

  

 

“CÜZZAM hastalığıyla mücadelenin simgesi, Mayıs 2009 da hayatını yitiren  ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan'ın isminin 21 yıl gönüllü başhekimliğini yaptığı İstanbul Lepra Hastanesi'ne verilmesine 

AA KE PE milletvekillerinin ret oyları ile karşı çıkıldı.”

26.08.2009  Hürriyet”

 

Cenevizliler kadar insafsız ve hoyratça…

 

O kızın geri dönüşü gibi Türkan Saylan ismi de o hastaneye geri dönecektir. Biliyorum. Knidos’a konan Afrodit heykeli gibi biz de bir gün onun heykelini o hastanenin bahçesine dikip önünde saygıyla eğileceğiz.

Hatta belki 3000 yıl sonra bu yazı okunacak ya da Türkan Saylan ‘ın hikayesi dilden dile anlatılacaktır. Mitolojik bir hikaye,yürek burkan bir masal gibi.

 

Ülkemde bir gün iyileşecek, o İtalyan kızı gibi…

 

 

Bütün yerleşimi, Burgaz'dan bu yeni yere planlı ve düzenli bir şekilde taşıyan Knidosluların arasından, dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen İskenderiye Feneri'nin mimarı Sostratos da çıkmıştır. Aynı zamanda İskenderiye'deki Tetra Stadyumu'nun mimarı olan Dexiphanes'in oğlu olan Sostratos, İskenderiye Feneri'nin dışında, Knidos'ta Ertelenmiş Zevkler Bahçesi ,Delphi'de Knidos Evi ve Mısır Nil nehrinde bir çok yönlendirme kanallarının mimarıdır.

  

Karya bölgesindeki bu eski Dor kentinin M.Ö. 1000-1200 lere kadar uzanan bir geçmişi olduğu düşünülüyor. Şu anda Knidos olarak adlandırılan kent, M.Ö. 4. yy.da deniz ticaretinde daha avantajlı bir konumda olduğu için kuruluyor ve eski Knidos ( Burgaz ) kısmen terk ediliyor. Yukarıdaki haritada eski Knidos mavi ile işaretli , sonrasında kurulan Knidos ise kırmızı ile işaretlidir.

British Museum'un sitesinde belirtildiğine göre Knidos, en parlak döneminde 4 adet tiyatroya sahipmiş. Şehrin ne kadar büyük olduğunu ve Knidosluların kültürünün ne kadar geliştiğini göstermesi açısından önemli bir bilgi.

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri