Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Balıkçı'nın Mektupları ( Azra Erhat )

1957 yılının ilk aylarıydı. A.Kadir ile İlyada çevirisini yarılamıştık ki, Hasan Ali Yücel haberini almış, o sıralarda yönettiği İş Bankası Kültür Yayınları'nda basılmak üzere istemişti çevirimizi. İstemekle de kalmamış uzun ve ayrıntılı bir önsöz de istemişti benden. Habire çalışıyordum, Homeros ve Ilyada'yı Türk okuruna anlatayım diye. Önsözün yarısından fazlasının bitmiş olduğu bir akşam, Maya Galerisi'ndeki bir sergiden çıktık, Füreyya, Sebahattin Eyüpoğlu, Fikret Adil ve ben Halikarnas Balıkçısı işle birlikte Tepebaşı'ndaki bir lokantada yemek yemeye gittikti. Halikarnas Balıkçısı'nı tanıyordum elbet, daha öncede görmüştüm. Ama ne yalan söyleyeyim epey yabancı gelmişti bana o koca adam. Karşısında tuhaf bir çekingenlik duyuyor, onunla konuşabilmek şöyle dursun, ona varlığımı bile duyuramayacağımdan emin olarak büzülmüş oturuyor, hiç lafa karışmıyordum. Birden Sebahattin benim İlyada'yı çevirdiğimi attı ortaya. Demeye kalmadı, Balıkçı bana şöyle bir baktı ve Homeros ile Ilyada üstüne bir nutuk çekmeye başladı.

 Önce dinledim, ama açıldıkça açıldı, hiçbir yerde duymadığım, okumadığım öylesine aykırı şeyler söyledi ki, burnuma biber sürülmüş gibi oldum. Neler de neler uydurup sayıyordu; Yok  İlyada Atina'da sansür edilmiş, yok Homeros Iyonyalıyken ve Anadolu'nun kahramanlığını yüceltirken Yunanistan kıskanmış bunu ve almış metni sansür etmiş, kimi yerleri budamış, kimini değiştirmiş, şurda burda parçalar eklemiş, Atina zorbası Peisistratos bir komisyon toplamış, ona yaptırmış bu işi, böylece altüst olmuş İlyada. Yani elimizdeki İlyada metnini çevirmeye değmez demeye getiriyordu işi. Akademik kaynaklardan edindiğim kırk yıllık bilimsel kanılarımı topa tutmuş, bir sırça saray gibi yıkmaya çalışıyordu hepsini. Hem nereden geliyordu bu bilgiler, olmayacak savlar? Niye bu şiddet, ne oluyorduk? Kılıcını çekmiş, tüm bilim çevrelerine savuruyordu küfürleri, ben de onlardandım ve alınıyordum. Sonra hiçbir yere yerleştiremiyordum söylediklerini, hiçbir iler tutar tarafını da göremiyordum bu yakışıksız saldırıların. Eh dayanılır mı, öfkeyle karşı koymaya uğraştım ama ne mümkün, Balıkçı fitili almış gidiyordu.Beceriksizce ileri sürdüğüm fikirlere kulak bile vermiyordu.Saçmaladığından emindim. Hele tutumuna öyle içerliyordum ki, açıkça hakaret edecektim neredeyse.

 Kendimden geçmişim. Çok ağır sözler de söyledim herhalde ki, tartışmaya katılmayan öbür arkadaşlar rahatsız oldular. Sebahattin ya da Fikret Adil konuyu değiştirdi. Ama ben gecenin sonuna dek tir tir titredim sinirimden. Gece bitince kalktık ayrılıyorduk, derken Balıkçı gülerek elimi sıktı. "Ben bunları yazar gönderirim" dedi. Ne yazıp ne göndereceğini düşünmedim bile. Bu denli bilim dışı bir tutuma karşı ne yapmalı diye köpürüyordum içimden. Halikarnas Balıkçısı'nı yıpratırım diye bir sürü dedikodu da yaptığımı anımsarım o geceki konuşma üzerine. Derken zaman geçti, unuttum herşeyi. Bir akşam üstü eve geldim, apartman kapısından içeri girdim ki, yerde bir şey gördüm. Ama nasıl birşey, kundaktaki bebek gibi geldi bana. Eğildim baktım bir paket, üzerinde kocaman harflerle adım yazılı. Çevresi de pullarla donatılmış.Ekspres, özel ulak yazıları kırmızı mürekkeple çizilmiş. Hiç böyle birşey görmemiştim ömrümde, evde paltomu çıkarmadan koştum, makasla kestim pakedin iplerini. Açtım baktım ki bir tomar yazı. Renk renk kurşun kalemle yazılmış bir sürü sayfa. Deli olacaktım, 80 sayfa ! Tam iki tomar...

9.Subat.1957 tarihinden sonra 'Merhaba, merhaba' diye yazıyor, sonra da hemen Apollon Smintheus bahsine girişiyor. Kendi söyledikleri siyah kurşun kalmele yazılmış. Alıntıların ingilizce olanları kırmızı, fransızca olanları yeşil kalemle. Yani İlyada konusunda sadece kendi görüşlerini değil, birçok batılı bilim adamının da savlarını iletiyordu bana. Şaşkına dönmüştüm. O yazdıklarını o gün ya da ondan sonraki günlerde nasıl okudum, okudum mu okuytabildim mi bilemiyorum. İçeriğinden çok özü etkilemişti beni, demek yanılmışım, savsata ve palavra sandığım, Balıkçı'nın meyhanedeki o sözleri derin bir bilgi ürünüymüş. Öyle bir bilgi ve araştırma sonucu ki, cılız değil, hiç kalıyordu yanında benim önsözü yazmak için bunca uğraşlarım, çabalarım... Utandım, çok utandım, ama utancım olumludur benim her nedense. Hemen kararımı verdim. Aldanmıştım... Aldandığımı bildirmek ve hatamın karşılığını ödemek boynumun borcuydu.  Ama nasıl? Bana verilene eşdeğer bir veriyle. Önsözümün yazılmasını bitirip, çalıştığım yerden izin aldım ve Balıkçı'ya bir telgraf çekerek İzmir'e geleceğimi bildirdim.Bu kez Balıkçı şaşırmış olacak..! Yanımda götürdüğüm önsözü varırvarmaz ona verdim, ama pek üstünde durmadı. Halikarnas Balıkçısı İzmir'de kaldığım iki gün boyunca beni gezmeye götürdü. Bir otomobil tutmuştu, şöförü de Mustafa adlı tombul bir gençti. Balıkçı'nın dur dediği yerde duruyor, geziyorduk. Konuşuyor, anlatıyordu o ilk defa gördüğüm canım anıtları, tarihi eserleri, Egeyi ve düşümde dahi göremeyeceğim bir sürü canlı ve büyüleyici yerleri. Balıkçı, aşındırdığı toprakların üzerine sapasağlam basıyor, heykel gibi dikiliyor, başı, saçları, sesi doğanın devinimine karışarak dalga dalga yükseliyor, taratıyordu geçmişle, geleceği bir renk cümbüşü içinde. Ben ise aklıkla, mavilik içinde kendimden geçmiş, yüzüyor gibiydim. Yeniden yaşama uyanmıştım. Boyutlarını sezinleyemediğim bir merak sarıyordu içimi. Gerçek bilimin eşiğine yeni yeni ayak basıyordum besbelli...

 Halikarnas Balıkçısı, Mart 1957'den ölümünden bir yıl öncesine değin ( 1972 ) mektup yazdı bana. İlk mektubu kadar ayrıntılı ve uzundu çoğu. Herbiri öyle yeni, öyle başka, öyle ilginçti ki mektup denemedi aslında bunlara.Yatarak yazdığını birkaç kez söylemiş olmasına karşın satırlardaki düzgünlük akıllara durgunluk verecek niteliktedir. 15 yıl boyunca bana ne kadar mektup yazmış diye merak ettim, sayayım dedim. Baktım sayılacak gibi değil. Hiç olmazsa 1 senesini saymaya kalkıştım onu da beceremedim. Daldıkça dalıyor, sayıları karıştırıyordum. Yüzlerce mektup ve binlerce sayfadan bahsediyorum. Bzıları 4 okul defteri kadar. Kimisi 2 büyük resim defterini doldurmuş. Tüm mektuplarını ekspres, özel ulakla göndermiş, bazı günler bir değil iki mektup geldiği de olmuştur bu 15 yıl boyunca. 1 yıl sonra hiçbir yere sığmayan mektuplar için Kapalıçarşı'dan bir büyük sandık almıştım ama o da 1 yılda doluverdi.

Mektuplar, sadece mektup değildi. Bunu anlıyordum. Balıkçı bu mektuplarıyla yeni bir tür yaratmıştır. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir yazar böyle bir tür meydana getirememiştir sanırım. Tür deyince de Balıkçı'nın kişiliğine uygun birçok türün , binbir türlü uğraş ve düşüncelerin biraraya gelmesinden doğan kendine özgü bir türdür bu. Sanatı da, edebiyatı da, günlük sohbeti, aşk şiirini ve bilimlerin birçok dalını da kapsar, sindirir ve en canlı aynı zamanda en özenli biçimde dışarıya verir.

Bu mektupları bir gün yayınlayacağımı Balıkçı biliyordu, daha doğrusu bu düşünceyi o aşılamıştı bana. Alçakgönüllü, insan ayartıcısı koca Balıkçı..!  İnsan sevgisini de, doğa sevgisini de Balıkçı'dan öğrendim ben...

Balıkçı öldü... Onu kaybettikten sonra mektuplarını okumak hiç geçmedi aklımdan. Bir gün onları yayımlayacağıma dair ona verdiğim söz de uçup gitmiş aklımdan. Bir gün kalkıp Bodrum'a gittim, Balıkçı'nın mezarına. Dönüşte nasıl sarıldım mektuplarına bilemem. Eve gelir gelmemle, mektupların durduğu bavulları indirmem, mektupları dışarıya çıkarmam ve daktilo makinemin başına oturmam bir oldu. Okudukça yazdım, yazdıkça okudum...

Mektupların tamamında Balıkçı'nın yazışı değme babayiğidin başaramayacağı yoğunlukta ve dolgunlukta bir yazıştı. Değinmediği konu, bilmediği bilim , kullanmadığı dil yoktu. Düşğncesi evrensel ve politikti. kişiliğinin yönü, tüm çoğulcu kapsamıyla belirli ve olumlu insanlığın ve insancıllığın mutlu geleceği yolundaydı. Herakletiosın dediği gibi "Panta Rei" yani her şey akar. Hep akan bir yaratıydı kendisinki. İçinde yüzdüğü gürül gürül ırmağın burgaçlarına dayanamazdı hiçbir yüzücü. Dayanamadı da...

Azra Erhat  -  Aralık 1975

 

Son eklenenler

Mavi Platform

Denizlerden.com Ekibi

 Elbette...


Doğan Ateş KONURALP

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI'nın bir fotoğrafı var bende, yanındak genç şu anda 75 yaşında, akrabamdır. web Sitenize koymayı düşünürmüsünüz.

hüseyin AKDEMİR

Atlantik okyanusunu gecmenın zamanı ve suresi nedir tesekkurler

Denizlerden.com Ekibi

 Duyurularımızda yer vermiştik. Unutmamız mümkün değil...


eyupsatar

bu gün balıkçının doğum günü Google hatırlamış .

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz. Denizlere gidemediğinizde sığınacağınız tek liman...


Doğan KONURALP

Web siteniz çok güzel hazırlanmış, konu seçimleri, fon müziği, yazarlar, deniz hikayeleri hepsi çok güzel. Belki hayallerim gerçekleşmedi ama sitenizi ziyaret ettiğimde yaşamış gibi hissediyorum.

ahmet toyoglu

selamlar ben 30 yasindayim ve hayalim dunyayi dolasmak buna hazirim ama imkanim yok benim size mail atma nedenim boyle tekne ile gezebilen insanlarla irtiabta gecebilmek yardimci olarak hic bir ucret almadan seve seve calisirim ihtiyac olursa bana firsat verirseniz asla pisman etmem simdiden cok tesekkur eder saygilar.irtibat numaram 0543 917 29 91

Hülya Ceylan

bu yazı kanımı dondurdu amatör dalgıçların dalış limiti 30 metredir herkes o kadar şanslı! olmaz http://denizlerden.com/?action=authors&page=author&no=42&icerik=212

Denizlerden.com Ekibi

 [email protected]


Ekrem Tok

Turizmin incisi Çeşme’de DLH nın geçici devirle Çeşme belediyesine işletilmesi için devrettiği Dalyan köy yat bağlama limanının hali içler acısı. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla, Ekrem Tok. Not: Fotoğraf göndermek istiyorum e-posta adresinizi gönderirmisiniz.

metin becikoğlu

sayın yönetici. necati zincirkıran üstadın 1992 yılında trt de yayınlanan uzaklar belgeselinin 1 bölümünü rica etsem gönderebilirmisiniz. yanılmıyorsam birde uyumak istiyorum diye içinde geçen bir şiir. youtube dan ve trt arşivinden baktım ama bulamadımj. zahmet olmazssa yardımcı olabilirmisiniz. çok sevinirim.selam sevgiler metin becikoğlu

Ayhan Şahin

Değerli denizci dostlar merhaba 50-60ft.boyunda olabilecek charter trimaranın yan gövdelerinin inşaası bitti.Bundan sonrası için maddi ve dizayn konusunda katkısı olacak,vede yazın Türkiye de,kışın Karaipler de bizzat charter olarak işletecek,arkadaş ve arkadaşlarla işbirliği yapmak [email protected]

Denizlerden.com Ekibi

 Teşekkür ederiz Erdoğan bey. yazarlarımızın yazıları sürekli güncelleniyor.

denizden uzak kalmayın..


ERDOĞAN KAYA (erbey)

Sitenizdeki tüm yazarların yazılarını büyük bir zevkle defalarca okudum. Sitede emeği geçenlere ve yazarlara teşekkürler. Bir denizci olarak yazarlardan daha fazla yazılar bekliyoruz. Lütfen yeni yazılar eklesinler. Selamlar.

Cavit Can Tanyeri

http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142 çalan fon müziği George Dalaras a aitir doğrudur fakat la malaguena yı hiçbiryerde bulamamaktayım rica etsem bu parçayı indirebilieceğim bir platform önerseniz .

Rukiye Güney

Ayça Hanım ve Levent Bey Merhabalar, Ocak ayında Antalya'da yapılacak olan ve 550 kişi katılımlı bir etkinlikte konuşmacı olarak sizi sunabilmek için görüşmek istiyorum. Tel. 0 530 151 53 95 Geri dönüşlerinizi rica ederim. Teşekkürler, iyi çalışmalar

deniz kara

sitenizi çok beğendim deniz kokusu eksik olmasın burnumuzda sevgiler sizinle olsun pruvada yelkovan kuşlarının peşisıra özgürlük işte tam burada

Denizlerden.com Ekibi

 La Malaguena  GEORGE DALARAS


Akif Mustafa YANIK

Pardon şu " Eylül Ekim Ayı Balığı" başlığında çalan şarkıyı öğrenmek istedim. http://www.denizlerden.com/?action=contents&page=content&catno=16&no=142

Denizlerden.com Ekibi

 Straight to the heart SINA VODJANI


Akif Mustafa YANIK

Merhaba,Şuan web sitenizin fon çalan fon müziğini öğrenebilirmiyim? Paylaşımlarınız ve emekleriniz için teşekkür ederim.

Mesajların tümü için tıklayın

Yazarlar

Halikarnas Balıkçısı

CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI

Ege kadınları

Kısmet

SADUN BORO

Karadeniz mi, Ege mi ?

Komodor Gözüyle

NECATİ ZİNCİRKIRAN

Yelken seyrinde sert havada denizle uyum sağlamak

Şadanca

PROF.DR.ŞADAN GÖKOVALI

Bana "iştiyak" larından gelmişler...

Rüzgar Baba

HALDUN SEVEL

Yaşamın sırrı

Fırtınaların Efendisi

CUMHUR GÖKOVA

Monte Negro

Ada

CENK ŞAHİN

Baharı beklerken

Okyanuslar

HAKAN ÖGE

Dünya turu için tekne boyutu

Kayıtsızın Yeri

ÖZKAN GÜLKAYNAK

Marinalar

Uzaklar

OSMAN ATASOY

Döndükten sonra olanlar

Alarga

TAYFUN TİMOÇİN

Derdimiz ne

Derinlerdeki İzler

KENAN ERGÜÇ

Derinlik 70 iş bitmiş

Sudan Sebep

BURAK AKIŞIK

Midye Tava

Denizin Derinleri

DENİZ ŞAHİN

Doğru mu yaşıyoruz sizce?

Miço

MELİH ŞENDİL

Yaş 85 yolun yarısı

Mavi Aşk

BURÇAK KARADEMİR

Sıla

Deniz Kızından İnciler

SEMA GÜZELAY

Kızım

Rüzgar Mavisi

EMRE ÖZGEN

Dört Duvar

Hava Durumu Linkleri