Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Çilek Kokan Yelkenler

“Terk etmişler, terk edip gitmişler” diye seslendi fısıldayarak saklandığı ağacın arkasından. Elimdeki bembeyaz sepeti aniden yere düşürdüm istemeden.
“Fast Wind’den mi bahsediyorsan yoksa?” dedim kısık sesle.

Çok baba adamdı Hulusi amca. Her gün Bebek’teki müdavimi olduğu kahveye kafasında beyaz fötr şapkası, kolalı jilet gibi yakalı beyaz gömleği, siyah takım elbisesi ve bir taktığını bir daha takmadığı rengarenk koca papyonu ile gelir, elindeki ahşap tutamaklı koca bastonunu masaya dayar ve hep aynı şeyi içerdi. Sakızlı orta Türk kahvesi. Hep oturduğu masadan kahvesini yudumlarken boğazı seyre dalar, gözünü ufuklara dikerdi. Arnavutköy sırtlarında dönüm dönüm çilek tarlaları vardı. Mevsiminde toplatır, satar bütün yılı elde ettiği o kazançla geçirirdi. Bu yüzden 1 adet çilek bile çok kıymetliydi onun için.

Arnavutköy’de sert rüzgarlarda sallanan eski ahşap köşkümüz ise Hulusi amcanın çilek tarlalarının tam da altındaydı. Çilek mevsiminde etrafı nefis bir çilek kokusu sarar bizim gibi çocukluktan yeni yeni delikanlılığa geçenler, o güzelim kokuya dayanamaz, her fırsatta çilek toplamaya giderdi gizlice. Hem telle çevirmiş, hem köpek koymuş hem de bekçi tutmuştu Hulusi amca biricik geçim kapısını kimseler tarumar etmesin diye. O akşam da tek başıma kimseler görünmeden sırtlara tırmanmış, çilek toplamış, köpeklere ısırılmadan, bekçiye yakalanmadan ve tellere takılıp tökezlemeden eve kadar geçmiş ama son anda duyduklarım karşısında afallayıp bir sepet çileği yere düşürmüştüm. Ezilmiş çileklerden ortalığa karışan nefis kokular burnuma gelirken cevap verdi ;

“Evet, Fast Wind. Tonozunda öylece duruyor. Hem de bir başına.”
Gözlerim kıyıdaki karanlıkta sırayla yanmaya başlayan gemici fenerlerinin resitaline takıldı. Belli ki balık avı öncesi hazırlanıyorlardı kurt balıkçı tekneleri. Bir fener de benim içimde yandı. Kor alevi görülecek diye ceketimi kapattım hızla.

Harp zamanlarıydı. Atatürk daha yeni bizi hasreti ile baş başa bırakmış, Avrupa ise bir baştan diğerine alev alev yanıyordu. İstanbul’u terk eden edeneydi. Yağ, ekmek, tuz, şeker gibi bir çok şey karneyle alınıyor, benzin şişeyle satılıyor, geceleri karartma yapılıyor hatta bazı akşamlar sirenler deli gibi çalıp bizi sığınaklara girmeye zorluyordu. Zor ve kara yıllardı. Geceleri fazla lamba yakamaz pencerelere yapıştırdığımız siyah kartonlarla ışıklarımızı gizlerdik.
Güneş batarken pencerelerimden boğazın mavi sularına bakar tek tük teknelerin salınmasını iştah ve gıpta ile seyrederdik.

 

Yıllarca İstanbul’daki yabancı elçiliklerde çalışan sefirlerin birbirinden alımlı kotralarından başka pek yelkenli yoktu denizlerde. Hafta sonları sefirler ve eşleri dostlarını da yanlarına alarak yatlarına atlar ve kah boğaz kah adalar kah Moda ve Fenerbahçe koylarında yelken yaparlar, caka satarlardı.

Gerçi Moda yelken kulübünde az da olsa Türk gençleri yelkene merak sarmışlardı ama böyle güzel ve büyük kotraları nereden bulacaklardı. Sonra savaş patlak verince bir çok sefir ve yabancı diplomat apar topar şehri terk etti. Arkalarında bir çok şeyi de bırakarak.

Fast Wind İngiliz konsolosluğunun yeni yaptırdığı ve henüz suya ineli birkaç gün olan son teknesiydi. Çoğu kimse İngilizlerin 8 yatı olduğunu ve sonuncusunun Gisela olduğunu sanıyordu. Oysa bu dokuzuncusuydu. Çift direkli bir keç. Konsolosluktakilerin bile haberi olmadığı ahşap yat yapımını bitiren tersanenin önündeki tonozda öylece duruyordu demek. Terk etmişler, onu orada öylece bırakmışlardı. Belki kaçar gibi yurdu terk ederken akıllarına bile gelmemişti bu yeni yaptırdıkları tekne. Tonozunda salınıyordu şimdi. Sahipsiz, kimsesiz…

Sonbahara daha çok vardı ama Ekim lodoslarına dek ona sağlam bir yer bulmalıydık.

İkimiz de Moda deniz kulübüne arada sırada takılıyor, sandaldan bozma yelkenli kayıklarla yelken basıyorduk. Bir kez 3 direkli bir uskunaya kısa bir süreliğine binebilmiş ve o günden sonra hayallerime giren bu tekne sayesinde denizlere iyice sevdalanmıştım. O uskunayla kocaman bir Akayı ( kömürle çalışan yandan çarklı koca siyah bacalı hızlı boğaz vapurları) full arma geride bırakmıştık. Çok etkileyiciydi.

Ertesi sabah Hulusi amca gibi sevip saydığımız Mois amcanın Bebek sahildeki ıstakoz ve pavurya avına yardıma gittik. Aklımız tonozdaki yalnız kızdaydı. Onu oradan almalı ve yelken basmalıydık. Savaş yıllarıydı ve işler karışıktı. Kimsenin bu yeni tekneyi değil düşünecek aklına getirecek hali yoktu. Londra Berlin’le boğazlaşıyordu. İşin iyi tarafı tekneyi imal eden atölye kapanmış, paralarını peşin almış olan atölye sahipleri de nasıl olsa alırlar diye tonozda bırakıp gitmişlerdi Fast Wind’i.

Mois amcaya ait boş bir tonoz vardı Arnavutköy’de duran. Oraya getirecek, ona evladımız gibi bakacaktık. Kafaya koymuştuk. Fast Wind bizim, ikimizin, iki çocukluk arkadaşının, iki deniz sevdalısının olacaktı.

Aradan birkaç gün geçti. Bir sabah hava ağarmadan Arnavutköy’deki eski çayhanede buluştuk. Yeni çıkan marmelatlı çöreklerle beraber içtik sıcak çayımızı. Biz almasak, ona sahiplenmesek, gönlümüzü açmasak, onu esaretinden kurtarmasak orada öylece çürüyecek ve yok olup gidecekti.

Fast Wind’ in güvertesine kendimizi atıp da tonozunun halatını kestiğim anda sanki yedi denizleri zapt etmeye yelken basan kaptan-ı deryalar gibi hissetim kendimi. Fast Wind alın beni götürün buradan, kurtarın bu tonoz esaretinden der gibi baktı yüzümüze. Sabah melteminde yavaşça bastığımız trinketle sakin ama hızlı tramolaları ardı ardına patlatıyorduk. Bu sakinlik bitmeden yavaş akan ters akıntıdan kurtulup Marmara’ya atmalıydık kendimizi…

Öğle güneşi tepeye vurduğunda Büyük adanın güney tarafında delicesine yelken yaparken bulduk üçümüzü. Bize alışıyordu. İlk kez rüzgarla, ilk kez dalgayla, ilk kez bizle tanışıyordu. Hava kararana dek çocuklar gibi şen yelken yaptık Fast Wind ile. O artık bizimdi. Soluk karanlıkta Arnavutköy’deki tonoza bağlanıp sırtlara çıktık beraberce. Etrafın silik ışıkları içindeki silüetini seyrettik tepelerden. Bir yelkenlimiz vardı artık. Hem de en hızlısından…En yenisinden..En güzelinden…

Ertesi sabah Mois amca sakızlı kahvesini yarılamamışken yanında bittik.
Teknenin bize emanet olduğunu ve müsaade ederse bir süreliğine tonozu kullanmak istediğimizi söyledik. Mois amca akıllı adamdı. Çapanoğlunu sezdi ama tanışmak istemedi bu bityeniği ile her nedense. “Peki” dedi.
“ Bir süreliğine ama”…

Gözlerimizden çıkan ışık mı yoksa yüzümüzdeki sessiz sevinç naralarımı ikna etti onu bilemiyorum.

Hulusi amca ile Mois amca iyi dosttular. Hulusi amcanın Arnavutköy’deki çilek tarlalarından bembeyaz sepetlere doldurup Kadıköy çarşıya götürmesinde Fast Wind’i kullanmıştık birkaç kez. Tekne bir süre sonra çıkmayan bir çilek kokusuna bürünmüştü. Hatta yelkenleri her fora edişimizde koku daha da keskinleşir, mis gibi çilek kokuları eşliğinde seyirler yaptırırdı bize…

Okullar kapanmış yaz tatili başlamıştı. Her gün tonozundan çözüyor, mavilere açılıp yelken yapıyorduk. Bir gün önce mizanayı sonra da cenovayı açtık. Rüzgar fırışkaydı. Bocurum,trinket flok derken full arma uçuyorduk. Arkamızda beliren Akay, Büyükada’ya dek bizi zorlamış ama geçememişti. İstanbul’un en hızlı teknesi Fast Wind’di artık, biliyorduk.

Mustafa Kemal sağ iken yayınlanmaya başlayan Deniz mecmuası bizim eve de Moda yelken kulübü’ne de sürekli girerdi. Küçüklüğümden beri okumaya doyamadığım bu dergi sayesinde deniz sevgim büyüdükçe büyümüş oturduğumuz semtin de deniz kenarında olması aşkımı iyiden büyütmüştü.
Bu aşktı biraz da bizi bu işe bulaştıran. Belki yaptığımızın bir bedeli, bir sonucu olacaktı ama umurumuzda bile değildi. Kendi haline bırakıp çürümesine müsaade edemezdik. Bir süre sonra artık ona tamamen bağlanmıştık…

Harika bir yaz günüydü. O sabah başımıza geleceklerden tamamen habersiz, erken vakit esen fırışka rüzgarı görüp koşa koşa vardık kızımızın yanına. Pazar günü olması ve denizlerin üzerinde İstanbul’da ne kadar yelkenli kotra varsa pazarları adalara doğru yelken yapıyor olmaları bizim de rotamızı adaya hem de en büyüğüne Büyükada’ya kırdırdı.

Fast Wind ile adalara giden akarlarla ( eski yolcu vapurları ) kapışır, o çarklı koca vapurları full arma yanlarından geçer gider, gemideki yolcuların arkamızdan hayran, hayran bakışlarını, onlara çektiğimiz yelken ziyafetini yan gözlerle çaktırmadan izler, keyiflenirdik…

Güneş tepeye varmak üzereyken ufukta Büyükada belirdi. Tüm yelkenlerimiz açık halde Marmara’nın mavi billur sularını yararak ilerliyor, pruvamızdaki mavileri bıçak gibi kesip pupamıza beyaz köpükler olarak bırakıyorduk.
Aniden yaklaşık yarım mil önümüzde adanın iskelesine doğru hızla ilerleyen çarklı ada vapurunu gördük. Çarklı vapurlar ince, uzun gövdeli süratli yolcu vapurlarıydı. Yan tarafa biraz fazla yolcu yığılsa vapur hemen o tarafa doğru yan yatardı. Bir süre sonra bizim yaklaştığımızı gören yolcular heyecan içerisinde vapurun sancak tarafına yığıldı ve çarklı akar hafifçe sancağa doğru yattı. Rüzgar artmıştı ve biz hızlanmış bir şekilde ada vapuruna neredeyse yetişmiştik. Yolculardan bir kısmı bize tezahurat yapıyor, bazıları bahse giriyor kimileri de vapurdan taraf çıkıp kaptana “daha hızlı daha hızlı” diye bağırıyorlardı.

Herkes, hepimiz çok keyifli anlar yaşıyorduk. Etrafta seyir eden diğer yelkenli kotralardan alkışlar duyuyor, el sallayanlara karşılık veriyorduk.
Adanın iskelesine çarklıdan önce ulaşacak ve bunu kutlayacaktık.

Rüzgar altına düşüp hızımız kesilmesin diye son bir hamleyle ada vapurunun iskelesine kırdık dümeni. Birkaç saniye sonra da vapurla borda bordaya geldik. Yavaşça geçmeye başlamıştık artık. Üst güvertedeki yolcular havalara şapkalarını atıyor, “bravo bravo “ sesleri göklerde çınlıyordu. Sonra hayatımın sonuna kadar geceleri kabuslarıma girecek olan o ürpertici sesi duydum. Ani gelen bir sağanak Fast Wind’i anice yatırmış, tam bu esnada cıvadramız akarın iskele çarkına dalmıştı. Çatırdayarak kırılan cıvadramıza bağlı baş ıstralya vapurun çarkına sarıp sarmalandı göz açıp kapayana kadar. Ve teknemiz tamamen sancağa yattı. Önce halatlar, sonra minderler ardından güvertedeki eşyalar ne varsa denize aktı gitti hepsi. Arkasından korkunç bir inleme ile kopan ıstralyalar tekneyi sertçe doğrulttu. Yırtılmış yelkenleri güçbela mayna edebildik. Küpeşte de delikler, gövdede yarıklar oluşmuş, teknenin içi sularla dolmuştu. Ne mavi ne beyaz ama kararmış sularla…

Çarktan kurtulup öylece kalınca, etrafıma baktım donuk gözlerle. Gözlerim o an iki gümüş bilye kadar soğuk ve cansızdı. Bir büyük gülle güverteye düşmüş gibiydi sanki. Direkler, yelkenler, her şey parçalanmıştı. Sonra ada vapurunun durduğunu, yolcuların bir korku filminin finalini seyredip de kalakalmış gibi oldukları yerde tek ses çıkarmadan bize baktıklarını gördüm…

On yıl. Tam on yıl gidemedim yanına. Sonra yine tatlı bir meltemin estiği bir bahar sabahı gittim Fast Wind’e. Kazadan sonra çekilip bağlandığı Moda’daki tonozunda çürümüş, kurumuş adeta yaşarken gömülmüş gibiydi. İçinde saatlerce oturdum. Ağladım, ağladım…


Sonra önümden yavaşça geçen ada vapurunun üst katından başında kocaman kırmızı şapka olan bir kadın el salladı bana. Elinde beyaz bir sepetin içinde çilek vardı. Yanındaki adamla göz göze geldik sonra. Hulusi amcaydı. Ah be evlat der gibi baktı yüzüme uzaktan. Sonra vapur, Büyükada’ya doğru hızlandı ve gözden kayboldu gitti..


Ben Fast Wind ile baş başa kaldım arkalarından öylece…


CENK ŞAHİN
 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri